12 °C

“Paydos demek üzüyor, sabahı iple çekiyorum...”

Tasarımcı Binnur Uyar, “Kendimi bildim bileli her şeyimi baştan tasarlamaya olan merakım en sonunda bu işte hayat buldu, diyebilirim. Bu öyle bir içgüdü ki 12 saat hiç durmadan çalışsam da yorulmuyorum” diyor.

“Paydos demek üzüyor, sabahı iple çekiyorum...”

EMRE ALKİN

Bursa beni her zaman şaşırtmıştır. Bu aralar konferanslar için oldukça sık gittiğim Bursa’da, bir rastlantı eseri sosyal medyada görüp seçtiğim ve sonrasında sürekli konakladığım otelde karşıma bir tasarımcı deha çıktı. Tamamıyla merak ve keyif ile başladığı “haute couture” bugün Binnur Uyar’ı “olmazsa olmaz”lardan biri hâline getirmiş. Otelin içinde bulunan butik, akıllara durgunluk verecek ayrıntılarla dolu tasarımları sergiliyor. “Elbise” demeye dilim varmadığı için “tasarım” demeyi tercih ediyorum. Binnur Hanım bir yılbaşı kutlaması için oradaydı. Ben de fırsatı kaçırmadım. Merak ettiğim ne varsa sordum. Paylaşmasak olmazdı...

Okuyucuların tanıması için tam olarak bugüne kadar ve şimdi ne yaptığınızı kısaca anlatır mısınız ?

1972 İstanbul doğumluyum. Bursa Setbaşı İlkokulu ve Bursa Kız Lisesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdikten sonra “Moda ve tasarım üzerine eğitim almalıyım,” diye aklımdan geçirmiş, fakat geç kaldığımı düşünüp vazgeçmiştim. Evlenip çoluk çocuğu belli bir yaşa getirdikten sonra, uzun yıllar kendime tasarlayıp diktirdiğim kıyafetlerime olan talep, beni bu işi profesyonelce yapmaya itti. İstanbul’da La Salle Academy’ye yazılıp Bursa’dan İstanbul’a haftanın belli günleri derse gittim. 2012 yılında Binnur Uyar Design Studio’yu kurdum. Tabii ki bu kurulum aşaması çok emek istiyordu. Atölye kurmak, showroom, kurumsal kimlik çalışmaları, online sitelere satışlar derken tek başıma her şeye yetişemediğim için Selma bana yardım etmeye başladı ve bunu hemen ortaklığa çevirdik. 2012 yılının haziran ayından beri yoğun bir tempoyla çalışıyoruz.

Yaptığınız işi seçmenizde yaşadıklarınız mı etkili oldu, yoksa çocukluktan gelen bir motivasyon mu?

Kesinlikle kendimi bildim bileli her şeyimi baştan tasarlamaya olan merakım en sonunda bu işte hayat buldu, diyebilirim. Bu öyle bir içgüdü ki 12 saat hiç durmadan çalışsam da yorulmuyorum. Akşam olduğunda işe paydos demek beni üzüyor, sabahı iple çekiyorum.

Sosyal medya yaptığınız işte ne kadar etkili?

Sosyal medya bizim bu işe başlamamızla aynı dönem içinde hızla ivme kazandı. Bu aslında bizim için de büyük bir şans oldu. Başka türlü kendimizi ifade ediş şeklimizi dünyanın dört bir yanına gösterme şansımız asla bu kadar kolay olamazdı.

“Uzaktan göründüğü gibi kolay değil...”

Yaptığınız iş dünden bugüne ne kadar değişti?

Dünden bugüne popülaritesi çok arttı. Yanına bir terzi alan bu işe başladı. Ama, malum, hiçbir iş uzaktan göründüğü kadar kolay değil. Gerçekten işi severek yapan, bu işte iyi olan, çok ama çok çalışan, özgün olan, tarz ve fark yaratan kalır, gerisi gider...

Başka hangi mesleği tercih ederdiniz ?

