”Her şey kontrol altında söylemi terk edilmeli”

Mustafa Koç, ihracat pazarlarındaki büyümenin, muhtemelen sıfıra yakın düzeyde gerçekleşebileceği uyarısında bulundu

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

İSTANBUL - TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, global kriz ortamında "her şey  kontrol altında" söyleminin bırakılarak, bunun yerine kamuoyu ile ekonominin aktörleri ve iş dünyasının temsilcileri ile  somut ve yaratıcı programlar ve stratejiler geliştirme anlayışının ortaya konulması gerektiğini söyledi. 

TÜSİAD'ın yılın ikinci Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında konuşan Koç, bankacılık sektörünün 2001 krizinin ardından yeniden yapılanması ve düzenleyici kurum anlayışının ciddi ölçüde gelişmesinin, kendilerine küresel mali krizin Türk finans sektörü üzerindeki etkilerini en aza indirgeme olanağı verdiğini söyledi. Reel sektörde küresel krizin etkilerinin, kaçınılmaz olarak biraz daha belirgin hissedilmesinin beklenmesi gerektiğini ifade eden Koç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Her şeyden önce finansal krizi derinlemesine yaşayan ihracat pazarlarımızdaki büyüme, muhtemelen sıfıra yakın düzeyde gerçekleşebilir. Türkiye ekonomisinde dışa açıklık oranının yüzde 50'lere yaklaştığı düşünülürse, bu bizim sanayimize de bir yavaşlama olarak yansıyacaktır. Bunlar aşılamayacak sorunlar değildir, ama zaman kaybının maliyeti de özellikle bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerde çok yüksektir.

Yapılması gereken sakinleştirici olmaya çalışırken tartışmaları bastırmak değil, geniş bir istişare mekanizmasıyla, gerektiğinde doğru zamanlama ve doğru enstrümanlarla süreci yönlendirebilmemizi sağlayacak hazırlıkları gerçekleştirmek, prensipleri belirlemektir."

Koç, bu zihinsel hazırlık sürecinde Türkiye'nin dün de, bugün de karşı karşıya kaldığı temel problemin uzun dönemli ve istikrarlı büyüme olduğunu vurgulayarak, "bu problemi nispeten aşabildiğimiz dönemler, ülkemizde piyasa ekonomisinin ve regülasyonların da nispeten doğru çalıştığı dönemler olmuştur" dedi.

"Belirsizlik, olağan boyutların çok ötesine geçmiş durumda"

Küresel finansal dalgalanmanın yarattığı olağanüstü belirsizlik ortamının, tüm iktisadi kesimler gibi kendilerini de oldukça kaygılandırdığını ve düşündürdüğünü vurgulayan Koç, iş dünyası olarak belirsizlik altında karar alma konusunun, girişimciliğin ayrılmaz bir parçası olduğunun, farkında olan bir kurum olduklarını ancak, belirsizliğin sınırları daraldıkça, piyasa ekonomilerinin daha verimli sonuçlar üretebildiğini de herkesin çok iyi bildiğini bildirdi.

Mustafa Koç, bugün küresel ekonominin içinde bulunduğu krizin yarattığı belirsizliğin, olağan boyutların çok ötesine geçmiş durumda olduğunu vurgulayarak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Piyasayı oluşturan temel kurumlar sarsıntı geçirmiş, piyasaların fiyat oluşturma yeteneği azalmış ve belirsizlik bir 'güven bunalımı'na dönüşmüştür.

Bu güven bunalımı, sanayileşmiş ülke otoritelerinin, ortaya çıkan krizin temellerini tam olarak analiz edemeden, ödeme sistemlerini rahatlatmaya yönelik olarak, piyasaya sürekli artan oranda müdahale etmelerine neden olmuştur. Bu müdahalelerin tüm sonuçlarını görebilmekten ve orta-uzun dönem etkilerini öngörebilmekten uzaktayız. Ancak unutmamak gerekiyor ki, her piyasa müdahalesinin bir maliyeti vardır ve başarılı müdahalenin ölçütü, maliyetin mümkün olduğunca adil paylaşımı ve ilgili müdahalenin piyasa mekanizmasında kalıcı hasar bırakmamasıdır."

