Yasın evrensel hikayesi

“Benim için bu kareler, kaybettiklerime bir selam, geride kalanlara ise bir tanıklık” diyen İsmet Örs, “Morbidus” adlı fotoğraf kitabında aile içinde yaşananları, ortak hafıza için görsel bir dile dönüştürmüş.

Yasın evrensel hikayesi

Meltem KERRAR
meltemkerrar@gmail.com

Sevdiğimiz kitaplar sadece sözcüklerle sınırlı kalmaz, aklımızda pek çok fotoğ­raf bırakır bize, yıllarca cebimiz­de taşıyacağımız. Kimi karakter­ler, kimi sokaklar, kimi ev kokula­rı saklar bu fotoğraflar… Bu hafta anlatacağımız ise tam tersi bir hi­kaye olarak karşımızda! İsmet Örs’ün “Morbidus” adını taşıyan fotoğraf kitabı, kelimelerden ba­ğımsız salt fotoğraflarla anlatıyor hikayesini. Örneğini çok görme­diğimiz bu fotoğraf kitabı, özenli kağıt ve renk ayrımı ile dikkat çe­ken baskıya sahip. Her bir sayfa­sının ayrılabilir tasarımı da fotoğ­raf meraklıları için başka bir ar­tı. Noks Book tarafından basılan “Morbidus” geçtiğimiz günlerde gerçekleşen CI Bloom’un 5. edis­yonunda izleyiciyle buluştu. As­ker kökenli İsmet Örs, emekli bir SAT komandosu. Sert doğa koşul­ları içinde özel eğitimler içeren bu geçmiş deneyimler, bakışına da yansımış elbet.

İsmet Örs ile aile kayıplarından başlayıp toplumsal hafızada orta­lık hissine giden “Morbidus”u ve fotoğraf yolculuğunu konuştuk.

Yasın evrensel hikayesi - Resim : 1

Fotoğrafa ilginiz nasıl baş­ladı ve evrildi?

1978 yılında, akrabamız Adil ağabeyimin doğum günümde he­diye ettiği Diana F+ marka fotoğ­raf makinesiyle başladı ilk mera­kım. Yanında iki rulo film de var­dı. O yıllarda elimden geldiğince ailemi, dostlarımı ve çevremi fo­toğraflıyordum. Ortaokulu bitirip askeri okulu kazandıktan sonra bu merakım uzun bir süre kesin­tiye uğradı. 1983’te askeri okul­dan mezun olup donanmaya ka­tıldığımda, ilk yurt dışı görevimde İtalya’dan bir fotoğraf makinesi alarak bu ilgiyi yeniden canlan­dırdım. Ardından edindiğim fark­lı makinelerle uzun süre fotoğraf çekmeye devam ettim. Fotoğra­fın benim için asıl anlamı, zaman­la değişti. Başlangıçta sadece ‘anı kaydetme’ isteğiyken, ilerleyen yıllarda bir ‘ifade biçimine’ dö­nüştü. Özellikle zorlu dönemler­de, zihinsel olarak nefes aldığım bir alan haline geldi. Bugün benim için gördüğümü kaydetmekten çok, hissettiğimi ve düşündüğü­mü anlatmanın bir yolu fotoğraf.

Özel eğitimin yansımaları

SAT komandosu geçmişiniz vizörünüze nasıl yansıdı pe­ki?

