21. Yüzyıla 2012 itibarıyla bakış ve Türkiye

Bekir Kavruk, Dünya Online için yazdı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Tüm dünyada gündemi Yunanistan’ın fiili  iflası ile sembolleşen ve ülkeleri çökme tehlikesi ile karşı karşıya getiren tarihi borç krizi meşgul ederken Türkiye’de gündemi hala şike skandalı meşgul etmektedir. 

Türk futbolundaki Şike tartışmalarının tarihçesi 60’lı yıllarda  fırtına gibi esen Eskişehirspor maçlarına kadar geri gitmektedir. Günümüzdeki şike skandalı Arbesk tarzı ve Dram - Komedi karışımı bir film senaryosuna benzemekte olup, adaletin ve kamuoyunun çok ciddi şike iddaaları karşısında klüp başkanları “geleneksel olarak” mağdur rolü oynamaya devam ederlerken  şu an şike skandalında taraf olan bir klüp başkanının TFF başına getirilmesi gündemde olup, şike konusunda sıfır tolerans uygulamaya karar veren FİFA ve UEFA’nın  tüm bu gelişmeler sonrasında güya ikna edilmesine çalışılacağını söylemek senaryonun 'komedi kısmını' teşkil etmektedir.  

Mağdur rolündeki klüp başkanları şike skandalında kendi gerçekleriyle samimi tarzda yüzleşmek yerine karşılıklı birbirlerini suçlayarak kirli çamaşırlarını tek tek ortaya dökerlerken zaten dinleme ve okuma özürlü futbol fanatiklerini birbirlerine düşürmekten pek çekinir görünmemektedirler… Üstelik  adaletin ağır suçlamaları  karşısında hem klüplerini hem de Türk Futbolunu kendi şahısları nezdinde daha fazla mağdur etmemek için istifa edip koltuklarını bırakmayı  hiç ama hiç düşünmezlerken, Türk Futbolunun “görünen köy kılavuz istemez” misali adım adım ateşe doğru sürüklenmesinin adeta görünmezden gelinmesi ise senaryonun  maalesef “Dram  kısmını” teşkil etmektedir…

Türkiye’nin 2023 hedefinde birincil sorunu.. (6.12.2011) yazımızda analiz ettiğimiz üzere şike sorununda da  da aynı trafik sorunu ile sembolleşen sorunlarda olduğu gibi bilgi bazında hiçbir eksiklik olmayıp sorun ciddi bir bilinç  (PİSA – bilim kriterinde “öğrenme-idrak”) kısacası kültür sorunudur. Bu sorun hızlı ekonomik gelişim gösteren,  2020’lerde dünyada ilk 10’a girmeye çalışan ve jeopolitik önemi daha da artan Türkiye’nin önünde bozuk fren gibi durup çözmesi gereken birincil sorundur.

2008 ekiminde başlayarak dünya gündemini teşkil eden global kriz ise 2011’de Borç Krizi olarak zirve yapmıştır. Mega Kriz süresince yaşanan en büyük sorun “hastalığın tam teşhis edilmesi” hususunda yaşanmış ve piyasalar umutsuzca statik- akademik mantık, kalıp ve formatlar içersinde açıklanmaya çalışılmıştır. FED başkanı Bernanke Keynes felsefesini takip ederek piyasalara müdahale yolunu seçmiş, karşılıksız basılarak piyasalara sürülen trilyonluk likit paralar ile yangın şimdilik söndürülürken yine dolar yolu ile kriz dünyaya ihraç edilerek hafifletilme stratejisi takip edilmiştir. Aynı modeli ECB takip etmeye çalışmakla birlikte Euro’nun dünyada hareket kabiliyetinin dolara göre sınırlı kalması sebebiyle bu sorunu AB ana döviz alıcıları durumundaki Çin ve Hindistan ile ikili anlaşmalar çerçevesinde gidermeye çalışmaktadır.

1969 yılında Nixon ile başlayıp, 80’li yıllarda Reagan ile Deregulasyon politikaları

çerçevesinde devam eden süreç 90’lı yıllarda Clinton döneminde pekiştirilmiş ve böylece ABD’nin 21.yüzyıl stratejilerinin temelleri atılmış bulunmaktadır.

21.yüzyılın ilk 10 yılı ışığında dünyada ön planda olan iki batılı güç arasında özellikle şu hususları göz önünde bulundurmanın yararı vardır :               

 

1 ) ABD daha onlarca yıl öncesinden stratejiler üreten derinliğe sahiptir.

 

2 )  ABD dünya para dolaşım, teknoloji ve  ticaretine hakim olan güçtür ve bu süper gücünü askeri alanda da pekiştirmiş bulunmaktadır. Uzaya doğru genişleyecek yüksek teknolojik altyapısıyla durumu buna fazlasıyla müsait bulunmaktadır.

3 ) AB 90’lı yıllarda Avrupa’nın kalbinde patlak veren Bosna savaş ve katliamında dahi çözüm üretmekte ne derece aciz olduğunu göstermiş tarihi bir fırsatı daha o zamandan kaçırmış bulunmaktadır. Rönesans ile dış dünyaya açılarak büyük bir çıkış yakalayan Avrupa bugün kabuğuna çekilmiş,birinin diğerini tabiri caiz ise kazıklamaya çalıştığı, 21. yüzyıl vizyonlarından tamamen yoksun bir 'Hristiyan Birliği' konumuna gelmiş bulunmaktadır.

4 ) AB Türkiye’nin jeopolitik önem ve gücünü hala kavrayabilmiş değildir. Hala vize, ermeni sorunu gibi basit, günlük, kısa vadeli hesaplar peşinde koşmakta olup, adını bir türlü koyamadıkları Yunanistan iflasında dahi gösterdikleri tutarsızlıklar vizyondan yoksun  politikalarının tipik göstergelerini teşkil etmektedir. 

SONUÇ :

Sadece yukarıdaki hususların göz önünde bulundurulmasından dahi 21. Yüzyılın ABD yüzyılı olacağı öngörüsünü çıkarmak mümkün görünmektedir.  ABD (+ İngiltere) ile Rusya ( Putin) + Çin - Hindistan olmak üzere 2 süper eksen arasında ilk güç çekişmesi gerçekte Avrupa cephesi üzerinde yaşanmakta olup, hala klasik ve tarihten bir türlü ders almayan Avrupa’da ise mutlak hakimiyeti nihayet ele aldığı ( ! ) havasında görünüm veren Almanya’nın zafer sarhoşluğu ve kibirliliği  televizyonlarda komedi programlarına kadar yansımış bulunmaktadır.

Bu aşamada ne gariptir ki önceden 2001 krizinin mali ve ekonomik tecrübelerinden geçen Türkiye yıllarca dışlanıp AB kapısında bekletilmesi sonucu ironik ama adeta “ topun direkten dönmesi misali” AB’ye girmeyip halen kendi parasına, kendi ekonomi- politikasına sahip olma şanslılığı, Ortadoğu’yu kapsayan ve gittikçe artan jeopolitik önemi, özellikle dünyaya model teşkil eden Laik yapısı ve esnekliği ile dersler çıkarılması gereken tarihi fırsatların eşiğinde bulunmaktadır. 

Bekir Kavruk Hakkında Bilgi ve Eski Yazıları