19 °C

Bu yıl gerçekleşmesi muhtemel 3 risk

Küresel Riskler Raporu'nun açıklandığını duyuran TÜSİAD Başkanı Bilecik, rapordaki en yüksek ilk üç riskin 'olağanüstü hava koşulları, doğal afetler ve siber saldırılar' olduğunu dile getirdi.

Bu yıl gerçekleşmesi muhtemel 3 risk

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, TÜSİAD ve Marsh iş birliğiyle düzenlenen "Küresel Riskler Raporu Semineri"nin açılışındaki konuşmasında, bu yıl 13'üncüsü yayınlanan "2018 Yılı Küresel Risk Raporu'nun, dünyayı bekleyen en önemli riskleri ele aldığını söyledi.

Raporda olasılığı ve etkisi en yüksek ilk on küresel riskin sınıflandırılarak risk haritasının çıkarıldığını aktaran Bilecik, bu yıl gerçekleşmesi muhtemel en yüksek ilk üç riskin 'olağanüstü hava koşulları, doğal afetler ve siber saldırılar' olduğunu bildirdi.

Bilecik, "Küresel büyüme yeniden canlanmaya başladı. Hala kriz öncesine göre bir miktar yavaş olsa da, daha dengeli ve dünyanın hemen her bölgesine yayılan bir büyümeden söz edebiliyoruz. Bu canlanmayla beraber, Avrupa ve Amerika ekonomilerinde de normalleşmenin başladığını gözlemliyoruz. Nitekim Amerika’da, potansiyelin üzerinde devam eden büyümeyle işsizlik yüzde 4 civarına indi. Avrupa’da ise kriz öncesi seviyelere geri dönüldü." diye konuştu.

"Yüksek borçluluk oranları bazı ülkelerde hala risk"

TÜSİAD Başkanı Bilecik, sermaye akımlarının gelişmekte olan piyasalardan hızla çıktığına dikkati çekerek, bunun küresel büyüme için en önemli risk olduğunu ancak ABD Merkez Bankası'nın (Fed) ılımlı bir faiz politikası yürüterek piyasaların beklentilerini başarılı şekilde yönlendirdiğini ifade etti.

Gelişmekte olan ülkelerin bu sayede gereken tedbirleri alabilmek ve yeni ortama uyum sağlayabilmek için zaman kazandığını belirten Bilecik, "Bugün bu ülkelerin çoğunluğunda, enflasyon oranları yüzde 5’in altında seyrediyor ve kur hareketleri nispeten istikrar kazanmış durumda. Ancak yüksek borçluluk oranları bazı ülkelerde hala risk oluşturmaya devam ediyor. Küresel büyüme açısından bir diğer risk unsuru ise, korumacılık ve ticaret savaşları. Gelişmiş ülkelerde, seçim kampanyalarında sıklıkla yabancı düşmanlığı ve ayrımcılığa varan ürkütücü ve kabul edilebilir bulmadığımız söylemler yer aldı. Hatta bu ifadeler, maalesef kendilerine parlamentolarda önemli bir temsil gücü buldular. Hatta kimi ülkelerde iktidara gelmeyi bile başardılar." değerlendirmesinde bulundu.

"Küresel ticarette yeni bir dönem başladı"

Erol Bilecik, serbest ticarete karşıt söylemlerle, uluslararası siyasi ve ekonomik gerginliklerin, küresel büyümenin sürdürülebilirliğinin önünde önemli bir risk oluşturduğunu vurguladı.

Son dönemde ticaret savaşları ve olası etkilerininin de tartışılmaya başlandığına dikkati çeken Bilecik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Amerika’nın, Trans Pasifik Ortaklığı’ndan çekilmesi, Transatlantik Ticaret ve Yatırım anlaşmasının rafa kaldırılması ve gümrük vergileriyle getirilmeye çalışılan yaptırımlar, küresel ticarette yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor, siyasi riskleri de beraberinde getiriyor. Bu politikalar, ticaret savaşlarını ateşler mi bilemeyiz. Ama bu kararların tarihteki yerinin hiç de övgü dolu olmayacağından emin olabiliriz.