Donanmada iki yıl görev yap­tıktan sonra Sualtı Taarruz Ko­mandosu (SAT) olmak için İstan­bul’a geldim ve 1986 yılında bu zorlu eğitimi tamamladım. SAT kursu, insanı hem fiziksel hem de zihinsel olarak sınırlarının ötesi­ne taşıyan bir süreçtir. Bu eğitim, bildiklerinizi sorgulatan, sizi zor­layan ve sonunda yeniden şekil­lendiren bir deneyim sunar. ‘Bit­ti’ denilen noktada yeniden aya­ğa kalkmayı öğrenirsiniz. Güncel deyişle SAT kursunu bitirebilen­ler yeni versiyonları ile tanışır. Bu süreçte fotoğraf makinem hep yanımdaydı. Elbette bulunduğu­muz alanlar askeri yasak bölge­ler olduğu için her zaman fotoğraf çekmek mümkün değildi. Ancak uygun anlarda vizörden bakmak, deklanşöre basmak, filmi banyo­ya verip günler sonra sonucu gör­mek benim için büyük bir zihinsel rahatlama sağlıyordu. Zorlu eği­tim temposu içinde bu küçük din­lenme anları, üzerimdeki baskıyı dengeleyen bir alan oluşturdu. Bir sonraki sürece daha regüle daha güçlü başlayabiliyordum. Zaman­la bu bakış açısı fotoğraflarıma da yansıdı. Daha sade, daha doğru­dan ve daha derin bir anlatım dili gelişti. Görünenin ötesine, insa­nın iç dünyasına ve kırılma anla­rına odaklanmaya başladım.

Yasın evrensel hikayesi - Resim : 2

Morbidus kitabınızın hi­kayesi ve oluşum sürecinden bahseden misiniz?

Morbidus, planlanmış bir pro­jeden çok, zaman içinde biriken bir sürecin sonucunda ortaya çıktı. Başlangıç noktası aile için­de yaşanan hastalık dönemleriy­di. O süreçte çektiğim fotoğraflar, farkında olmadan bir arşive dö­nüştü. Daha sonra bu arşive bak­tığımda bunun sadece kişisel bir hikâye olmadığını fark ettim. Mi­mar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Uygulama ve Araştırma Merke­zi’nde (FUAM) katıldığım atölye, süreci daha da derinleştirdi. Gün­lük hayatta karşılaştığım detay­ları kendi kurgusal anlatımımın bir parçası haline getirmeye baş­ladım. Bu anlatıları zamanla fo­tozin ve kitap formatına dönüş­türdüm. Like Me, Yetersiz Bakiye, Kapan ve Kapak gibi fotozin ça­lışmalarım bu sürecin ürünleri oldu. Morbidüs da bu yolculuğun daha yoğun ve bütünlüklü bir ifa­desi olarak ortaya çıktı.

Kitaptaki ‘yaralı’ ve ‘eksik’ insanlar kim?

“Morbidus” benim için sade­ce bir kelime değil; bir dönem, bir ruh hâli ve bir tür miras. Aile için­de yaşanan hastalık süreçlerinde çektiğim fotoğraflar, zamanla o eksilmelerin ve yavaş çöküşlerin bir belgesine dönüştü. Geriye dö­nüp baktığımda, bu çalışma hem kişisel bir arşiv hem de ailece ya­şanan bir yasın görsel ifadesi ha­line geldi. Zamanla fark ettim ki bu durum yalnızca bizimle sınırlı değil. Sokağa çıktığımda aynı yor­gunluğu, aynı tükenmişliği ve kı­rılganlığı insanların yüzlerinde ve şehirlerin dokusunda da gör­meye başladım.

Bu anlamda Morbidus, sadece bireysel bir hikâye değil; daha ge­niş bir ruh hâlinin ifadesi. Siya­set, ekonomi, göç, yalnızlık ve top­lumsal baskılar da bu kırılgan ya­pının parçaları.

Fotoğraflar bazen bir anı, bazen de bir tür otopsi kaydı gibi. Bir yü­zü sevgiyle, diğer yüzü kayıpla şe­killenmiş. Benim için bu kareler, kaybettiklerime bir selam, geride kalanlara ise bir tanıklık. Morbi­dus bir iyileşme hikayesi değil; da­ha çok, bu hâlin farkına varma ve onunla yaşamayı öğrenme çabası.

Yasın evrensel hikayesi - Resim : 3