“Gerektiği kadar su içmiyoruz, içemiyoruz...”

Danone Hayat Su Pazarlama Direktörü Elif Kaypak Emiroğlu ile olması gerekenin üçte birinde kalan su tüketim alışkanlıklarımızdan pazarlama sektörüne, kitap okuma tutkusundan sosyal medyaya uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

EMRE ALKİN

Bu hafta Türk iş dünyasının kahraman hanımefendilerinden birini ağırlıyorum. Elif Kaypak Emiroğlu, bugün Danone Hayat Su’nun Pazarlama Direktörü. Siyaset Bilimi okuyup diplomat olmak isteyen Elif Hanım, “Ankara cazip gelmedi” diyerek, İstanbul’daki uluslararası şirketlerden birinde göreve başlamış. O gün bugündür de pazarlama konusunda yükselmiş. Sanmayın ki İstanbullu olduğu için bu kararı almış. Kendisi Adana’da büyümüş. Bilgiyle, kültürle dolu hayatını dinlerken “Paylaşmasak Olmazdı” dedim...

Okuyucuların anlaması için mesleğinizi kısaca anlatır mısınız?

Danone Hayat Su’da Pazarlama Direktörü olarak görev alıyorum. Temel amacımız markalarımızın kısa ve uzun vadeli stratejilerini geliştirmek ve bu stratejileri aksiyona geçirmek. Ana odağımız markalarımızın doğru aksiyonlarla büyümesi üzerine kurulu. Tüm reklam, promosyon, yeni ürün geliştirme, marka konumlandırma, medya planlaması ve dijital konular pazarlama departmanı bünyesinde gerçekleşiyor. Kısacası nihai tüketiciye ulaşan her şey bizim departmanımızca yönetiliyor.

Yaptığınız işi seçmenizde yaşadıklarınız mı etkili oldu, yoksa çocukluktan gelen bir motivasyon mu?

Çocukken doktor veya öğretmen, lisedeyken de diplomat olacağım diye tutturmuştum. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler lisans eğitimi ve sonrasında, British Council bursuyla, University of Bradford’da Avrupa Birliği master’ı yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul’da kalmak istedim. Ankara’ya taşınma fikri çok cazip gelmedi. O yüzden diplomatlık sınavına girmedim. Tüm arkadaşlarım İstanbul’daydı. Ben de uluslararası bir şirkette asistan ürün müdürü olarak işe başladım. O gün bugün pazarlamacıyım.

Ailenizin hayattaki seçimlerinize etkisi oldu mu? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Adana’da büyüdüm. Geleneksel ama çok da açık fikirli bir aileden geliyorum. Evde dört çocuktuk. Babam bir ilaç şirketinde satış müdürü olarak çalışıyordu, annemse ev hanımı. Orta gelirli bir aileydik. En büyük zevkim şimdi olduğu gibi o zamanlar da kitap okumaktı. İlkokul bittiğinde Adana’daki kitapçıda okumadığım kitap kalmamıştı ve babam İstanbul’a iş seyahatine gittiğinde kitap siparişlerimi toplayıp getirirdi. Lisede tüm Fransız ve Rus edebiyatı klasiklerini bitirmiştim. Babam en çok okuldaki başarılarımla gurur duyardı. Okul hayatımın çok uzun kısmı burslarla geçti. Üniversiteyi kazanmak ve kitaplarda okuduğum dünyaları görmek isteği en büyük motivasyonum oldu.

Bu işi yapmaya ne zaman karar verdiniz?

Pazarlama işine İngiltere’den döndükten sonra karar verdim. O renkli dünya ve İstanbul’daki hayat cazip geldi. 1997 yılıydı. O zamanlar insan kaynakları eklerinde iş ilanları çıkardı. İnternet çok fazla yaygın değildi zaten.

Sosyal medya yaptığınız işte ne kadar etkili?

Her şey inanılmaz hızlı değişti hayatımızda. Ben ilk işe başladığımda tepegözle sunum yapardık. İnternet tek bilgisayarda vardı. Sırayla girerdik. Şu anda telefonsuz bir an düşünemiyorum. Instagram bile eskidi sanki. Herkes Snapchat’te. İnsanlar oradaki marka tavsiyelerinden ve çevrelerinden çok etkileniyor. Alışkanlıklar bir anda değişiyor. Sürekli takip etmek lâzım. Emek istiyor, ama seviyorum. Şu anda da marka stratejilerimizin büyük kısmını sosyal medya üzerinden hayata geçiriyoruz. Tüm markalar gibi bizim için de sosyal medyada görünürlük büyük önem taşıyor. Her yaştan ve çevreden insana bu şekilde ulaşmak mümkün. Ama bunun yanında sosyal medyanın önemi asıl yeni akımları belirlemedeki gücünden geliyor. Yenilikleri hayatımıza dahil ederken sosyal medyadan da güç alıyoruz.

Perakende sektörü dünden bugüne ne kadar değişti?

