Yapay zekâ daha çok işi yok edecek mi? Yüzde 83 evet diyor
ABD'de yapılan yeni araştırmada katılımcıların yüzde 83'ü yapay zekânın yaratacağından daha fazla işi ortadan kaldıracağını düşünüyor. Yüzde 68'i gelecekte ücretlerin geçinmeye yetmeyeceği görüşünde. Çalışanlar ise teknolojiden vazgeçmiyor.
Yapay zekânın iş dünyasını nasıl değiştireceği tartışılırken ABD'de yapılan yeni bir araştırma, çalışanların geleceğe ilişkin endişelerini ortaya koydu. Elon Üniversitesi tarafından 13 Ekim 2026'da yayımlanan araştırmaya göre yetişkinlerin yüzde 83'ü, yapay zekânın oluşturacağından daha fazla işi ortadan kaldıracağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 68'i ise gelecekte mevcut işlerin çoğunun iyi bir yaşam sürmeye yetecek ücret sağlamayacağı görüşünde.
Araştırmanın dikkat çekici yanı, yapay zekâyı kullanmaya istekli çalışanların da geleceğe güvenle bakmaması. Çalışanların yüzde 66'sı teknolojiyi işinde kullanmaya hazır olduğunu veya eğitim verilmesi durumunda kullanabileceğini söylerken, çoğunluk yapay zekânın istihdam ve gelir üzerindeki etkilerinden endişe duyuyor. Böylece yeni teknolojilere uyum sağlama isteği ile iş güvencesine duyulan kaygı aynı anda öne çıkıyor.
Her 10 kişiden 8'i iş kaybı bekliyor
Elon Üniversitesi'nin Imagining the Digital Future Center adlı araştırma merkezi tarafından hazırlanan çalışma, yapay zekânın çalışma hayatına etkilerini toplumun beklentileri üzerinden inceliyor. Araştırma şirketi SSRS tarafından 20-24 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen ankete, ABD'de yaşayan 1.158 yetişkin katıldı. Sonuçlar 13 Ekim'de kamuoyuyla paylaşıldı.
Katılımcıların yüzde 83'ü, yapay zekânın ortadan kaldıracağı iş sayısının yaratacağı yeni işlerden fazla olacağını öngörüyor. Bu sonuç, teknolojinin yalnızca belirli meslekleri dönüştürmekle kalmayacağı, toplam istihdam olanaklarını da daraltabileceği yönünde yaygın bir beklenti bulunduğunu gösteriyor. Ancak araştırma gerçekleşmiş iş kayıplarını ölçmüyor ve gelecekte kaç kişinin işsiz kalacağını hesaplamıyor.
Anketin sonuçları, çalışanların teknolojiye ilişkin değerlendirmelerinde yalnızca işlerini kaybetme ihtimalinin değil, elde edecekleri gelirin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim katılımcılar, gelecekte bir işe sahip olmanın tek başına ekonomik güvence anlamına gelmeyebileceğinden endişe ediyor.
Yüzde 68'e göre maaşlar geçinmeye yetmeyecek

Araştırmaya katılanların yüzde 68'i, yapay zekânın etkisiyle şekillenen gelecekte işlerin çoğunun iyi bir yaşam sürmeye yetecek ücret sağlamayacağı görüşünü paylaşıyor. Katılımcıların yüzde 62'si ise mevcut işlerin önemli bölümünün zamanla sıkıcı ve kişisel tatmin sağlamayan faaliyetlere dönüşeceğini düşünüyor. Böylece araştırmada iş sayısının azalması, gelir yetersizliği ve çalışma hayatındaki tatmin kaybı birlikte öne çıkıyor.
Gelir kaygısının ötesinde, çalışmanın insanların hayatındaki yeri de tartışmaya açılıyor. Katılımcıların yüzde 65'i, yapay zekânın işleri daha az anlamlı hale getirmesi durumunda insanların amaç ve saygınlık duygularını kaybedebileceği görüşüne katılıyor. Çalışanların yüzde 81'i ücretli bir işe sahip olmayı aile içindeki rolleri, yüzde 70'i ise hayatın anlamı ve amacı açısından çok önemli buluyor.
Bu sonuçlar, yapay zekânın iş gücü üzerindeki etkilerinin yalnızca ücretler veya istihdam sayılarıyla değerlendirilemeyeceğine işaret ediyor. İnsanların meslekleriyle kurduğu ilişki, ekonomik güvenliğin yanı sıra sosyal konumlarını ve kişisel kimliklerini de kapsıyor.
Yapay zekâ kullananların da endişesi geçmiyor
Araştırma, yapay zekâyı yakından tanıyan kişilerin geleceğe daha güvenle baktığı düşüncesini de sorguluyor. Son bir hafta içinde ChatGPT veya Gemini gibi büyük dil modellerini kullanan yetişkinlerin yüzde 80'i, yapay zekânın yaratacağından daha fazla işi ortadan kaldıracağını düşünüyor. Aynı kullanıcı grubunun yüzde 65'i gelecekte ücretlerin yetersiz kalacağını, yüzde 61'i ise çalışma hayatının anlamını yitirmesinin insanların amaç ve saygınlık duygusunu zayıflatacağını öngörüyor.
Bununla birlikte teknolojiye aşina olan kullanıcıların tamamı karamsar değil. Yakın zamanda yapay zekâ kullananların yüzde 30'u teknolojinin beş yıl içinde insanların daha anlamlı ve tatmin edici hayatlar sürmesini kolaylaştıracağını, yüzde 30'u ise zorlaştıracağını düşünüyor. Yüzde 33'lük kesim her iki etkinin de benzer ölçüde yaşanabileceği görüşünde.
Bu dağılım, yapay zekâyı aktif biçimde kullanmanın istihdam kaygılarını ortadan kaldırmadığını gösteriyor. Kullanıcılar teknolojinin günlük işlerde sağladığı kolaylıkları kabul ederken, çalışma hayatında yaratabileceği uzun vadeli sonuçlar konusunda belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.
Çalışanların yüzde 66'sı yapay zekâya hazır

