16 °C

Bu YEK tasarısıyla olmaz

Bu YEK tasarısıyla olmaz

 

 

Serdar İSKENDER / Makine Yük. Mühendisi / TÜTEV Enerji Danışmanı

Beklenen oldu. Ekim ayında, elektrik tüketimi üretimini geçti. Elektrik tüketimi ekimde, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7.4, elektrik üretimi ise yüzde 6.9 arttı. Ekim ayında 17 milyar 156.9 milyon kilovatsaat (kWh) elektrik üretilirken, tüketim 17 milyar 174.9 milyon kWh'yı buldu. Aradaki fark, Türkiye'nin çeşitli anlaşmalar çerçevesinde İran, Gürcistan, Azerbaycan gibi ülkelerden aldığı elektrikle kapatıldı.

Türkiye, büyük bir krize girip, sanayide çarklar durmadığı sürece, elektrik tüketimindeki artış devam edecek. Yıllık ortalama yüzde 6-8 oranındaki elektrik tüketimimizdeki artışın, sanayileşen, sürdürülebilir büyüme konusunda hızla gelişen ülkemizde yüzde 10'ları bulacağı tahmin ediliyor. Enerji verimliliğine dikkat edildiği sürece, elektrik tüketimindeki artış ülkelerin gelişmişlik seviyesini gösteren en temel göstergelerden bir tanesidir. Ülkemizin kişi başına düşen elektrik tüketimi 2.000 - 2.500  kWh arasında değişirken, gelişmiş ülkelerdeki kişi başına düşen elektrik tüketimi 10.000 kWh seviyesine kadar  ulaşmış durumdadır.  OECD ülkelerinin kişi başına düşen elektrik tüketimi ortalaması ise 8.500 kWh civarındadır. Ülkemizde, refah seviyesinin, üretim ve ihracatın artışı, sürdürülebilir büyüme hedefine ulaşılabilmesi için elektrik tüketimimizin 3 ila 4 kat civarında artmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu aşamada, temelde enerji tüketimimizin, özelde ise elektrik tüketimimizin artışı nasıl sağlanacak, ya da bu artış hangi kaynaklardan karşılanacak, sorusu cevap bekleyen kritik  sorular olmaktadır.  

Ülkemizin mevcut enerji üretim ve tüketim dengesi incelendiğinde, bu soruların cevapları daha da zorlaşıyor. Mevcut enerji yapımızda, enerji üretimimizin tüketimi karşılama oranı yüzde 24 seviyesine kadar düşmüş durumda. Diğer bir ifadeyle, kullandığımız enerjinin yüzde 76'sını ithal ediyoruz. Enerji tüketimimiz arttığı sürece enerji ithalatımız da artmaya devam ediyor. Enerji tüketimimizin artışı, daha fazla petrol ve doğal gaz ithalatı anlamına geliyor. Petrol ve doğal gaz açısından zengin yataklara sahip ülkelere, milyarca doları transfer etmek durumunda kalıyoruz. Ekonomi büyürken ihtiyaç duyulan enerjiyi kendi kaynaklarımızdan karşılayamadığımız sürece de, enerji ithalatı bir çığ misali büyümeye devam edecek. Mevcut durumda, kendimize yetecek kadar petrol ve doğal gazımız bulunmuyor. Yerli kömürümüzün kalorifik değeri düşük, dolayısıyla enerji üretim verimi de düşük oluyor. Yerli kömürü kullanabilmek için akışkan yataklı yanma sistemlerinin kullanıldığı yeni termik santrallerin yapılmasına ihtiyaç var. Enerji üretiminde kullanacağımız diğer bir alternatif  ise nükleer enerji. Ancak, 55 yıldır bu konuda kesinleşen, inşaatı başlayan bir girişimimiz olmadı ya da olamadı. Geriye tek bir kaynak kalıyor. Yerli, yeni, yeşil, çevreci gibi  farklı isimlerle de  anılan hidroelektrik, rüzgar, güneş, jeotermal, biyoenerji gibi yenilenebilir enerji kaynakları. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm dünya, yerel kaynakları olan yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması yönünde çalışıyor, politikalar oluşturuyor ve bu kaynakların kullanımını teşvik ediyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının küresel elektrik üretimindeki mevcut payı yüzde 18 seviyelerinde ve hızla artmaya devam ediyor. 2008 yılında küresel olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırım 425.5 milyar dolardan, 2009 yılında yüzde 59 artışla 678.1 milyar dolara kadar çıkmış durumda. 2010 yılında, yenilenebilir enerji kaynakları için 1 trilyon dolara yakın yatırım yapılacağı tahmin ediliyor.

