Afetin etkisi sürdürülebilir eğitim planlaması ile azalır

Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından en temel sorunlardan biri de afetzede çocukların durumu ve bu bölgelerdeki eğitimin sürdürülebilirliği oldu. Doç. Dr. Mustafa Öztürk, acil durumlarda sürdürülebilir eğitimin sağlanması için olması gereken planlamayı DÜNYA Gazetesi'ne anlattı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Başak Nur GÖKÇAM

Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremler, 11 ili ciddi boyutta olumsuz etkiledi. Bu zorlu süreçten en fazla etkilenen alanlardan biri de eğitim. Okulların ne zaman açılacağı, eğitimin ne şekilde devam ettirileceği gündemin sık konuşulan meselelerinden biri oldu.

“Eğitim, afet öncesinden toparlanma sürecine kadar, yaşanan felaketlerin, çocuklar, insanlar ve topluluklar üzerindeki etkisini azaltmada temel anahtar” diyen Doç. Dr. Mustafa Öztürk, felaket ve kriz sonrasında ortaya çıkabilecek yeni risklere ve savunmasızlara karşı da korumanın yolunun da eğitimden geçtiğini söyledi.

Yaşanan her türlü şeye rağmen afet durumlarında eğitime devam edilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Öztürk, “Eğer eğitim sektörü, büyük afet veya kriz durumlarının ardından hızla toparlanmaya yeterince hazır değilse, bu durumun ortaya çıkardığı olumsuz etki, özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz üzerinde daha ciddi ve uzun vadeli olabilir.

Bu nedenle hükümetlerin, eğitim hizmetlerinin sürdürülebilmesi ya da afet öncesi haline döndürülebilmesi için, özellikle 'önlem alma' ve 'hazırlıklı olma' açısından ciddi ve uzun vadeli bir eğitsel yapılanmaya yatırım yapması gerekir” dedi. Herhangi bir kriz yönetiminde izlenecek “önleme, hafifletme, hazırlık, müdahale ve toparlanma” gibi aşamaların esasen eğitsel süreçlerde de işletilmesi gerektiğini belirten Öztürk, bunun için temelde uygulanabilecek beş eylem alanı olduğunu söyledi.

Değerlendirme, politika ve planlama

Beş eylem alanından ilkinin değerlendirme, politika ve planlama olduğunu belirten Öztürk, “Eğitim sektörünün, dolayısıyla toplumun, ihtiyaçlarını karşılamak için eğitsel yapıların, sistemlerin ve koşulların yerinde olmasını sağlayacak politikaların ve planların belirlenmesi birincil alan olacaktır” dedi. İkinci eylem alanında ise altyapıya dikkat çeken Dr. Öztürk, bu noktada, tüm eğitim tesislerinin erişilebilir ve güvenli olmasını, öğrencileri tehlikelerden ve olası her türlü zarardan korumasını sağlamanın da son derece önemli olduğunu ekledi.

Koordinasyon, iletişim ve etkileşim

 Eylem alanlarından üçüncüsünün koordinasyon, iletişim ve etkileşim olduğunu belirten Öztürk, “Eğitim hizmetlerinin sürdürülebilmesi için rollerin ve sorumlulukların net bir biçimde ortaya konmasını ve anlaşılmasını sağlamak ve bu doğrultuda paydaşları kararlaştırılan eylemleri gerçekleştirecek şekilde konumlandırmak gerekir” diye konuştu.

Yetkinlik ve kapasite geliştirme alanı üzerinde de çalışılması gerektiğini belirten Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: “Yetkin insan kaynağını yetiştirmek için gerekli kaynağın tahsis edilmesi ve paydaşlara bunları sağlayacak becerilerin kazandırılması bu alanın önemli bir işlevidir.”

