Anonim şirketlerde sermaye artışlarında banka blokajı

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

Doç. Dr. Murat Yusuf AKIN / Marmara Üni. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

6102 sayılı TTK’nın anonim şirketlerin kuruluşuna ilişkin getirdiği en önemli değişikliklerin başında, eskiden beri var olan sermayenin korunması ilkesinin bir yansıması şeklinde görebileceğimiz, şirketin ticaret siciline tescilinden önce taahhüt edilen nakdi sermayenin yüzde 25’inin ödenmesi gelmektedir (TTK m. 344). Kanuna göre bu tutarın bir bankada şirket adına açılmış bir hesaba bloke edilmesi gerekmektedir. Banka, anılan tutarı şirketin tüzel kişilik kazandığına ilişkin sicil müdürlüğü yazısının ibrazı üzerine-sadece- şirkete ödeyecektir (TTK m. 345/I). Şirket esas sözleşmesinin noterce onaylandığı tarihten itibaren 3 aylık sürenin sonunda şirketin tüzel kişilik kazanamadığı hususu sicil müdürlüğünce yazıyla bankaya bildirildiği takdirde, banka bloke sermaye taahhüdü tutarlarını serbest bırakarak sahiplerine iade edecektir.

Kanun koyucunun getirmiş olduğu bu anlayışın temelinde üçüncü kişi alacaklının korunmasının yattığını ifade etmek hatalı olmayacaktır. Zira sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı olan AŞ’lerde üçüncü kişi alacaklının tek güvencesi, şirketin sermayesinin içinde bulunduğu şirketin mal varlığıdır.

Şirketin kuruluşu esas sözleşmenin noterden onaylanmasıyla birlikte gerçekleşmiş olmaktadır. Kanun buna “kurucu işlem” adını vermektedir (TTK m. 335/I). Kurulmuş olan AŞ’nin tüzel kişilik kazanması ise ticaret siciline tescille gerçekleşmektedir (TTK m. 355/I). Dolayısıyla henüz kuruluşun tescille nihayetlendirilmediği bir aşamada, pay sahiplerinin taahhüt etmiş oldukları tutarlar üzerinde tasarruf etmelerinin engellenmesi, diğer bir deyimle bu tutarları geri almalarının önlenmesi adına, ödenmiş olan tüm tutarların bankaca bloke bir hesapta bekletilmesi isabetlidir. 
Ancak ne var ki bu blokaj uygulamasının şirketin tüzel kişilik kazandıktan sonra yapacağı sermaye artırımlarına da aynı şekilde uygulanmaya devam edildiği görülmektedir. Bu bağlamda bankalar, ilgili tutarları bloke hesaplarda tutmak için sermaye artışına ilişkin genel kurul kararlarının bazen asıllarını bazen de noterden tasdikli bir örneğini talep etmekte, ilgili tutarları da artışın tescil edilmesine kadar geçen süre zarfında şirketin kullanımına arz etmemektedir.

Kanaatimce bu uygulama isabetli değildir. Her ne kadar nakdi sermaye artışını tanzim eden TTK m. 459/III’te bedellerin ödenmesine ilişkin Kanunun 344 ve 345. maddelerine atıf yapılmış olsa da aynı fıkranın sonunda bu maddelerin “kıyasen” uygulanacağı belirtilmiştir (nitekim 6102 sayılı TTK’nın yeni anlayışı gereğince sermaye artışı eski TTK’daki gibi kuruluş mahiyetinde değil, nitelikli bir esas sözleşme değişikliği olarak değerlendirilmektedir.) Dolayısıyla şirketin tüzel kişilik kazanmış olduğu göz önünde tutulduğunda, şirket tüzel kişiliğinin ihraç ettiği paylara ilişkin olarak pay sahibinin alacaklısı olduğu tartışmasızdır. İfa (somut olayda kısmen (%25) olmakla birlikte taahhüt olunan tutarın hepsinin ödenmesi de her daim mümkündür) ise borçlar hukukuna göre alacaklıya yapılır ki bu bağlamda kuruluş sonrası sermaye artışlarında ilgili tutarların doğrudan şirkete ödenmemesi için en ufak bir sebep yoktur. Oysa kuruluş aşamasında sermaye taahhüdü üzerinde tasarruf edecek tüzel kişilik henüz oluşmamıştır. Bu nedenle de anılan tutarların bankada ilgili şirket adına açılmış bir hesapta bloke olarak bekletilmesi uygundur. 

Bu çerçevede pay sahibinin ödeme dekontuna sermaye artışı kararının alındığı genel kurulun tarihine atıfla hangi miktarda ödeme yaptığını dercettirmesi ticaret sicili için tescili gerçekleştirmek bakımından yeterlidir. Zira sicilin TTK'nın 32. maddesi gereğince sermaye şirketlerine ilişkin olarak emredici hükümlere uyulmasını kontrol vazifesi vardır ve bu vazife bir başka kuruma örneğin somut halde bankaya tahmil olunması mümkün olmayan bir vazifedir. Diğer bir deyimle sicil her zaman, bankadan gelen yazının içeriğinin maddi hukukla örtüşmesini kontrol vazifesi altındadır.

Nihayet değinmek lazım gelen son husus da kanundaki üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda ne olacağıdır. Kuruluşta TTK m. 345/II’ye göre banka bu tutarları sicilden alınacak yazının ibrazı üzerine ilgililerine iade edecektir. Ödemenin doğrudan şirkete yapıldığı hallerdeyse üç ayın geçirilmesiyle birlikte kanaatimce sicilden alınacak bir yazının beklenilmesine gerek olmaksızın şirket tüzel kişiliğinin ilgili tutarları pay sahiplerine ödemesi lazımdır. Aksi halde pay sahibinin sebepsiz zenginleşme hükümleri (TBK m. 77/II- Bu (iade) yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.) uyarınca ödediği tutarı iade alma hakkı doğacaktır. Şirketin iadeyi talep üzerine gereken ödemeyi zamanında yapmaması onu hem mütemerrit kılacaktır, hem de İcra İflas Kanunu hükümleri gereğince pay sahibi tarafından ilamsız icra yoluna başvurulduğunda –ilgili tutar likit olduğu için– şirketin temerrüt faizinin üzerine ayrıca icra inkar tazminatı ödemesi söz konusu olabilecektir ki böyle bir durumda kuşkusuz yöneticilerin sorumluluğu (TTK m. 553) ayrıca gündeme gelecektir.