İran alan açıyor, AB duvar örüyor

İran’ın kapasite kayıpları sonrası çelik ihracatına getirdiği yasak, küresel pazarda milyarlarca dolarlık bir arz boşluğu yaratırken Türk çelik sektörüne yeni bir hareket alanı açıyor. Dampingli fiyat politikasının devreden çıkmasıyla alıcıların rotayı Türkiye’ye kırması beklenirken, sektörün gündeminde temmuzda başlayacak AB kotaları var.

İran alan açıyor, AB duvar örüyor

Nurdoğan A. ERGÜN

İran’ın çelik ürünleri ihra­catına geçici süreyle yasak getirmesi, Türk çelik sek­törüne ‘stratejik bir fırsat’ sa­hası açıyor. Üretim tesisleri­ne yönelik saldırıların ardın­dan 66 kalem çelik ürününde ihracat yasağını haziran so­nuna kadar uzatan İran, pa­zarda yıllık 5.5 milyon tonluk bir yarı mamul boşluğu yarat­tı.

Küresel çelik piyasasında benzer üretim kapasiteleri­ne sahip olan Türkiye ve İran, dünya devleri arasında yer alı­yor. Dünya Çelik Birliği’nin 2025 verilerine göre, Türkiye 38,1 milyon tonluk ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci, Avrupa’nın en büyük üreticisi iken, İran 31,8 milyon tonluk üretimiyle dünya 10’uncusu konumunda yer alıyor. Ancak, üretim tesislerine yapılan sal­dırılar sonucunda ciddi kapa­site kaybı yaşayan İran, 66 ka­lem çelik ürününde kapsamlı bir ihracat kısıtlamasına gide­rek geçici bir süreliğine ihraca­tı yasakladığını duyurdu.

İran Ticaret Geliştirme Kurumu (TPO), Yüksek Ulusal Güven­lik Konseyi ve Sanayi Bakan­lığı’nın ortak kararıyla Nisan 2026’da 30 Mayıs 2026 tari­hine kadar yürür­lüğe koyduğu demir-çelik ürünleri ih­racat yasağı, haziran ayı sonuna ka­dar uzatılmış durumda. Bu kısıtlama, küresel ve bölgesel çelik dengelerini değiştirir­ken, Türkiye için iç ve dış pa­zar olmak üzere iki ayrı fırsat kapısı açıyor. İran, yaptırım­lardan ötürü her ne kadar Tür­kiye ile direkt rekabet etmese de Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı Uğur Dalbeler’e göre, sınırlı alıcısından ötürü piyasalara çok düşük fiyatlarla çelik ihraç ediyordu.

İhracata sınırlama getirmesi o piyasa­ların da Türkiye’ye yönelme­sini sağlayacak. Uğur Dalbeler, İran’ın yaptırımlar nedeniy­le sınırlı bir alıcı kitlesine sa­hip olduğunu ve bu durumun piyasada dampingli fiyatla­ra yol açtığını belirtti. Dalbe­ler, “İran, düşük fiyat politika­sıyla piyasaları baskılıyordu. İhracata sınırlama getirmesi, o bölgelerdeki alıcıların rota­yı Türkiye’ye kırmasına neden olacak. Türk çelik sektörü, kriz yönetimi konusundaki köklü tecrübesiyle bu yeni talebi kar­şılamaya her an hazır” dedi.

İran alan açıyor, AB duvar örüyor - Resim : 1

5.5 milyon tonluk yarı mamul boşluğu

İran, dünyanın en büyük ilk 10 çelik üreticisinden biri ko­numunda yer alıyor. Bu kara­rın küresel piyasada, özellikle Türkiye’nin de yakından izle­diği arz boşluğu, fiyat baskısı, ithalat hamlesi gibi dengeleri etkilemesi bekleniyor.

İran’ın devre dışı kalması, Orta Do­ğu ve Güneydoğu Asya pazar­larında yıllık yaklaşık 5 ila 5.5 milyon tonluk bir yarı mamul (slab/kütük) ve yassı çelik arz boşluğu yaratıyor. Yarı ma­mul tedarikindeki bu kesin­ti, slab segmentinde alterna­tif arayışlarını hızlandırırken bölgesel yassı çelik ve sıcak ru­lo sac (HRC) fiyatlarında yu­karı yönlü destekleyici bir etki oluşturuyor.

Öte yandan İran, iç pazarda oluşan hammadde açığını kapatmak ve speküla­tif fiyat hareketlerinin önüne geçmek için önümüzdeki 2 ay boyunca dışarıdan çelik slab ve sıcak sac ithal etmeye yö­nelik acil eylem planları ha­zırlıyor. İran’daki olağanüstü hal ve tesislerdeki fiziksel ha­sarın boyutu göz önüne alın­dığında, ihracat yasağının 30 Haziran’dan sonra da sahadaki onarım durumuna göre yeni­den uzatılması güçlü bir olası­lık olarak değerlendiriliyor.

İran, neden ihracatı yasaklıyor?

Peki ne oldu da İran, dövi­ze bu kadar çok ihtiyacı oldu­ğu bir dönemde çelik ihracatını yasakladı? ABD ve İsrail ile ya­şanan çatışma sürecinde, ülke­nin en büyük iki üreticisi olan ve toplam ham çelik üretiminin yaklaşık yüzde 50’sini karşıla­yan Mobarakeh Steel (İsfahan) ve Khuzestan Steel tesisleri doğrudan hava saldırılarının hedefi oldu.