En bilinen eylem alanının ise öğrenme ve öğretme süreçlerini kapsadığının altını çizen Öztürk, “Eğitim yöneticilerinin ve öğretmenlerin riski azaltan ve tüm öğrenciler için potansiyel zararı önleyen bilgi, beceri ve davranışlar kazandıracak bir eğitim hizmeti sunması bu alanların tamamlayıcısı olacaktır” dedi.

Oyun temelli, eğlenceli etkinliklere yönelmek gerek

Afet sonrası travma yaşayan çocukların okulla olan ilişkilerinin desteklenmesi için sosyalleşme olanaklarının artırılması gerektiğini ve etkinliklerin daha oyun temelli, eğlenceli olmasının faydalı olacağını belirten Öztürk, “Çocuklar bu süreçte kendilerini, okulun gerektirdiği kurallar, rutinler ve beklentilerin, tamamen dışında hissedebilirler.

Okuldan uzak kaldığı için ya da yaşadığı felaket nedeniyle okulu pek düşünme fırsatı bulamamış çocuklarla yeniden ilişki kurmak, okula geri döndüklerinde yapılacak en öncelikli adımdır” diye konuştu. Özürk ayrıca, ders planlarında içerik yoğunluğunun hafifletilmesinin ve konu akışının yavaşlatılmasının da odaklanma sorunu yaşayan çocukların öğrenme sürecinde etkili olacağını ekledi.

 Psikososyal destek sağlanıyor

Öğrencilerin psikolojik sağlamlığını ve iyi olma halini desteklemek amacıyla hem yerelde okullar bünyesinde, hem de merkezi olarak bakanlık bünyesinde çaba söz konusu olduğunu belirten Öztürk, “Yaşadığımız son depremler neticesinde öğrenci hareketliği gerçekleşen ya da gerçekleşmeyen tüm okullarda, depremden dolaylı ya da doğrudan etkilenen çocuklarımız için psikososyal destek eğitim çalışmaları adı altında merkezi bir yönlendirme ile çeşitli etkinlikler ve uygulamalar yürütülmektedir” bilgisini verdi.

Sürdürülebilir eğitimin programı uygulanmalı

Türkiye’de afetlere yönelik sürdürülebilir eğitim programının tek başına var olmadığını fakat K-12 düzeyindeki öğretim programlarına entegre edilmiş bir biçimde var olduğunu söyleyen Dr. Öztürk, “2021 yılında Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağının Küresel Okullar Programı için yürüttüğümüz program analizi çalışmamızda, afetlere yönelik beceri ve kazanımların ulusal programlarımızda yeterince vurgulandığını tespit etmiştik. Ancak bu noktada belki de sorgulamamız gereken husus, resmi program ile uygulanan program arasındaki kopukluktan kaynaklı bir eksiklik” dedi.

Eğitimdeki aksaklık “güvenli okul” ile önlenebilir

Dünya Bankasının 2019’da yayımladığı rapora göre, dünya genelinde afetlerin her yıl yaklaşık 175 milyon çocuğun eğitimini kesintiye uğrattığı bilgisini veren Öztürk, eğitimin kesintiye uğrama nedenleri arasında okul altyapısının yıkılmasının yanı sıra okulların geçici barınak olarak kullanılması, öğretmen sayısında azalma, öğretmenler ve veliler ya da öğretmenler ve öğrenciler arasındaki bağın zayıflaması ve genel sistem işlevsizliğin sayılabildiğini belirtti.

Eğitimde yaşanan kesinti ve aksaklığın, “güvenli okul” olgusu ile önlenebileceğini belirten Öztürk, “Okullar çocuklarımız ve gençlerimiz için güvenli alanlar sağlayabilirse, okullarda çocuklarımızın ve gençlerimizin direncini ve dirayetini artırabilirsek, toparlanmalarını ve iyileşmelerini sağlayabilirsek ve daha fazla riske maruz kalmalarını önleyecek adımlar atabilirsek, bu aksama ve kesintinin önüne büyük oranda geçmiş oluruz” dedi.