Uluslararası taşımacılıkta Türkiye yeni lojistik çözümler sağlayacak
Jeopolitik gerilimler, ticaret rotalarındaki kırılmalar ve artan maliyet baskısı küresel lojistikte dengeleri değiştirirken, 42,57 milyar dolarlık lojistik hizmet ihracatıyla Türkiye, alternatif tedarik zincirleri ve uluslararası taşımacılık koridorlarında stratejik bir merkez olma fırsatını değerlendirme ve geliştirmeye odaklanıyor. Teslimat sürelerini kısaltmanın yanı sıra yeni taşımacılık rotaları oluşturacak yatırımlar gündeme geliyor.
Hüseyin VATANSEVER
Doğası gereği hareketli bir sektör olan lojistikte son zamanlarda gerçekten sular durulmuyor. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın devam etmesi, Kuzey Koridoru’na yönelik jeopolitik ve ticari riskleri artırıyor. Bununla birlikte jeopolitik gerilimler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve kritik deniz geçişlerinde yaşanan kesintiler, küresel ulaştırma koridorlarının stratejik önemini artırdı. Kızıldeniz’deki güvenlik sorunu Süveyş Kanalı trafiğini baskılarken, Ümit Burnu rotasının kullanılmasıyla navlun bedelleri de arttı. Dünyanın birçok yerinde yaşanan sıcak gelişmeler sektörde kuralları adeta yeniden yazmayı gerektirdi. Diğer yandan çoğu işletmenin maliyet kalemleri arasında önemli bir yeri bulunan lojistik alanında maliyetleri azaltacak her gelişme ve yenilik firmaların rekabet gücünde belirleyici oluyor. Çünkü hizmetler, hammaddeler, çeşitli parça ve bileşenlerin genellikle birden fazla sefer ülke sınırlarını aşmasıyla birlikte meydana gelen küresel değer zincirleri (GVC’ler) uluslararası ticaretin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor. Sınır ötesi tedarik zincirlerine yönelik eğilim güçlendikçe, sürdürülebilirlik, verimlilik ve dayanıklılık konularında yeni zorluklar ortaya çıkıyor. Artan bu karmaşıklık, tedarik zinciri yönetimi ve küresel ticaret zincirinin tamamını kapsayan bir yaklaşım benimseyen politikaların geliştirilmesini gündeme getiriyor.
Küresel değer zincirleri, uluslararası ekonominin temel unsuru olmayı sürdürürken, pandemi sonrası ve son dönemde yaşanan jeopolitik sarsıntılara rağmen, 2024 yılında rekor seviyelerde faaliyet gösterdi. Küresel değer zincirleri üzerinden gerçekleştirilen ticaret, OECD’ye göre 2024 yılında küresel GSYİH’nın yaklaşık yüzde 17’sini oluşturdu. Bu durum, üretimde kullanılan ara girdilere yönelik ticaretin büyük payını yansıtmakla beraber; değer zincirleri üzerinden gerçekleşen toplam ticaret hacmi, küresel ekonominin yaklaşık üçte biri seviyesine ulaşıyor. Her ne kadar jeostratejik gelişmeler sarsıntılara neden olsa da küresel üretimi parçalayamadı, aksine üretim şartlara uyum sağladı. Bu süreçte tedarik zinciri yönetimi ve lojistik alanında güçlü olan şirketlerin rekabet gücünü daha net bir şekilde koruduğunu söylemek mümkün.
Pazar araştırması ve stratejik danışmanlık şirketi Fortune Business Insight’a göre küresel lojistik pazarı, 2025 yılında 12,27 trilyon dolara yakın tutarda değere ulaştı. Şirketin 2026 yılsonu için beklentisi 13,04 trilyon dolar olarak ifade edildi. Ayrıca paylaşılan değerlendirmeye göre 2034 yılına kadar sektörün küresel değerinin yüzde 6,9’luk yıllık bileşik büyüme oranı (CAGR) kaydederek 22,30 trilyon dolara çıkacağı tahmin ediliyor. 2025 yılında yüzde 42,54’lük pazar payıyla lojistik pazarına hakim olan Asya Pasifik bölgesinin küresel lojistik sektöründeki ağırlığını koruması da şirketin tahminleri arasında yer alıyor.