Saldırılar sonucu ülkenin çelik üretim kapasite­sinin yaklaşık yüzde 25 ila yüz­de 30’u (yaklaşık 10 milyon ton) devre dışı kaldı. Khuzestan Ste­el’de tesislerin tam kapasiteyle operasyonel hale gelmesinin 6 ila 12 ay sürebileceği belirtili­yor. Tahran yönetimi, iç piyasa­daki inşaat, otomotiv ve altyapı sektörlerinin sac/hammadde ihtiyacını korumak adına ihra­cat kapısını kapatıp üretimi ta­mamen içeriye kanalize etti.

En kritik konu AB’nin haksız ithalat politikası

İran’ın yasağı Türkiye’yi güç­lü bir alternatif haline getiriyor. Ancak Türk çeliğinin önündeki en kritik engel AB’nin temmuz ayında yürürlüğe koyacağı yüz­de 70’lik kota sınırı.

ÇİB Başkanı Dalbeler, Türkiye’nin kriz tecrü­besiyle yeni fırsatlara hazır oldu­ğunun altını çizerken, “AB bize uyguladığı kotayı yüzde 70 kısar­ken, bize serbestçe ihracat yap­mayı sürdürüyor. AB’nin koruma önleminde Türkiye’ye ayrıcalık tanımak bir yana aksine daha da negatif yaklaşması bizleri çok tehlikeli bir sürece sokacak. Hak­sız ithalata karşı mutlaka bir ön­lem alınmalı” diyerek, gittikçe artan ithalat ve dampingli fiyat­ların üretim yapmayı imkansız kıldığı vurgusu yaptı.

İç piyasa­daki haksız rekabete karşı da acil önlem çağrısında bulunan Dal­beler, şunları söyledi: “Bulundu­ğumuz coğrafyada korumacılık politikalarının gün geçtikçe sert­leşerek devam etmesi, diğer yan­dan Doğulu üreticilerin devlet destekli agresif ihracat tutum­ları bizleri hem ihracat piyasa­larında hem de iç piyasada yıp­ratıyor. Her geçen gün baskının artıyor olması telafisi imkansız zararları ortaya çıkarıyor. Üzeri­mizdeki maliyet yükleri rekabet şansımızı ortadan kaldırıp kapa­site kullanım oranımızı sürdü­rülemez seviyelere geriletiyor ve tesisler kapanıyor.”

“Türkiye, Batı için kaynak değil, dayanak”

Bölgesel çatışmalar ve savaşın etkilerine dikkat çeken Uğur Dalbeler, pandemi sonrası süreçte Türkiye’nin küresel tedarik zincirindeki kritik rolünün bir kez daha tescillendiğini vurguladı. Özellikle Batılı ülkeler için Türkiye’nin vazgeçilmez bir “dayanak” haline geldiğini belirtti. Dalbeler, şunları söyledi: “Öncelikle pandemi sonrası ikinci kez tedarik zinciri açısında Türkiye’nin önemi bir kez daha anlaşıldı. Özellikle Batı için Türkiye vazgeçilmez bir kaynak. Hatta kaynak olmaktan öte dayanak. Körfez krizi ile birlikte lojistik maliyetleri arttı ve sigorta etmek güçleşti. Ama bu bizden çok Doğulu üreticileri daha fazla etkiliyor.”

Yıpratan sınır ticareti, durmuş olacak

İran’dan hammadde tedariki konusundaki endişelere de değinen Uğur Dalbeler, uzun süredir devam eden yaptırımlar nedeniyle İran’ın zaten ana bir tedarikçi konumunda olmadığını hatırlattı. Aksine, sınır ticareti yoluyla giren denetimsiz ürünlerin Türk üreticisi için bir yük olduğunu ifade eden Dalbeler, “Sınır ticareti sebebi ile belli miktar giren özellikle inşaat çeliği Türk üreticiler için sorun teşkil ediyordu. Hem sınırda yeterli kalite kontrolün yapılmıyor olması ve İranlı üreticilerin TSE kalite belgelerinin olmaması, hem de damping fiyatlarla satış yapıyor olmaları bizim sektörümüzü oldukça yıpratıyordu. Şimdi bu durumun önüne geçilmiş olacak” dedi.

Türkiye için fırsat ve riskler ne olur?

-İhracat birim fiyatların­da yükseliş: İran’ın arzı kes­mesi, bölgesel ölçekte çe­lik fiyatlarında yukarı yönlü bir baskı oluşturur. Türkiye, özellikle inşaat demiri ve yassı mamul segmentinde bu fiyat artışlarını ihracat gelirlerini artırmak için bir fırsata dönüştürebilir.

-Bölgesel tedarik merkezi olma şansı: İran’dan çelik alan komşu ülkelerin (Irak, Afganistan, BDT ülkeleri) oluşacak arz açığını kapatmak için rotayı Türkiye’ye kırması bekleniyor. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki ticari dominasyonunu pekiştirebilir.

-Hammadde ve girdi maliyeti riski: Türkiye, ciddi miktarda kütük (billet) ve slab (yarı mamul) ithal eden bir ülke. Bu durum Türkiye’deki haddehaneler için girdi maliyetlerinin artmasına ve daha yüksek maliyetli yeni hammadde kaynağı arayışına neden olabilir.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL