Uyuyan dev Liverpool nasıl uyandı?
Liverpool bugün İngiltere’nin en zengin takımı olabilir ama 2010’da bu dev kulüp sportif olarak başarısız ve mali olarak da müsrifti. ABD’den gelen akıllı bir patron önce onları düştükleri kuyudan çıkardı sonradan kurdukları yapıyla yeniden zirveye taşıdı…
Bu hafta Galatasaray eşleşmesi vesilesiyle bol bol konuştuğumuz Liverpool aynı zamanda İngiltere futbolunun en büyük iki kulübünden birisi. Son yıllarda Premier Lig’de hep şampiyonluk yarışının içinde yer alan, Şampiyonlar Ligi’nin gediklisi bir kulüp Liverpool. Ama 2010’lara girilirken vaziyet hiç de böyle değildi. Öncelikle şampiyonluk hasreti 20 yıla dayanmıştı. Özellikle 1992’de başlayan Premier Lig döneminde her açıdan Manchester United’ın gölgesinde kalmışlardı. United hem daha zengin kulüptü hem ülkedeki en büyük stadyuma sahipti hem de sahada kazanıyordu. United şampiyonluk sayısında Liverpool’u geride bırakıp 20-18 öne geçmişti. Avrupa kupalarında da Liverpool’un şaşalı günleri geride kalmıştı. 2005’te İstanbul’da kazanılan mucizevi şampiyonluk haricinde elde avuçta bir şey yoktu.
Tam o dönemde bir de kötü patronlarla uğraşmak zorundaydı Liverpool. 2007’de kulübü kaldıraçlı bir yöntemle satın alan Amerikalı işadamları Tom Hicks ve George Gillett öylesine kötü bir yönetim modeli sürdürdü ki üç yıl içinde kulüp kayyuma devredilmenin eşiğine geldi. 2010’un yaz aylarında başta Royal Bank of Scotland olmak üzere alıcılar kapıya dayanmıştı. İşte bu hengameden bir başka Amerikalı grup Liverpool’u çekip aldı. Milyarder John W. Henry’nin başını çektiği, o zamanlar New England Sports Ventures adını taşıyan bugün Fenway Sports Group (FSG) adındaki grup 2010’un ekim ayında Liverpool’u 300 milyon sterline satın aldı.
Büyük dönüşüm
Bundan sonra büyük dönüşümü başlatacak adımları attılar. Amaçları önce Liverpool’un sportif yönetiminin arkaik yapısını değiştirmekti. Bir yandan da ticari açıdan kulübün potansiyelini çok daha iyi kullanmak istiyorlardı. 2010’da Liverpool’un bir sezonluk toplam geliri yalnızca 184 milyon sterlindi ve Manchester United’dan yaklaşık 150 milyon sterlin daha düşüktü.
Önce sportif tarafta kolları sıvadılar. ABD’de ‘Moneyball’ adıyla bilinen spordaki karar mekanizmasında verinin daha fazla kullanılmasına dayanan yöntemi Premier Lig’e taşımaya giriştiler. Ama ilk yıllarda işler umdukları gibi gitmedi. Halen Juventus’ta görev yapan, bir dönem Fenerbahçe’de görev almış Damien Comolli’yi bu operayonun başına geçirdiler. Ancak, sahada sonuçlar iyi değildi. Comolli ayrıldı ve 2012’de bugün de süren modelin temeli atıldı.
2012’de Liverpool’da kurulmaya başlanan yapıyı anlamak için biraz kulübün eski araştırma direktörü Ian Graham’ın 2024’te yazdığı ‘How to Win the Premier League’ (Premier Lig Nasıl Kazanılır?) adlı kitaba bakalım. Öncelikle, futbolun dışında gelen yetkin bir profesyonel ekip ve yeni bir anlayış o dönemki temel yenilik oldu. Önce, işletme ve enformatik mezunu Michael Edwards’ı sportif direktörlüğe getirdiler. Sonra Cambridge Üniversitesi’nden fizik doktoralı Graham’ı veri ve araştırma direktörü olarak işe aldılar.