İş kaybına ilişkin yaygın endişelere rağmen çalışanların önemli bölümü yapay zekâdan uzak durmayı tercih etmiyor. Anket kapsamında çalışanların yüzde 25'i işinde yapay zekâ kullanırken kendisini zaten rahat hissettiğini belirtiyor. Yüzde 41'i ise daha fazla eğitim alması durumunda bu teknolojileri kullanmaya açık olduğunu söylüyor.
Bu iki grup birlikte değerlendirildiğinde çalışanların yüzde 66'sının yapay zekâyı kullanmaya hazır olduğu veya gerekli eğitimle kullanabileceği görülüyor. Ancak söz konusu oran, çalışanların tamamının yapay zekâyı hâlihazırda işinde kullandığı anlamına gelmiyor. Araştırma, teknolojiye açıklık ile mevcut kullanım düzeyini ayrı kavramlar olarak ele alıyor.
Yapay zekâyla çalışma konusundaki rahatlık düzeyi, gelir ve eğitim grupları arasında da farklılaşıyor. Yıllık hane geliri 100 bin dolar ve üzerinde olan çalışanların yüzde 34'ü bu teknolojileri işinde kullanırken kendisini rahat hissederken, 50 bin doların altında geliri bulunanlarda oran yüzde 17'ye düşüyor. Üniversite mezunlarında yüzde 33 olan oran, lise veya daha düşük eğitim düzeyindekilerde yüzde 18 seviyesinde kalıyor.
Yarısı uyum sağlayacağına inanıyor, geleceğinden emin değil
Araştırmaya göre çalışanların yüzde 50'si, mevcut işlerinde değişen beceri ihtiyaçlarına uyum sağlayabileceği konusunda yüksek güven duyuyor. Buna karşılık kariyerinin geleceğini kontrol edebileceğine güçlü biçimde inananların oranı yüzde 40'ta kalıyor. Bu fark, yeni teknolojileri öğrenme yeteneğine güvenmenin iş hayatındaki geleceği kontrol edebilmekle aynı anlama gelmediğini ortaya koyuyor.
ABD'deki yetişkinlerin yüzde 52'si, yapay zekânın iş gücü üzerindeki etkilerinin çalışanların çoğunu kendi geleceği üzerinde çok az söz sahibi bırakacağı görüşüne katılıyor. Buna karşılık yüzde 60'ı, çalışanların dışarıdan yardım beklemek yerine değişen koşullara kendilerini uyarlamaları gerektiğini düşünüyor. Yüzde 59'u ise yapay zekânın yaratacağı ekonomik zenginliğin toplumun geniş kesimleriyle paylaşılması gerektiği görüşünü benimsiyor.
Ortaya çıkan tablo, çalışanların kişisel uyum çabalarının gerekli görüldüğünü ancak yeterli bulunmadığını gösteriyor. Teknolojik dönüşümden sağlanacak kazancın nasıl paylaşılacağı ve çalışanların hangi güvencelere sahip olacağı da geleceğe ilişkin beklentileri şekillendiriyor.
Çalışanlar eğitim istiyor, kurumlardan umutlu değil

Katılımcıların beklentileri, yalnızca teknoloji kullanmayı öğrenmekle sınırlı değil. Çalışanların yüzde 52'si, yapay zekânın sınırları ve hangi durumlarda insan kararının öncelikli olması gerektiği konusunda eğitim verilmesini çok yararlı buluyor. Yüzde 49'u ise iş yerlerinde yapay zekâ kullanımına ilişkin açık ve düzenli biçimde güncellenen kurallar istiyor.
Bununla birlikte çalışanların kendilerine destek sağlayabilecek kurumlara güveni oldukça düşük. Yapay zekânın işlerini önemli ölçüde etkilemesi durumunda devlet kurumlarından güçlü destek görebileceğine inananların oranı yalnızca yüzde 11 olurken, işverenlerine yüksek güven duyanlar yüzde 22'de kalıyor. Aile, arkadaşlar ve eski çalışma arkadaşlarından destek alacağına güçlü biçimde inananların oranı ise yüzde 33.
Elon Üniversitesi Imagining the Digital Future Center Direktörü Lee Rainie, sonuçların yalnızca gelecekte yeterli sayıda iş bulunup bulunmayacağıyla ilgili olmadığını değerlendiriyor. Rainie'ye göre temel mesele, insanların ekonomik güvenliklerini, toplumsal değerlerini ve kendi hayatları üzerindeki söz haklarını koruyup koruyamayacakları.
Araştırma, yapay zekânın iş gücü piyasasında kesin olarak ne kadar istihdam kaybına yol açacağını ortaya koymuyor. Ancak ABD'deki yetişkinlerin beklentileri, teknolojinin sağladığı verimlilik artışının çalışanlara daha iyi ücretler, yeni fırsatlar ve ekonomik güvence olarak yansıyıp yansımayacağının önümüzdeki dönemin en önemli tartışmalarından biri olacağını gösteriyor.