16 °C

Ankara Sohbetleri 'Özel'in konuğu 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: "Cumhuriyet her koşulda kendisini taşıyacak güce sahiptir"

Ankara Sohbetleri 'Özel'in konuğu 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: "Cumhuriyet her koşulda kendisini taşıyacak güce sahiptir"

Ankara Sohbetleri 'Özel'in konuğu 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: "Cumhuriyet her koşulda kendisini taşıyacak güce sahiptir"

ANKARA - Türkiye'nin 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ankara Sohbetleri 'Özel'in konuğu oldu. Gazeteniz DÜNYA'nın kurucusu Nezih Demirkent'in 7'nci ölüm yıldönümünde Demirkent'le ilgili anılarını anlatan Demirel, "Yakın dostum Demirkent'in yönetimindeki DÜNYA, bugün çok iyi noktaya gelmiştir, Türkiye çok iyi bir müessese kazanmıştır" dedi. Ankara Temsilcimiz Ferit B. Parlak ve Ankara Haber Müdürümüz Hüseyin Gökçe'ye güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmeler de yapan bulunan Süleyman Demirel, türban tartışmalarının gündeme geldiği andan itibaren toplumun huzursuzluğa itildiğini söyledi. Türban tartışmalarının artık geride kaldığını ve bundan sonra huzursuzluğun "idare edilmesinin" önemli olduğunu bildiren Demirel, "Okullar okunabilir olmaktan çıkar mı, çıkmaz mı, buna bakmak lazım" diye konuştu. Cumhuriyetin her koşulda kendisin taşıyacak güce sahip olduğunu ifade eden Süleyman Demirel, "Maalesef gelinen noktada bölünmemiş müessese, hatta bölünmemiş halk kesimi kalmamıştır" dedi. Ekonomik göstergelerin iyi olmasına rağmen, yüksek cari açığın risk olmaya devam ettiğini belirten Demirel, ihracatın ithalata bağlı geliştiğini, yerli yan sanayinin durumunun giderek kötüleştiğini kaydetti. Sorularımız ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in cevapları şöyle: - Türkiye son dönemlerde tüm sorunları bir kenara bırakıp adeta türban konusuna kilitlendi. Siz de uzun süren sessizliğinizi geçtiğimiz gün bozarak, düzenleme yöntemine ilişkin eleştirilerinizi dile getirdiniz. Bu açıklamalarınızda özellikle 'bölünme' kelimesini üzerine basa basa kullandınız. Bu konuda gerçekten kaygı duyuyor musunuz? Bugün gelinen noktada maalesef bölünmemiş müessese, hatta bölünmemiş halk kesimi kalmamıştır, ülkenin huzuru bozulmuştur. "Türbanın getirdiği huzursuzluk nasıl giderilir ona bakmak lazım" - Türkiye bu çizdiğiniz sorunlu tablodan nasıl kurtulabilir? İş bu noktaya geldikten sonra bunun altından nasıl kalkılır bilemiyorum. Zaten süreç de henüz tamamlanmış durumda değil. Yani önümüzdeki günlerde süreç devam ediyor. Olay birtakım yeni tartışmalara gelebilir. Türkiye çok huzursuz hale gelmiştir. Türban konusu neydi, ne değildi? Tartışma bir adım geride kaldı. Türkiye'nin bu süratle meydana gelen huzursuzluğu nasıl idare edeceği önemli. Bir adım daha bundan sonra ne olacağı önemli. Yani türban meselesini tartışmak, bir adım geride kaldı. Onun sebep olduğu huzursuzluk nasıl ortadan kalkacak ve bundan sonra ne olacak, okullar okunabilir halden çıkar mı, çıkmaz mı, buna bakmak lazım. Türban konusu tartışılmaya başlandığı andan itibaren toplum huzursuzluğa itilmiştir. Türkiye'de birbirinden ayrılan insanların, eskiden olduğu gibi tekrar birbirlerini anlayacak hale gelerek yollarına devam etmeleri mutlaka zaman alacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi kurallara uygun olarak Anayasa değişikliğini gerçekleştirmiştir. Ancak Anayasa'nın laiklikle ilgili değiştirilemez ilkelerinin farklı yollardan zedelendiğine yönelik iddiaların da önüne geçilememiştir. İddialar da ancak yine hukuk sistemiyle temize çıkarılabilir. "Cumhuriyet her koşulda kendisini taşıyacak güce sahiptir" - Kamuoyunda özellikle rejimle ve cumhuriyetle ilgili kaygılar ön plana çıkmaya başladı. Siz de aynı kaygıları paylaşıyor musunuz? Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti her koşulda kendisini taşıyacak güce sahiptir. Ancak halk ve bazı kurumların böylesine bir tehlike olduğu yönündeki tedirginlikleri bile cumhuriyetin gücünü göstermektedir. - Türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına yönelik Anayasa değişikliği çalışmaları başladığı andan itibaren bu işin olacağı kesinleşince, bazı kesimlerde "Acaba bundan sonra ne gelecek? Daha mı ileri gidecekler?" kaygıları hissedilmeye başlandı... Ben işte bu yöndeki görüşlere katılmıyorum. Bunu kimsenin yapabilecek gücü olduğuna da inanmıyorum. - Biraz da ekonomiyle ilgili konulara gelirsek, makroekonomik rakamlardaki iyi performans da yavaş yavaş yerini gerilemeye bırakıyor gibi yorumlanıyor. Siz gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Aslında her şey ne zannedildiği kadar iyi, ne zannedildiği kadar kötüdür. Türk ekonomisinde istikrara doğru gidilmiş olması, enflasyonun kontrol altına alınmış olması, mali disipline mümkün olduğunca dikkat edilmesi, gayet iyi şeyler. İhracatın artması ve 2000 yılından bu yana ortalama yüzde 6 kalkınma hızı yakalanması da iyi bir şey. "Açığı kapatmak için bu kadar yüksek faiz vermek iyi değil" - Her şey iyi gidiyor yani? Böyle bir şey söylemek tabii ki mümkün değil. Türk ekonomisinin bir de bütün bu iyi şeylerin yanında endişe veren tarafları var. Ödemeler dengesi aşağı yukarı 35 milyar dolar açık veriyor. Toplam dış ticaret açığı ise 65 milyar dolar civarına ulaşmış durumda. Bunlar olumsuz tarafları. Ayrıca yüzde 4'lere indirilmesi gereken enflasyon, yüzde 8'i aşmış durumda. Türkiye'nin hali hazırdaki cari işlemler açığının kapatılması, günlük işleri yürütülmesi için bu kadar yüksek reel faiz ödenmesi iyi değil. Bugün Türkiye yüzde 20 faiz ödüyor. Ayrıca Türkiye'ye yabancı sermaye giriyor ama bu, portföy sermayesi. Yabancı sermaye direkt yatırımla gelmiyor. Onun içindir ki bu kadar yüksek faiz, yüksek ödeme açığı ve düşük kur üçlüsü aslında Türkiye'de istihdam ve refah yaratmayan bir ekonomiye girmiştir. - Yani makroekonomik gelişmeler tabana henüz yansımadı, yorumları geçerliliğini koruyor... Türkiye'de halen yüzde 10 seviyede işsiz var. Hâlâ 1 doların altında gelir alan milyonlarca insanlar var. Bugün 13 milyon insan 2.5 doların altında gelire sahip. 19 milyon insan da yoksulluk sınırında. Yüzde 6-7'lik kalkınma hızına rağmen ekonomi istenilen ölçüde istihdam, istenilen ölçüde refah yaratmıyor. Bu durum birtakım bir yerlerde çarpıklıklar olduğunu gösteriyor. Ayrıca Türkiye'nin ithalatı yüksek. Türkiye bu ihracatı yapabilmek için bu ithalatı yapmak durumunda. Yan sanayi dediğimiz ürünlere yeterince önem veremiyor. Dışarıdan alıyor, monte ediyor, satıyor. Böylece başka ekonomiler destekleniyor. Bu da uzun süre devam etmez. - Kamu yatırımlarında da bir gerileme gözleniyor... Esasına baktığınızda kamunun zaten yatırım yapması gerekmiyor. Özel sektör de yatırım ortamını beğenmiyor ki yatırım yapabilmek amacıyla Mısır'a gidiyor, Romanya'ya gidiyor. Yani yatırım iklimi de çok parlak değil. - Peki bu işsizlik sorununun çözümü için neleri öngörüyorsunuz, neler yapılabilir bu konuda? Türkiye'nin en önemli meselesi işsizliktir, işsizlik de bir gecede çözülecek bir problem değildir ve çaresi yatırımdır. Türkiye'nin kendi kaynaklarından ya da direkt yabancı sermayeden yararlanması lazım; daha önce de ifade ettiğimiz gibi Türkiye'de halen yatırım için gerekli ortam yoktur. Türkiye'de halen bir güven ortamı yaratılamamıştır. Bir çok mekanizma ağır işliyor ve bürokrasi çok yüksek düzeydedir. Devletin rolü, engelleri kaldırmak - Kamu yatırımlarının azalmasına yönelik soruya devletin yatırım yapmak zorunda olmadığı