Ben ilk başladığımda ne konuşuyorduk biliyor musunuz: Bakkallar bitecek ve herkes hipermarketlerden alışveriş yapacak. O zaman fiyatlar arasında da fark vardı. Şimdi öyle değil. “Stratejilerimizi buna göre geliştirmeliyiz” diyorduk. 20 yıl sonra hiç de öyle olmadı değil mi? Bakkallar hâlâ yaşıyor. Hayatımıza indirim marketleri son hızla girdi ve yerel marketler arttı. Hipermarketler de küçüldü. Büyük perakende zincirleri, küçük formatta, mahalle aralarında mağaza açmaya başladılar. Artık günlük alışverişler, fiyat ve yakınlık çok önemli.
- Hiç unutamadığınız bir anı var mı? Sizi çok güldüren ya da şaşırtan, belki de kızdıran...
Ürün müdürlüğü yaptığım ilk yıllarda, lanse ettiğim bir ürüne barkod koymayı unutmuşum. Öylece basıldı kartonlar ve paketlendi. Haftalarca kendime gelemedim utançtan. Neyse ki müdürüm çok anlayışlıydı. Çözümü de bana buldurdu; sonradan tüm ürünleri etiketlettik.

“Zamane çocuklarına pek karışılmıyor”

Yaptığınız işte öne çıkmış isimler veya kurumlar var mı?

Kariyerim boyunca genellikle küresel firmalarda görev aldım. Yerel değerleri işlerken küresel bir bilgi ve deneyim ağından faydalanmak büyük avantaj sağlıyor. Aynı zamanda siz de tüm dünyaya örnek olacak nitelikte işleri hayata geçirebiliyorsunuz. Ayrıca büyük bir ailenin parçası olarak ortak bir hedefe koşmak ve bunu yaparken zorluklara göğüs germek kadar gururu da paylaşmak büyük güç veriyor. Şu an çalıştığım şirkette de bulunmaktan gurur duyuyorum. Ortak söylemimiz “Tek Gezegen; Tek Sağlık.” İnsanların sağlığına hizmet eden bir ürün üzerinde çalışırken gezegenimizi de gözetmek amacımız. Şu an hayattaki en güzel şeyi pazarlıyorum. Su. Bundan daha güzel daha doyurucu bir his olabilir mi? Nefes almaktan sonra ihtiyacımız olan en önemli, en saf, en temiz madde.

İleride çocuklarınız bu işi yapsın ister misiniz?

Bir kızım var. Yapsın isterim ama zamane çocuklarına pek karışılmıyor artık. Sanırım benimki dansçı olmak istiyor şu sıralar. Kurumsal hayatta pek gözü yok. Ama değişir tabii tercihler. Benim de değişti.

Size şu an en çok heyecan veren projeniz nedir?

“Su Hayattır” felsefesiyle 33 yıldır Türkiye pazarında faaliyet gösteriyoruz. Hayat Su markası olarak, herkesin sağlıklı bir hayata sahip olma hakkı olduğunu düşünüyoruz. Yapılan araştırmalara göre ülkemizde, insanlar içmeleri gerekenin üçte birini tüketiyorlar. Genellikle de yaz mevsiminde ve havaların sıcak olduğu dönemlerle sınırlı kalıyor. Öyle ki yılda sadece 2 ayda yıllık tüketimin yüzde 22’si gerçekleşiyor. Bu oranlar da maalesef gerekli seviyelerde su tüketiminin olmadığını gözler önüne seriyor. Oysa ki su dört mevsim tüketilmesi gereken en temel öğe. Bu sebeple “Dört Mevsim” projesine imza attık. Dört mevsim temalı projemizde, ünlü tasarımcı Aslı Filinta ile bir işbirliği yaptık. Şişelerimizi 4 mevsime özel tasarımlarla giydirdik. Modayla sağlığı bir araya getiren bu proje sayesinde, suyun sıkıcı olduğunu düşünen ve görselliğe önem veren tüketicilerimiz için de keyifl i bir alternatif yarattığımızı düşünüyoruz.

“Her akıllı insan pazarlama yapabilir...”

Başka hangi mesleği tercih ederdiniz ya da ne yapmak istediniz?

Finansı çok seviyorum. Rakamlarla uğraşmak, kârzarar tabloları ve simülasyonlar yapmaktan zevk alıyorum. Özellikle ticari finans ile ilgilenmeyi çok isterdim.

Bu işte eğitimin, ilişkilerin ve tecrübenin payı size göre yüzde kaçtır?

Özellikle sizin mesleğinizde... Ben her akıllı insanın pazarlama yapabileceğine inanıyorum. Eğitim üçüncü sırada yer alır bence. Tecrübe ve özellikle insan ilişkileri en kritik konular. Pazarlamanın satışla kol kola çalışması çok önemli ve verimli oluyor. Bir de yönetim ekibinin aynı hedefe koşması ve birbirini desteklemesi.

"Markanız dürüst olmalı"

Bu işte ekmek var mı? Varsa gençler ve girişimciler nereden başlamalı?

Bu işte ekmek var tabii ki... O kadar çok marka çıkıyor ve kayboluyor ki... Markanız dürüst olmalı. Amacı gerçek olmalı. Kağıt üstünde güzel şeyler yazmak çok kolay. Önemli olan bunları hayata geçirmek. İnsanlara bir şey vadediyorsak mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Bir de teknolojiyi iyi takip etmek ve hep bir adım önde olmak lâzım.