Mimar olabilirdim. Tasarım yapacağım her alanda çalışabilirdim. Bir şey tasarlamak, hayal etmek ve oluşumunu izlemek benim için hayattaki en büyük keyif. Atölyedeyken “Olmak istediğim tek yer şu an burası” hissiyatı içinde çalıştığımı itiraf etmeliyim.

Bu işte eğitimin, ilişkilerin ve tecrübenin payı size göre yüzde kaçtır?

Özellikle sizin mesleğinizde... Eğitim çok önemli. Çünkü hiç yeteneğiniz olmasa bile, okulda öğretilenlerle; hele de biraz çalışkansanız, ilişkileriniz de sağlamsa bir isim yaparsınız. Ama bana göre o ismi yapmaktan çok, o ismin içini doldurabilmek önemli. Pek çok meşhur isim var ama hepsi aynı heyecanı yaratmıyor. Ürünü pazarlamak için ilişkiler de çok önemli ama, yine aynı konuya geleceğim, ürün eğer ilgi uyandırmıyorsa hangi ünlü giymiş olursa olsun markaya olan talep patlamıyor bana göre.

Keyif aldığın işi yapmak...

Hiç unutamadığınız bir anı var mı? Sizi çok güldüren ya da şaşırtan, belki de kızdıran?

Pek çok an var, her gün katlanarak çoğalıyor. Güldüğümüz, şaşırdığımız, kızdığımız çok şey oluyor. Ama bu işe yeni başladığımızda Çağla Şikel’in kıyafetimizi ilk giydiği gün çok heyecanlanmıştık.

İleride çocuklarınız sizin yaptığınız işi yapsın ister miydiniz?

Kızım yapsın isterdim. Onunla beraber çalışmak hoş olurdu. Ama herkes keyif aldığı işi yapmalı. Keyif aldığın şeyden para kazanmak hayattaki en büyük lükslerden biri. Pazarın tüketici kısmından üretici kısmına geçtiğim ve istihdam sağladığım için ayrıca çok mutluyum. Onlar da inşallah zevkle yaptıkları meslekler edinip mutlu olurlar.

“Millet ne der diye düşünmektense...”

Anne ve babanızın, ailenizin hayattaki seçimlerinize etkisi oldu mu?

Nasıl bir ailede büyüdünüz? Hep çalışkan bir öğrenciydim, ders çalışmaktan zevk alırdım. Derslerim de hep iyi oldu. Fizik, biyoloji, matematik sevdiğim için eczacılık yazmıştım. Bu tamamen benim kararımdı. Ama o zamanlar biz, şimdiki gençler kadar bilinçli değildik. Yeteneklerimiz doğrultusunda hiç yönlendirilmedik maalesef. Babam entelektüel bir insandır, çok kültürlüdür, satranç ve briç oynamayı sever. Annem çok iyi bir öğretmendir. O zamanlar moda okumak istesem herhalde karşı gelirlerdi, diye düşünüyorum.

Bu işi yapmaya ne zaman karar verdiniz?

Bugün istediğiniz yere geldiğinizi düşünüyor musunuz? Ben bu işe profesyonel olarak resmen 40’ından sonra başladım. “Hiçbir şey için geç değildir, denesem ne kaybederim?” dedim. “En fazla beceremedi deyip arkamdan gülerler. Bu çok önemli mi?” diye sordum kendi kendime ve “Millet ne der” diye düşünmektense, yapmasam eğer ömür boyu aklımda ve kalbimde kalacağını fark edip bodoslama girdim. İyi ki de başlamışım, çok memnunum bu cesareti göstermiş olmaktan. İstediğim yere gelmekten çok, yaptığım işten aldığım zevke bakıyorum desem.. İşi aşkla yapınca o iş zaten seni bir yere getiriyor. Amacım işimi her gün daha iyi yapmak, kendimi aşmak. Bir yere gelmek esas amacım değil, çalışmamın doğal sonucu olarak kendiliğinden oluşan bir durum…

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.