yönünde cevap vermiştiniz. O zaman ne yapması gerekiyor? Öncelikle devletin serbest piyasa oluşmasının önündeki engelleri kaldırması gerekiyor. Özelleştirme konusu bir an önce bitirilmelidir. Özelleştirme tam anlamıyla bitirilemeden devletin asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesi mümkün değildir. Devlet ticaretin ve yatırımın içinden çıkarak, bu işleri müteşebbislere bırakmalıdır. Bugün dünyanın her yerini bilen Türk müteşebbislerimiz var. Yani devlet, zenginlikleri, ondan yararlanacak olan vatandaşlara bırakmalıdır. Bütün bunlar gerçekleştirilebilirse Türkiye kısa süre içinde tahmin edilenden çok mesafe alır. Yabancı korkusunu aşmadıkça bir şey olmaz - Türkiye bir kanun değişikliği ile sermayenin menşeine ilişkin farklılığı kaldırdı. Yani yerli yabancı ayrımı artık yok. Ancak yabancı sermayenin bazı stratejik noktalara ağırlık verdiği yönünde endişeler devam ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda gelen sorulara yönelik hep aynı şeyi söylüyorum. Ben, yerli veya yabancı sermayeye herhangi bir şekilde ayrıcalık tanınmasına karşıyım. Eğer pazar ekonomisine uyacaksanız, sınırları aşacaksanız yabancı sermayeden korkmayacaksınız. Eğer işsizliğin çaresi yatırım ise, yatırım yapacak kişiyi yerli yabancı diye ayırmayacaksınız. Yabancı korkusunu aşmadıkça bir şey yapamazsınız. Bugün yabancı dediğin adam buraya gelecek vergi ödeyecek, istihdam yapacak, sigorta ödeyecek. Bankacılık ve medya kuruluşlarında da yabancı sermaye tartışmalarına karşı çıkıyorum. Gazetesini nasıl ülke menfaatinin yanında tuttuğunu gördüm - Gazetemizin kurucusu merhum Nezih Demirkent'i ölümünün 7'nci yıldönümünde anıyoruz. Kendisini yakından tanıdığınız biliniyor. Biraz bu dönemlerden bahsedebilir misiniz? Sayın Nezih Demirkent benim çok aziz bir dostumdu. Kendisi çok büyük bir gazetecidir. Ben kendisini Hürriyet Gazetesi'nin Genel Yayın Müdürlüğü'nden beri tanırım. O zamanlar bizim iktidar dönemlerimiz de oldu, muhalefet dönemlerimiz de oldu. Ama her defasında hadiselere nasıl baktığını nasıl gazetesini ülke menfaatleri yanında tutmaya çalıştığını ve her defasında ne kadar gerçekçi olduğunu hep görmüşümdür, takdir etmişimdir. Sonra muhterem eşleri merhum Işın Hanım'la beraber, bizim yakın bir dostluğumuz oldu. "Arabasını kendi kullanıp 'yolda düşünüyorum' derdi" Kendisi Darıca'da otururdu. Gazeteye ise otomobille aşağı-yukarı 45 dakikada gidip-gelinen bir mesafedeydi. Bir gün kendisine, "Her gün niye bu kadar yolu arabayla gidip geliyorsun?" diye sordum. Kendisi, "Yolda giderken düşünüyorum. Sabah giderken yapacağım işi düşünüyorum. Akşam dönerken de yaptığım işin muhasebesini düşünüyorum" cevabını verdi. "Yasaklı yıllarımda birçok kez aynı sofraya oturduk" Merhum, gayet gerçekçi bir arkadaştı. Doğayla iç içeydi. Hanımefendi de öyleydi. İkisi de çok güzel insanlardı. Biz de zaman zaman Tuzla'da oturduk, bilhassa yasaklı yıllarda. Çok beraberliklerimiz oldu. Birçok kere beraber yemek yedik, davetlerine icabet ettik. Kendisiyle her dönemde iyi arkadaşlığım olmuştur. Vefatından sonra hanımefendisiyle hâlâ görüştük. Arkadaşlığımız, dostluğumuz devam etmiştir. "DÜNYA'yı her sabah dikkatle okuyorum" Sayın Nezih Demirkent'in daveti üzerine DÜNYA Gazetesi'nin yeni binasının açılışını da ben yapmıştım. Zannederim uğurlu oldum ki Türkiye iyi bir müessese kazandı böylece. DÜNYA Gazetesi daha önce zaten Sayın Bedii Faik Bey'in gazetesiydi. Sayın Demirkent'le birlikte gazete daha çok ekonomik meselelere girdi. Bugün çok iyi bir fonksiyon yürütüyor. Ben de her sabah dikkatle okuyorum, Sayın Demirkent'i saygıyla anıyorum. Şimdi gazetenin başında kızı Didem Hanım bulunmaktadır. Kendisine, tüm yakınlarına ve DÜNYA camiasına başsağlığı diliyorum.