Finansman yükünü hafifleten ve kârları artıran ekosistem şart
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, üretim kapasitesi, rekabet gücü ve firmaların mali dayanıklılığının aynı anda baskı altında olduğunu belirterek, “Öncelik; finansman yükünü hafifleten, kârları güçlendiren ve üretim kapasitesini destekleyen sanayi ekosistemi kurulması olmalı” dedi.
Ferit PARLAK
Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) haziran oda meclisi ile 2. ve 3. OSB müteşebbis heyet müşterek toplantıları dün gerçekleştirildi. Burada bir konuşma yapan ASO Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye’nin tüketim ile “kalitesiz bir büyüme” yaşadığına dikkat çekti. Ardıç, “Ekonomi büyüyor; ama bu büyüme üretimden çok tüketime dayanıyor. İç tüketim büyümeyi taşırken sanayi, yatırım ve ihracat zayıflıyor. İhracattaki daralma, yatırımlardaki ivme kaybı ve sanayi üretimindeki düşüş, büyümenin kalitesi bakımından ciddi bir uyarıdır. Oysa kalıcı büyüme, tüketimden değil üretimden gelir. Bu yüzden artık büyümenin oranı kadar, hangi kaynaktan beslendiği de önemlidir” dedi.
“Faturayı sanayi ödüyor”
Enflasyonla mücadele ve makroekonomik istikrar amacıyla uygulanan sıkı para ve maliye politikalarının faturasını en çok sanayinin ödediğini, uzun süredir sahada gördüklerine vurgu yapan Ardıç, “Açıklanan veriler bu tespitimizi doğruladı. 2026’nın ilk çeyreğinde büyüme yüzde 2,5 ile beklentilerin altında kaldı; bir önceki çeyreğe göre büyümenin sıfıra yakın seyretmesi, ekonomide belirgin bir ivme kaybına işaret ediyor” diye konuştu.
Sanayideki ivme kaybını yalnızca makro göstergelerde değil, firmaların bilançolarında da net biçimde görüldüğünü dile getiren Ardıç şunları söyledi:
“Asıl kırılma; firmaların mali yapılarında, kârlılıklarında ve finansman yüklerinde kendini gösteriyor. Sanayimiz üretmeye, ihracat yapmaya ve ekonominin ana taşıyıcı kolonu olmaya devam ediyor; ama bunu artık çok daha zor koşullarda yapıyor. Nitekim üretimden satışlar nominal olarak yüzde 28 artmış görünse de bu artışın reel karşılığı yalnızca yüzde 2,1 düzeyinde kalıyor. Yani rakam büyük, kazanç küçük.”
Kârlılıkta ciddi sorunlar olduğunun altını çizen Ardıç, “ Veriler, sanayicimizin daha çok üretip daha çok sattığını ama aynı oranda kâr edemediğini gösteriyor. Bugün büyük sanayi kuruluşlarımızda faaliyet kârının neredeyse tamamı, yaklaşık yüzde 85’i finansmana gidiyor. Yani sanayici alın teriyle kazanıyor, kazandığını faize veriyor; bu durum işletme sermayesini ve rekabet gücünü doğrudan kısıtlıyor” dedi.
“Maliyet baskısı kalıcı hale geliyor”
Aynı miktarda enerjiyle üretime devam eden firmaların kârlılığındaki ciddi gerilemenin, sanayicinin bugün çok düşük kâr marjlarıyla, hatta bazı durumlarda ihracat pazarlarını kaybetmemek için zararına üretim yapmak zorunda kaldığını gösterdiğini ifade eden Ardıç şöyle devam etti: “Firmalarımız, ‘bu zor günler geçecek’ beklentisiyle üretimden, istihdamdan ve yatırımdan kopmamaya çalışıyor.
Ancak mevcut tablo bize, beklediğimiz o rahatlama döneminin bir türlü gelmediğini; aksine maliyet, finansman ve talep baskılarının kalıcı hale gelme riski taşıdığını gösteriyor. Sanayideki bu KAYIP geçici bir yavaşlama olarak görülmemeli. Üretim kapasitesi, rekabet gücü ve firmalarımızın mali dayanıklılığı aynı anda baskı altındadır. Önümüzdeki dönemin önceliği; sanayicinin finansman yükünü hafifleten, kârını güçlendiren, teknolojik dönüşümünü hızlandıran ve üretim kapasitesini kalıcı biçimde destekleyen bir sanayi ekosistemi kurulması olmalıdır.” “Ekonomi politikaları etkili sonuç üretmeli”
“Arzu edilen sıçramayı gerçekleştiremedik”
Ekonomi politikalarının zamanında, kararlı ve etkili sonuç üretmesi gerektiğini dile getiren Ardıç, “Aksi hâlde sorunlar çözülmek yerine derinleşir; zamanında yönetilebilecek dengesizlikler daha karmaşık ve maliyetli hâle gelir. Ülkemizin ihtiyacı; üretim üzerindeki baskıyı azaltan, fiyat istikrarını kalıcı kılan ve büyüme kapasitesini koruyan bütüncül bir ekonomi politikasıdır. Enflasyonla mücadele ancak para politikası, maliye politikası, yapısal reformlar ve üretimi destekleyen uygulamaların aynı hedefte buluşmasıyla başarıya ulaşır” değerlendirmesinde bulundu.