Yine de yeni yönetim anlayışını eski bir kulüp kültürünün yerine oturtmak, bir taraftan da bitmek bilmeyen bir medya baskısıyla uğraşmak kolay değildi. Ian Graham ve ekibi iki yıl boyunca ellerindeki veri yığınını nasıl daha verimli kullanabilecekleri üzerine kafa yordu. 2014’te özellikle oyuncu transferinde kullanmaya hazır algoritmayı hazırlamışlardı.
İşte tam bu noktada Liverpool başka bir engele takıldı: Teknik direktöre ya da İngiltere’de bilinen terimle menajere. Liverpool’un o dönemki menajeri Brendan Rodgers hiçbir şekilde araştırma departmanıyla işbirliğine yanaşmıyordu. Sadece kendi istediği Benteke gibi oyuncular transfer edilmeliydi. Rodgers takımı şampiyonluğun eşiğine de getirdi aslında ama hedeflenen yönetim modeline tamamen tersti yaptıkları.

Transferdeki prensip
2015’in sonbaharında üst üste gelen kötü sonuçların ardından Liverpool Rodgers’ı yolladı. Onun yerine hem kulübe yakışır futbolu oynatacak hem de diğer departmanlarla uyumlu çalışacak lideri buldular: Jurgen Klopp. Klopp, Almanya’daki kulüp kültüründen alıştığı üzere işbirliğine ve takım çalışmasına son derece açıktı. Başta tüm transferler olmak üzere verilerle çalışmaya son derece teşneydi. Ian Graham’ın aktardığına göre 2016 yazından itibaren Liverpool’un yaptığı transferlerde şu prensip yerleşti: Veri departmanı, oyuncu izleme departmanı ve teknik kadronun ortak onayı olmadan herhangi bir transfer yapılamaz.
2016’da Mané, Matip ve Wijnaldum transferlerinde kullanılmaya başlanan bu prensip ertesi yıl Salah ve Robertson, 2018’in başında Van Dijk ve daha sonra da Alisson, Fabinho, Keita gibi oyuncularla sürdü. Bu yöntemle değerinin altında transfer ettikleri birçok oyuncudan çok yüksek verim almayı başardılar.
Böylece adım adım oluşturulan takım sahada da bunun karşılığını vermeye başladı zaten. 2018’de Real Madrid’le Şampiyonlar Ligi finali oynadılar. Ertesi sezon Premier Lig şampiyonluğunu bir puanla kaçırmalarına karşın bu kez Şampiyonlar Ligi’ni kazandılar. 2020’de de 30 yıldır beklenen o lig şampiyonluğuna nihayet ulaştılar. Michael Edwards, Ian Graham ve de Klopp’un ayrılmasına karşın kurdukları yapı sapasağlam ayakta. Geçen sezon neredeyse hiç transfer yapmadan bir kez daha PL şampiyonu oldular. Bu sezon ligde dalgalı bir performans var ama Şampiyonlar Ligi’nde devam ediyorlar.

Ticari gelirlerde büyük sıçrama
Elbette tüm bu idari ve sportif yapılanmanın yanı sıra Liverpool’u işin ticari ve mali tarafını da çok iyi götürdü yıllar içinde. Sahadaki sonuçlara paralel olarak ekonomik olarak hızla büyüdü Liverpool. On yıl önce 300 milyon sterlin seviyesindeki toplam gelirler 702 milyona ulaşmış durumda. Anfield Road Stadyumu’ndaki geliştirmeler sayesinde bilet gelirinde artış oldu. Yayın hakları başarıla paralel şekilde yüzde yüz arttı son 10 yılda. Ama en büyük sıçramayı ticari gelirlerde yani sponsorluk ve ürün satışı tarafında yaptılar. 2015- 16 sezonunda 116 milyon sterlin olan ticari gelirler geçen sezonun rakamlarına göre 323 milyona yükseldi. Üstelik tüm giderlere karşın 15 milyon sterlinlik de bir kâr var. Bu sayede Liverpool, ilk kez iki Manchester’lı rakibinin önünde İngiltere’nin en çok para kazanan kulübü haline geldi.