AB ülkelerinde de, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttığı görülüyor. AB'den yapılan açıklamaya göre, 2007 yılında 27 üye ülkede hidroelektrik, rüzgar, güneş, jeotermal, biyoyakıt, dalga, gelgit enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım oranı toplam tüketimin yüzde 9.7'si iken bu oran 2008 yılında yüzde 10.3'e ulaştı. AB ülkelerinin 2020 hedefi ise bu oranın yüzde 20'ye çıkması. Başta AB ülkeleri olmak üzere, küresel bazda elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım oranı sürekli bir artış eğilimi içerisinde bulunurken,  ülkemiz özelinde hidroelektrik dışındaki rüzgar, güneş ve jeotermal enerji kullanılarak yapılan elektrik üretimi ihmal edilebilecek seviyelerde bulunuyor.

Enerji Bakanlığı verilerine göre, 2007 yılında toplam elektrik üretiminin yüzde 19'u hidroelektrikten, yüzde 0.26'sı hidroelektrik dışındaki yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanırken, 2008 yılında toplam elektrik tüketiminde ki hidroelektrik enerjinin payı yüzde 17 olurken,  hidroelektrik dışındaki yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yüzde 0.5'e çıkabilmiştir.

Ülkemizde, yenilenebilir enerji kullanarak, elektrik üretmek isteyen yatırımcıların en büyük beklentisi, yenilenebilir enerji kaynaklarına alım garantisi getiren kanun taslağıydı. Enerji Bakanlığı tarafından hazırlanan hidroelektrik, rüzgar, güneş, jeotermal ve dalga enerjilerinden üretilecek elektrik için 10 ila 20 yıl arasında alım garantisi getiren kanun taslağı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Enerji Komisyonu'ndan geçerek, 6 Haziran 2009'da Genel Kurul'a gönderilmişti. Yenilenebilir Enerji Kaynakları (YEK) Teşvik Kanunu Taslağı, verilen teşvik miktarlarının yüksek bulunması nedeniyle  29 Haziran 2009'da geri çekilmişti.

YEK yasa teklifi, teşvik tutarları düşürülmüş şekilde yeniden TBMM Genel Kurul gündemine getirilmeye çalışılıyor. Haziran 2009'da hazırlanan YEK Teşvik Kanunu Taslağı ile karasal rüzgar kullanılarak yapılacak elektrik üretiminde 10 yıl için 8 Eurocent/kWh fiyatla alım garantisi öngörülürken, yeni taslakta  alım fiyatının 5 Eurocent/kWh'a, hidroelektrikte 7  Eurocent/kWh'dan 5 Eurocent/kWh'a, jeotermalde 12 Eurocent/kWh'dan 8 Eurocent/kWh'a, güneşte ise 25 Eurocent/kWh'dan 10 Eurocent/kWh'a düşürülmesi öngörülüyor.

YEK Kanunu'nun 2010 yılı sonuna kadar bekletilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapacak yatırımcılarda hayal kırıklığına neden olurken, verilmesi öngörülen teşvik tutarlarının AB ve dünya standartlarının altında kalması da ülkemizde yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarını durma noktasına getirecektir. 2004 yılından bugüne kadar yürürlükte olan YEK Kanunu kapsamında hiçbir enerji üreticisinin alım satım yapmadığının  dikkate alınması gerekir. Yürürlükteki YEK Kanunu'nda yer alan alım fiyatlarının reel fiyatların altında olması, YEK Kanunu işlevsiz hale getirmişti. 2004 yılında çıkarılan ve işlevini kaybetmiş olan YEK Kanunu'nun yerine, yeniden çıkarılmaya çalışan YEK Kanunu'ndaki teşvik tutarlarının da düşük tutulması fosil yakıt kartellerinin ekmeğine yağ sürmek dışında başka bir anlam ifade etmese gerek.

 

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.