Sanayici kazandığında yatırım yaptığını, istihdam ürettiğini, ihracatı büyüttüğünü, vergisini ödediğini, , ülkenin üretim gücünü ayakta tuttuğunu hatırlatan Ardı, “O hâlde sanayiciyi ayakta tutmak, ülkemizin geleceğini teminat altına almaktır” diye konuştu. Ardıç sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında ülkemizin elinde, güçlü bir potansiyel var: girişimcimizin cesareti, sanayicimizin emeği, gençlerimizin aklı. Bize düşen, bu gücü dağınık bırakmamak; onu tek bir hedefte, üretimde buluşturacak aklı ve iradeyi ortaya koymaktır. Kökünü üretime salmış bir ülkeyi hiçbir fırtına deviremez. Sanayiciler ve Ankara Sanayi Odası olarak bizim işimiz; bu toprağı bir mevsim için değil, gelecek nesiller için ekmek ve o kökleri her gün biraz daha derinleştirmek olmalı.”
Bugün dünya ekonomisini anlamak için yalnızca büyüme rakamlarına, enflasyon oranlarına ya da merkez bankalarının faiz kararlarına bakmanın yeterli olmadığını savunan Ardıç, “Çünkü dünyada çok daha derin bir dönüşüm yaşanıyor ve bu dönüşümün merkezinde sanayi, üretim ve teknoloji var. 1990’da dünya imalat sanayiinden yalnızca yüzde 3 pay alan Çin, bugün tek başına küresel üretimin yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor. Aynı dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin payı yüzde 23’ten yüzde 16’ya, Japonya’nın payı yüzde 13’ten yüzde 5’e, Almanya’nın payı ise yüzde 9’dan yüzde 4’e geriledi. Türkiye’nin payı ise 1990’da yüzde 0,86 iken, bugün ancak yüzde 1,3 seviyesine ulaşabildi. Yani üretim kapasitemizi artırmış olsak da küresel ölçekte arzu edilen sıçramayı henüz gerçekleştiremedik” değerlendirmesi yaptı.
“Finansmana erişim daha da zorlaşacak”
ASO Başkanı Seyit Ardıç, sanayi yavaşlarken Merkez Bankası’nın kredi büyüme sınırlarını aşağı çekmesinin kendilerini düşündürdüğünü bildirdi. Ardıç, “KOBİ kredilerinde aylık büyüme sınırının yüzde 5’ten yüzde 4,5’e, diğer ticari kredilerde yüzde 3’ten yüzde 2’ye indirilmesi, finansmana erişimin önümüzdeki dönem daha da zorlaşacağını gösteriyor. Bu karar, yüksek faizler nedeniyle zaten uzun süredir zorlanan sanayicimiz üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır”dedi.
“Yapısal adımlara ihtiyaç bulunuyor”
Seyit Ardıç, 2026’nın ilk çeyreğinde ihracatın yüzde 12,7 gerilemesi ve net ihracatın 6 çeyrektir büyümeyi aşağı çekmesinin, rekabet gücümüzü yeniden güçlendirecek yapısal adımlara ihtiyacımız olduğunu gösterdiğini vurguladı. Ardıç, “Elbette kur seviyesi, ihracatçımız için önemlidir. Ama küresel pazarda kalıcı başarıyı kur değil; verimlilik, teknoloji, ölçek ekonomisi, markalaşma ve yüksek katma değer belirler. Verimliliği çoğu zaman aynı kişiyle daha çok üretmek sanıyoruz; oysa onun doğal bir sınırı var. Kalıcı verimlilik; dijitalleşme, otomasyon, yapay zekâ ve Ar-Ge yatırımlarıyla gelir. Bugün dünya, gemilerimizin ne kadar yük taşıdığına değil, o yükün içine ne kadar akıl, tasarım ve marka koyabildiğimize bakıyor. Aynı konteynere daha fazla değer koyabilen kazanıyor” dedi.