ABD ve Çin görüşmelerinden çelişkili sesler yankılandı
Trump ve Çin lideri Xi Jinping arasındaki Pekin zirvesi sonrasında ticari verilerde uyumsuzluk yaşandı. ABD tarafı 200 adet Boeing uçağı siparişi verildiğini duyurdu
Pekin'in görkemli salonlarında bir araya gelen iki lider, dünya ekonomisinin ve siyasetinin seyrini değiştirebilecek kritik bir buluşmayı geride bıraktı. Küresel kamuoyu tarafından heyecanla takip edilen Trump ve Çin zirvesi, liderlerin kameraların karşısına geçmesiyle beklenmedik bir boyut kazandı. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump, görüşmenin ardından tamamen farklı önceliklerden bahsetti. Trump, milyarlarca dolarlık ticari anlaşmaları müjdelerken, Çin tarafı sadece stratejik istikrar vurgusu yapmayı tercih etti.
Aynı odada yapılan bir görüşmeden nasıl iki taban tabana zıt anlatı çıkabilir? Süper güçlerin geleceğe dair planları nerede ayrışıyor? Küresel piyasalar, liderlerin resmi açıklamaları ile kapalı kapılar ardındaki gerçekler arasında net bir cevap arıyor.
Amerikan tarafı, zirveyi Trump ve Çin arasında büyük bir ticari zafer olarak nitelendirdi. Trump, Pekin yönetiminin Boeing firmasından tam 200 adet büyük uçak satın almayı kabul ettiğini duyurdu. Sadece havacılık değil; tarım ürünleri, enerji transferleri ve Visa gibi finans devlerinin Asya pazarına erişimi de Amerikan yönetiminin kazanç listesinde yer alıyordu.
Ancak tarafların resmi metinleri incelendiğinde, Trump ve Çin arasındaki milyarlarca dolarlık vaatlerin resmiyet kazanmadığı görülüyor. Çin hükümeti, somut rakamlar ve şirket isimleri vermek yerine, ticaret ve tarım alanında genel bir iş birliği niyetini dile getirmekle yetindi. Trump'ın iddialı söylemleri ile Pekin'in sessizliği arasındaki uçurum, diplomatik çevrelerde ciddi soru işaretlerine neden oluyor.
Trump ve Çin görüşmelerinin arkasındaki derin sessizlik

Enerji sektörü, iki ülke arasındaki görüş farklılıklarının en net izlenebildiği alanlardan biri haline geldi. Beyaz Saray, Teksas, Louisiana ve Alaska'dan kalkacak gemilerin Amerikan petrolü ve sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) taşıyacağını iddia ediyor. Washington, Trump ve Çin arasındaki enerji başlıklarında Pekin'in Ortadoğu'daki lojistik rotalara olan bağımlılığını azaltmak istediğini öne sürüyor.
Diğer taraftan, Pekin'in yayımladığı resmi belgelerde petrol veya LNG kelimeleri dahi geçmiyor. Çinli yetkililer, enerji sevkiyatına dair herhangi bir hacim, takvim ya da resmi taahhüt paylaşmaktan özenle kaçındı. Sergilenen yaklaşım, ilan edilen devasa ticaret anlaşmalarının henüz sadece birer niyet beyanından ibaret olabileceğini gösteriyor.
Ortadoğu gerilimi ve Hürmüz Boğazı

Zirvenin en keskin fikir ayrılığı ise İran ve Hürmüz Boğazı başlıklarında, yani Trump ve Çin heyetleri arasında yaşandı. Trump, Çin liderinin İran'a askeri teçhizat sağlamayacağını taahhüt ettiğini ve Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması için yardım edeceğini ileri sürdü. İki liderin İran'ın nükleer silahlara sahip olmaması konusunda anlaştığını belirtti.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair soruları geçiştirerek, Pekin'in Hürmüz Boğazı konusundaki duruşunun her zaman net ve tutarlı olduğunu hatırlatmakla yetindi. Resmi kayıtlarda Tahran yönetimine yönelik hiçbir somut kısıtlama veya yaptırım sözü yer almadı. Washington'ın iddialı açıklamalarına karşılık Pekin, Orta Doğu politikasında temkinli çizgisini korumayı sürdürecek gibi görünüyor.
Pekin yönetimi için zirvenin asıl önceliği, Trump ve Çin ortaklığında ticari kupalar kazanmaktan ziyade diplomatik dengeleri korumaktı. Küresel piyasalarda Trump ve Çin ilişkilerinin geleceğine dair endişeler sürerken, Çin tarafı Tayvan meselesi konusunda ABD'ye doğrudan ve sert bir uyarıda bulundu.Meselenin yanlış yönetilmesinin çatışmalara ve hatta sıcak savaşlara yol açabileceği açıkça ifade edildi.
Dolayısıyla Pekin buluşması, imzalanmış büyük anlaşmaların bir listesinden ziyade, kırılgan bir diplomatik denge arayışı olarak tarihe geçti. Önümüzdeki dönemde Trump ve Çin hattındaki diplomatik adımların seyrini, vaatlerin gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceği belirleyecek. Yaşanan belirsizlikler, iki dev arasındaki ilişkilerin uzun süre daha gri bir bölgede kalacağına işaret ediyor.