Korumacı tedbirler karşılıklı olarak alınmaya başladığında, konu, geri dönülemeyen bir sarmala dönüşebilir. Bu durum, ekonomiye zarar verici noktalara çok hızlı bir şekilde ulaşma potansiyeli taşıyor. Dünya ekonomisi daha önce de, zaman zaman bu tür dönemlerden geçmiştir. Ama küreselleşme, kendini onararak ve eksiklerini gidererek bir şekilde hep devam etmiştir."

"İş birliği ve diyalog, refahı artırmak için en iyi yol"

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilecik, dijitalleşmenin hızla sınırları ortadan kaldırdığını vurgulayarak, korumacı politikaların artık sürdürülebilirliğinin gerçekçi ve inandırıcı olmadığını söyledi.

Korumacı politikaların sorunları çözmeyip aksine derinleştireceğini savunan Bilecik, "Daha fazla iş birliği ve diyalog, küresel bazda ortak refahımızı artırmak için en iyi yoldur. Korumacılığın ve radikal eğilimlerin yükselttiği tansiyonun, iyi yönetişim ve diyalog yoluyla bertaraf edilmesi tüm tarafların menfaatine olacaktır." şeklinde konuştu.

Bilecik, küresel ekonominin canlanmasıyla geçen yıl Türkiye ekonomisinde yüzde 7,4 ile son dört yıldaki en yüksek büyüme oranını elde ettiğini, ihracatın güçlü bir şekilde arttığını anımsattı.

Talep artırıcı önlemlerin büyümeye katkı sağladığını belirten Bilecik, şunları kaydetti:

"Yüksek büyüme oranını konuşurken, bunun getirdiği riskleri de tartışmamız gerekiyor. Kredi Garanti Fonu (KGF) ve vergi indirimleri gibi politikalar, hem enflasyon oranında hem de dış borcumuzda artışa neden oldu. Bu açıdan, yüksek büyüme, finansal kırılganlıklarımız üzerinde maalesef artırıcı bir etki yarattı. Doğrudan yabancı yatırımların zayıf seyrettiği, sıcak paranın da artık gelişmekte olan ülkeleri çok daha riskli görmeye başladığı bir dönemden geçiyoruz.

Böyle bir ortamda, para politikalarının ve mali politikaların enflasyonu düşürücü yönde çalışması, yatırımcıların finansal istikrarın sağlanacağına dair inançlarının güçlendirilip güvenlerinin kazanılması son derece kritik hale geldi. Büyüme arttıkça Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının da arttığını, dolayısıyla, yüksek büyümenin bir maliyeti olduğunu unutmamalıyız. Bu sene reformlarla, ekonomide verimliliği artırmalı, ekonomimizi daha üretken, daha yüksek katma değer üreten, küresel değer zincirlerinde daha yukarılarda yer alan bir konuma ulaştırmalıyız."

Rapordan

2018 Yılı Küresel Risk Raporu'na göre, önceki yıllarda ekonomik dalgalanmalar ve istemsiz göçe bağlı toplumsal riskler yüksek endişe yaratırken, bu yıl çevresel riskler öne çıkıyor.

Bu yıl gerçekleşmesi muhtemel en yüksek ilk üç risk; olağanüstü hava koşulları, doğal afetler ve siber saldırılar olarak sıralanıyor.

Raporda sıradışı hava koşullarından, su ve besin savaşlarına kadar geniş bir yelpazeye yayılan çevresel risklerin, ekonomik ve jeopolitik düzen gibi diğer başlıklar için de önemli bir tetikleyici olduğunu vurgulanıyor.

Siber risk faktörlerinin de farklı senaryolarla ele alındığı rapora göre, siber ihlaller son 5 yılda iki kat arttı, internetteki zararlı yazılım sayısı ise 357 milyonu aştı.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.