YİK Başkanı Koç, bir başka önemli noktanın, bu kriz vesilesiyle su yüzüne çıkan, finansal otoritelerin tutumları ve bu tutumları şekillendiren düzenlemelerle ilgili tartışmalar olduğuna dikkati çekerek, özellikle son on yılda, uluslararası mal ve hizmet ticaretinin, oldukça hızlı yükseldiğini, ancak finans sektöründeki düzenlemelerin ve bağlı olarak küreselleşmede meydana gelen hızlanmanın geride kaldığının, birçok ekonomist tarafından ileri sürüldüğünü söyledi. Bu tartışmaların, yeni küresel finansal regülasyonların ortaya çıkmasına ilişkin işaretler sayılması gerektiğini ifade eden Koç, şu görüşleri dile getirdi:

"Hatta bu küresel yeniden yapılanma ihtiyacı, mali sektör yanında, piyasa aksaması sürekli yaşanan, enerji, güvenlik ve çevre başta olmak üzere birçok alana da hızla genişleyecek, belki de yeni uluslararası otoriteler tesis edilecektir. Diliyoruz bu tür düzenlemeler, G3, G7 kapsamının çok ötesinde paydaşları da içeren, en azından G20 ölçeğinde kurgulanabilen bir süreç içinde gerçekleştirilir."

Koç, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin, rotasını düzelteceğini, kurumlarını gözden geçirerek güçlendireceğini ve yeniden refah artışı sürecini tesis edeceği değerlendirmesinde bulunarak, "Piyasa ekonomisi ve serbest rekabet başı boşluk anlamına gelmez. Aksine rekabete dayalı piyasa ekonomisi, rekabetin düzenlendiği hassas bir dengedir; kurumları ve kuralları ile birlikte, ekonomik aktörlere en yüksek refah düzeyini sunabilen özel bir durumdur" dedi.

Piyasa ekonomilerinin küresel düzeyde düzenlenmeye doğru yol aldığı bu sürece devlet, özel sektör ve tüm ekonomik aktörler olarak bilinçli bir biçimde hazırlıklı olmak durumunda olduklarına dikkati çeken Koç, "Krizin Türkiye boyutunu da ele alırsak, bu yaklaşımımızı daha iyi kavrayabiliriz" dedi.

"Orta ve uzun dönemi ikinci plana atmak gibi bir lüksümüz yok"

Mustafa Koç, konuşmasında şunları kaydetti:

"Neredeyse her türlü enstrümanın ucu açık olarak kullanıldığı bu küresel ortamda, ülke olarak, rotamızı kaybetmemeye, 2000'li yılların başlarından beri uygulanan doğru politikalar sonucu ülke olarak elde ettiğimiz refah kazanımlarını ve bununla birlikte 'bağımsız merkez bankası', 'dalgalı kur', 'düzenleyici kurumlar' ve 'disiplinli kamu bütçesi' anlayışlarını korumaya özen göstermeliyiz.

Dolayısıyla, makro ekonomik istikrar, rekabetçi ve şeffaf yatırım ortamı, etkin inovasyon politikaları, özerk, şeffaf ve iyi denetlenen düzenleyici kurumlar, programlı harcama ve gelir politikaları olan disiplinli bir bütçe, uzun dönemli istikrarlı büyümenin ve ülkemizdeki refah düzeyinin temel belirleyicileri olarak her durumda önümüze çıkacaktır. Bu nedenle, bizim kısa dönemli tedbirlere öncelik vermek, orta ve uzun dönemi ikinci plana atmak gibi bir lüksümüz yoktur."

Koç, Türkiye'nin, uzun dönemli büyümenin şartlarını yeni bir heyecanla sürdürmeye devam ederken, aynı zamanda, finansal dalgalanmanın reel sektör üzerindeki muhtemel etkilerini sınırlayacak şekilde, hem bankacılık sektörünü muhtemel risklere karşı koruyan, hem de bankacılıkla reel sektör arasındaki akışkanlığı artıran yaratıcı düzenlemeleri uygulamaya koyabilmesi gerektiğine işaret etti.

Bütün bunların sağlanmasında, güven ve istikrarın, toplumsal mutabakat ve işbirliğinin, ulusal birlik ve beraberliğin olmazsa olmaz koşullar olduğunu akıldan çıkarmamak gerektiğini vurgulayan Koç, küresel krizin yarattığı, kurumlara yönelik güven bunalımı da dikkate alındığında, bu koşulların ne kadar önemli olduğunun daha da belirginleştiğini söyledi.