Türkiye’nin hizmet ihracatında lojistik sektörünün payı büyük
Operasyonel kabiliyetleri ve süreç verimliliği bakımından güçlü yapısıyla dikkat çeken Türkiye’nin lojistik sektörü, değişen koşullara hızla çözüm üretebiliyor. Ancak coğrafi avantaj, tek başına kalıcı rekabet üstünlüğü sağlamıyor. Bu avantajın ekonomik kazanca dönüşmesi; taşımacılık sürelerinin kısaltılması, gümrük süreçlerinin hızlandırılması, demiryolu başta olmak üzere altyapının güçlendirilmesi ve farklı taşıma türlerinin entegre biçimde çalışmasına bağlı bulunuyor. Türkiye’nin lojistik ve taşımacılık sektörü, hizmet ihracatının seyahat ve turizm sektöründen sonraki en büyük ikinci kalemini oluşturuyor. 2025 yılı verilerine göre ülke lojistik ve taşımacılık ihracat geliri 42,57 milyar dolar olarak gerçekleşti. Sektör aynı zamanda Türkiye’nin toplam hizmet ihracatı gelirlerinin yaklaşık yüzde 34,1’ine imza atıyor. Türkiye’nin dış ticaretinde farklı taşıma türleri önemli roller üstlenirken, denizyolu taşımacılığı değer ve özellikle yük miktarı bakımından belirleyici konumunu koruyor. Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği’nin (UTİKAD) Eylül 2026’da yayımladığı 2025 Lojistik Sektörü Raporu’na göre Türkiye’nin dış ticaretinin değer bazında yüzde 58,92’si denizyolu, yüzde 26,4’ü karayolu, yüzde 13,79’u havayolu ve yüzde 0,89’u demiryolu ile gerçekleştirildi. Ağırlık bazında ise denizyolunun payı yüzde 87,61 olarak gerçekleşti. 2025'te Türkiye limanlarında elleçlenen toplam konteyner miktarı yüzde 3,5 artarak yaklaşık 14 milyon TEU’ya, toplam yük miktarı ise yüzde 4 artışla 553,3 milyon tona ulaştı. Karayolu ile gerçekleştirilen ihracat 87,2 milyar dolar, ithalat ise 69,5 milyar dolar oldu. Türkiye’nin toplam demiryolu ağı 2025 sonunda 13 bin 919 kilometreye ulaşırken demiryolu bağlantısı bulunan liman sayısı 16’ya yükseldi. Havayolu taşımacılığında ise Türkiye havalimanlarındaki toplam kargo trafiği 2,21 milyon tonu aştı. Dış hat kargo trafiği 2,1 milyon tona ulaştı.
Rekabetin yeni kriteri yeşil lojistik
Küresel ticarette çevresel sürdürülebilirlik beklentilerinin güçlenmesi, lojistik faaliyetlerinin dönüşümünü hızlandırıyor. Özellikle Avrupa pazarında faaliyet gösteren ihracatçılar açısından ürünün üretim aşamasındaki emisyonlarının yanı sıra taşıma ve dağıtım süreçlerinin çevresel etkileri de giderek daha fazla önem kazanıyor. Lojistik şirketleri için bu dönüşüm; daha düşük emisyonlu araçlara yatırım yapılması, elektrikli araçların uygun operasyonlarda kullanılması, enerji verimli depoların kurulması, rota planlamasının iyileştirilmesi ve demiryolu gibi alternatif taşıma türlerinin yaygınlaştırılması anlamına geliyor. Bununla birlikte yeşil dönüşümün finansman boyutu da bulunuyor. Araç filosunun yenilenmesi, uygun altyapının kurulması ve tesislerin enerji verimliliğinin artırılması önemli yatırım gerektiriyor. Bu nedenle dönüşümün, işletmelerin finansal kapasitesi ve operasyonel ihtiyaçları gözetilerek planlanması gerekiyor. Ayrıca emisyon ölçümü ve raporlamasında ortak standartların benimsenmesi, lojistik hizmetlerin çevresel performansının karşılaştırılabilir hale getirebilir.
Küresel lojistik merkez olma hedefi OVP’de
2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’da Türkiye’nin Asya, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika arasındaki ticaret akışlarında “küresel lojistik merkez” haline gelmesi de yer alıyor. Orta Koridor ve Kalkınma Yolu’nun kapasitesi artırılırken Bakü- Tiflis-Kars, Zengezur Koridoru ve İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi gibi stratejik bağlantılar güçlendirilecek. Plan kapsamında sınır kapıları arasındaki bağlantılar da geliştirilecek.
Lojistik merkez olmanın yolu bütünleşik politikadan geçiyor
Türkiye’nin lojistik sektöründe kaydedilecek gelişmelerin kalıcı olabilmesi için yatırımların yalnızca tek tek ulaşım projeleri üzerinden değil, bütünleşik bir sistem anlayışıyla ele alınmasına ihtiyaç duyuluyor. Ulaştırma altyapısının sanayi üretim merkezleriyle eşleştirilmesi, liman-demiryolu bağlantılarının güçlendirilmesi, sınır kapılarında kapasite ve işlem sürelerinin iyileştirilmesi, lojistik merkezlerin etkin işletilmesi ve gümrük süreçlerinin dijitalleştirilmesi bu sistemin temel bileşenlerini oluşturuyor. Türkiye’de 2003-2025 döneminde ulaştırma ve lojistik alt sektörlerine yapılan toplam yatırımın 355 milyar dolara ulaştı. Ayrıca 2026 yılı için ayrılan ulaştırma ve lojistik yatırım hacminde demiryolunun payının yüzde 54 olduğu belirtiliyor. Buna ilave yük taşımacılığının toplam tonajının 2035’e kadar 1,5 milyar tona ulaşması öngörülüyor. Bu göstergeler, sektörün altyapı kapasitesini geliştirmeye yönelik yatırım gündeminin büyüklüğünü ortaya koyuyor olsa da sektörde yatırımın başarısı, yalnızca kilometreler veya kapasite artışlarıyla ilgili değil. Yatırımların aynı zamanda lojistik maliyetlerindeki düşüş, teslimat sürelerindeki iyileşme ve üretilen katma değerle ölçülmesi gerekiyor.