Hız dünyasında zamanın masalını yazmak

Zeynep Solakoğlu, OG Galeri’deki ilk kişisel sergisi “Late Bloomer”da anlamdan yoksun hız dünyasında bilinçli bir geç kalmanın rengarenk hikayesini yazıyor.

Hız dünyasında zamanın masalını yazmak

Meltem KERRAR
meltemkerrar@gmail.com

Einstein’ın 1915’te orta­ya attığı, temeli uzay-za­man dokusunu eğen bir kuvvet düşüncesinde yatan Ge­nel Görelilik Teorisi, modern fi­ziği yaratırken kara deliklerden astrofiziğe pek çok alanın da ka­pılarını aralamıştı. Yüz yılı aşkın sürede kat edilen onca yolda, so­rular ve yanıtların sınırları gide­rek genişliyor. Zaman kavramı üzerine kafa yormak yalnızca ev­renin sırlarına erişmek değil, in­san olarak var olmanın ve kendi­ni bulmanın vazgeçilmez bir yolu da aynı zamanda. Bugün hayatı­mızın hemen her alanında kar­şımıza çıkan yapay zekanın, kur­guyla gerçek, dünle bugün ara­sında içinden çıkılması zor bir dilemma yaratmasının yalnızca birkaç yıl öncesinde başladığını düşünmek hangimizi şaşırtmı­yor? Zoraki de olsa yavaşladığı­mız pandemi günlerinin yıllara yayılması, hala akıllarımızda de­rin bir soru; ne ara geçti o kadar zaman? Proust’un geçmişin ‘geç­miş’ olmadığını şahane anlattı­ğı Madlen Pasajı’nda olduğu gibi, bir fincan çay ve küçük bir parça kurabiyeyle ‘anında’ gitmez mi­yiz yıllar öncesinin çocukluğuna!

Hız dünyasında zamanın masalını yazmak - Resim : 1

Zaman, bir yandan tül perde­ler gibi geçirgenken bir yandan da ‘erken’ ve ‘geç’ olmak zorun­da elbette. Günlük yaşamda bir­birimizle anlaşmamızı sağlayan bu dil, hayatımızın tamamında bizi nasıl yönetiyor düşündünüz mü? Beş yaşında okula başlamak erken, 50 yaşında evlenmek geç­tir; 25 yaşında bir sahil kasaba­sına taşınıp sükuneti seçmek er­ken, 48 yaşında üniversiteye ya da oyunculuğa başlamak geçtir. Değil midir? Kimini kitaplar, ki­mini insanlar, kimini sosyal med­ya söyler. Yetişme telaşı, başka­larının yaptıkları/yapmadıkları, toplum içinde varolma çabası, iç sesimizi giderek kısar ve neyi ne zaman yapacağımız konusunda düşünmeden ilerleriz çoğu za­man. Peki ne zamandır ‘doğru’ za­man? Kim bilir bunu?

Zeynep Solakoğlu, OG Gale­ri’deki “Late Bloomer” adlı sergi­sinde tam da bu sorunun ortasına atıyor bizi. Tıpkı Alice gibi ani­den düştüğümüz bu rengarenk dünya içinde, özgün bir masalın içinde gibiyiz. Sanatçının oto­portrelerim dediği ve farklı halle­rini/zamanlarını izlediğimiz bir kızın, iyicil ve kötücül arkadaş­larıyla yaşadığı maceraların gün­lüğünü okuyoruz ‘yavaş yavaş’. Bosch’un “Yeryüzü Zevkleri Bah­çesi”ndeki gibi baktıkça çoğalan bir dünya var karşımızda adeta. Tatlı bir yaz günü gecesi de, bir araya gelmiş biraz da komik kö­tücül cinler de, kendi zamanı­nı yaşayan salyangoz da burada. Hepsi geç kalınmışlığın hikaye­sini yazıyor sanatçının bu çok öz­gün kişisel ikonografisinde. “La­te Blooming, bir şeyleri geç yapan anlamına geliyor. Araştırmaya başladıkça kendi içinde anlam­sız bir terim olduğunu düşünme­ye başladım aslında. Herkes ‘la­te bloomer’ olduğunu düşünü­yor bir şekilde. Çünkü insanları geç kaldıkları ve yapamadıkları şeylere odaklanmaya zorluyor bu kavram. Her şeyi her zaman yapma baskısı ve durmadan de­vam eden bir rekabet ortamı var. Her şeyi agresif ve hızlı bir şekil­de takip etme ve bunun karşısın­da bir ödüllendirme sistemi... Oy­sa doğada böyle bir şey yok. Kim­se bir çiçeği mevsiminden önce açtı diye yargılamıyor. Her şeyin kendine ait bir ritmi ve zamanı var. Sadece insanlar birbirini geç kaldı ya da yapamadı diye yargılı­yor. Oysa biz doğanın sadece bir parçasıyız. Bu düşünce bana ge­ri adım atmayı ve aslında sessiz­ce işleyen bir sistemin küçük bir parçası olduğumu hatırlattı.” di­yor Solakoğlu.

Hız dünyasında zamanın masalını yazmak - Resim : 2

Bu ilk solo sergisini oluşturan işlerini yaratırken epeyce kendi halinde kalmış sanatçı. Onun için izolasyon, sosyalliğin karşıtı de­ğil, zorunlu ve besleyici bir hal. Sergide yer alan işler, sanatçının zaman içinde kurduğu dünya­nın farklı evrelerini taşıyor. Tu­valin yanı sıra seramikler de var bu dünyada. Resimle çamurun bir araya gelmesi, yalnızca fark­lı malzeme kullanımının zengin­liğini değil, aynı dünyanın par­çaları gibi bir araya gelmiş. Ma­salsı bir anlatının hakim olduğu sergide sanatçının iç dünyasının zaman kavramıyla yaşadığı yol­culuğa eşlik ediyoruz. Hiç dur­mayan bir kafadan çıkıyor bu ses­ler. Kurt tarafından başı çalınan kız, yarısı buzdan, yarısı alevden bir kafese konur ve zamanın içi­ne hapsedilir. Başı zamanın için­de asılı kalırken, bedeni fiziksel dünyada kök salar. Kız hayal kur­dukça, başı bedeninden uzakla­şır; beden ise gerçekliğe tutunur. “Bu hikayeyi 2014’te yazmıştım. Late bloomer terimini araştırır­ken temaya yakın bulduğum için yeniden resimlendirdim. Çok kafamın içinde yaşayan biriyim, bazen kendi dünyamda kaybo­luyorum; bu da hayatı kaçırıyor­muşum gibi hissetmeme neden oluyor. Bu anlatı, o hissi kendi görsel dilimle ifade etme biçi­mim aslında.” diyor sanatçı.

Kendi zamanında olmayı ne­şeli ve çocuksu bir halle anlatan sergiyi 14 Mart’a kadar pazar ve pazartesi hariç her gün 11.00- 18.00 arasında OG Gallery’de gö­rebilirsiniz.