"Kutuplaşma tonu, güveni aşağı çekmekte"

Koç, "Sağlıklı tartışma ortamının, eleştiri ve özeleştirinin, ortak aklın, dürüstlük ve güvenin, şeffaflığın, sağduyu ve aklıselimin hayatımıza sinmesini, her hareketimizi yönlendirmesini sağlamak gerekir. Ekonomiyi tüm aktörlerin ve birimlerin tam koordinasyonunu sağlayarak yönetebiliyor olması gerekir" diye konuştu.

En önemli faktörün, toplumsal güven ortamının tam olarak tesis edilmesi olduğunun altını çizen Koç, bunun için son dönemlerde ortaya çıkan ve çeşitli araştırmalarla gözlemledikleri güven eksikliğini yaratan sebeplerin neler olduğunun çok iyi analiz edilmesi gerektiğini kaydetti. Koç, şöyle dedi:

"Bize göre mevcut güven kaybında, seçimlerden bu yana ekonominin bir türlü gündemin birinci maddesi haline gelememesinin önemli bir rolü vardır. IMF anlaşması bittikten sonra aylarca bu modelin yerini neyle ikame edileceğinin belirlenememesini, AB ile ilişkilerin gündem dışına itilmesinin de önemli nedenler olduğunu göz önünde bulundurmak zorundayız.

Öte yandan, polemik yaratan gündemlerin etrafında yaşanan tartışma ve çatışmalar gerçek gündemin önceliği yitirmesine sebep olmaktadır. Çözüm bekleyen sorunlar ortada dururken, bunlarla ilgili ortak akıl aramak yerine, eleştiri ve tartışmalardan rahatsız olarak onları bastırmaya çalışmak, siyaseti sürekli çatışma ve kutuplaşma tonunda sürdürmek, bu çatışma ortamının etkisiyle, siyasal istikrarsızlık algısını güçlendirmeye hizmet etmekte, bu da sosyal ve ekonomik aktörlerin güvenini aşağı çekmektedir.

Bu yüzden, toplumsal güvenin tesisi ve güçlendirilmesi için, siyasette daha demokratik, daha uygar ve daha katılımcı bir ton benimsemeyi; bunu ulusal bir anlayış haline getirmeyi atılabilecek en önemli adım olarak görüyoruz."

"Sık sık tepkilere maruz bırakılıyoruz"

Mustafa Koç, ikinci önemli adımın, ekonominin gündemin sürekli ilk maddesi olmasını sağlamak olduğunu belirterek, ekonomide güçlü bir koordinasyonun sağlanması, şeffaf ve programlı mali disiplinden taviz verilmemesi, makro ekonomik uyum programı anlayışının ve AB çıpasının yeniden tesis edilmesinin de izleyen adımlar olması gerektiğini anlattı.

Koç, "En önemlisi, altı yeterince doldurulamayan 'her şey kontrol altında' söyleminin terk edilerek, yerine kamuoyuyla, ekonominin aktörleriyle, iş dünyasının temsilcileriyle, somut ve yaratıcı programlar ve stratejiler temelinde sürekli iletişim ve işbirliği anlayışını ortaya koyabilmektir" şeklinde konuştu.

TÜSİAD olarak böyle dönemlerde her zaman çok hassas bir konumda olduklarını ifade eden Koç, çağdaş demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarından olan sivil toplumun denetim fonksiyonunu yerine getirirken, uzman bir girişimci kuruluş olarak eleştiri ve uyarılarını yaparken, zaman zaman siyasi aktörlerin hoşuna gitmeyen şeyler söylemek zorunda kaldıklarını ve bu yüzden de sık sık tepkilere maruz bırakıldıklarını dile getirdi.

Mustafa Koç, TÜSİAD'ın bugün siyaset sahnesinde faaliyet gösteren pek çok siyasi partiden daha eski bir iş dünyası temsil örgütü olduğunu, başlıca misyonlarının, Türkiye'nin gelişmiş ülkeler arasında yerini alması için gerekli politikaların oluşturulmasına katkı sağlamaktan ibaret olduğunu ve TÜSİAD'ın bu misyonun gereklerini yerine getirme doğrultusunda hareket ettiğini "defalarca" kanıtladığını anlattı.

Bugün de bu bakış açısıyla konulara yaklaştıklarını, riskleri iyi yönetebilmek için, onları doğru kavramak gerektiğini söylediklerini vurgulayan Koç, "Bu bir kez sağlandıktan sonra, iyi niyetli bir tartışma ve istişare zemininde, ülke olarak, el birliği ile her sorunun üstesinden gelebileceğimize yürekten inanıyoruz" dedi. Toplantı, konuşmaların ardından basına kapalı olarak devam etti.