28 °C

Hindistan: "Türk" geçmişine yolculuk

Hindistan: "Türk" geçmişine yolculuk

Prof. Dr. Nurettin BİLİCİ / Hacettepe Üniversitesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi

Hindistan denince akla baharat gelir, altın gelir, ipek-pamuk gelir, misk-amber gibi esanslar gelir, meditasyon-yoga gelir. Yumuşak ve yün bir şal olan "paşmina"lar gelir. Bol baharatlı sebzeli, tavuklu veya kuzu etli pirinç pilavı olan "biryani" gelir. Bizim gevrek yufka ekmeğe benzeyen tereyağlı, sarımsaklı yeni pişirilmiş ekmekler ('nan'lar) gelir. Alınlarının ortasına genellikle yuvarlak kırmızı bir daire (bindi) yapıştırılmış kadınlar gelir. "Bindi"nin kişinin evli-bekar olması ile alakalı olmayıp, kozmetik bir aksesuar olduğunu öğrendik Hindistan gezimizde. Bizi bu geziye iten neden ise, bu ülke üzerindeki Türk ve İslam etkisini yerinde görme merakımız.

Hindistan seyahatimiz Altın Üçgen olarak adlandırılan Delhi, Jaipur ve Agra şehirlerini kapsıyor.İstanbul-Yeni Delhi uçuşumuzu THY'nin Airbus uçağıyla yapıyoruz. 6.5 saatlik yolumuz var. 4.500 km. civarında bir mesafe. Türkiye ile Hindistan arasında 3.5 saatlik fark var. Sabaha karşı Y. Delhi havaalanındayız. Hindistan uyanırken Türkiye daha uyuyor.

Hindistan 3 milyon 287 bin km2'yi bulan yüzölçümü ile Türkiye'nin 4 katından fazla bir büyüklüğe sahip. Arap Denizi'nden, Bengal Denizi'ne; Pakistan'dan Nepal, Çin'e ve Bangladeş'e uzanan geniş bir alan. İklimi de bu genişliğe paralel bir çeşitlilik arz ediyor. Bir yanda Himalayaların soğuk karlı havası, diğer yandan Racastan'ın 45 derecelik kavurucu sıcağı. Hindistan tropikal iklim kuşağında. Muson yağmurları tüm bölgeleri etkiliyor. Muson iklimi; güneybatıdan esen güçlü mevsimsel rüzgarlar, yağışlı bir yaz (Haziran-Eylül ayları arasında) ve kurak geçen bir kış anlamına geliyor.

Hindistan 1.100 milyonluk nüfusu ile Çin'den sonra dünyanın ikinci en kalabalık ülkesi. Yüzölçüm olarak Türkiye'nin 4 katı, nüfus olarak ise yaklaşık 15 katı. Nüfus yoğunluğunun yüksekliğini her tarafta fark ediyoruz. Bu nüfusun; %81'i Hindu, %14'ü Müslüman, %2'si Sih, %2'si Hristiyan, %0.8'i Budist, %0.2'si Caynalar'dan oluşuyor. Mabet, cami, kiliselerin yan yana yer aldığı, inanç zenginliğini barındıran çok ırklı, çok kültürlü bir ülke. 1950 Anayasası Hindistan'ı 29 eyaletten oluşan bir Cumhuriyet olarak tanımlıyor. Rusya, ABD tipi federatif bir yapı var. Anayasada yer verilmiş 16 tane resmi temel dil var. Hintçe, İngilizce, Urduca en fazla konuşulan diller.

Parlamento çift meclisten oluşuyor. Bunlardan birincisi Başbakan'ın ve Bakanlar Kurulu'nun sorumlu olduğu 540 üyeli Halk Meclisi. İkincisi ise yine merkezde olan ve eyalet hükümetlerini temsil eden 250 üyeli Eyaletler Konseyi. Ayrıca 29 eyaletin her birinde yerel parlamentolar var.

Başbakan, toplam nüfusun %2'sini oluşturan Sih topluluğuna mensup olan Dr. Manmohan Singh. Bir ekonomi profesörü olan Singh'in Kongre Partisi 2004 seçimlerinde birinci olarak sol ve bazı yerel partilerle birlikte oluşturulan Birleşik İlerici İttifak ile birlikte ülkeyi 5 yıl yönetmiştir. Bu 5 yıllık yönetimden sonra Singh 2009 seçimlerini de kazanır.

Hint Ulusunun atası Mahatma Gandi: Gandi İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesini başlatan; pasif direniş, ölüm orucu gibi yöntemlerle silaha başvurmadan İngiliz egemenliğine son veren lider. Mahatma Gandi'nin 1948 yılında, Müslüman haklarını savunduğunu düşünen bir Hindu tarafından öldürüldüğünü biliyoruz.

Günümüz itibariyle Hindistan'da 150 milyon civarında Müslüman yaşıyor. Batı ve Doğu komşusu Pakistan ve Bangladeş'i saymazsak Endonezya'dan sonra dünyanın en fazla Müslüman nüfusa sahip ikinci ülkesi. Hindistan'ın iki yanını sarmış olan Pakistan(1) ve Bangladeş'in nüfusları da ayrı ayrı 200'er milyonu bulmuş. Hindistan'ın eyaletlerinden biri olan 25 milyon nüfuslu Keşmir'in %80'ı Müslüman. Müslüman kesimdeki nüfus artış hızı, Hindistan'ın diğer etnik gruplarındaki nüfus artış hızının bir hayli üzerinde. İslam; kast sistemine karşı olması, çok tanrı yerine tek tanrılı din olması ile Hindistan toplumu içinde tutunmuş. Mevlana'nın ve Sufizmin de Hindistan üzerine çok önemli etkileri olmuş. Lokantalarda yemek yerken çalınan müzik eşliğinde dans eden çocukların giysileri bizim dervişlere benziyordu ve bu çocuklar aynen dervişler gibi dönüyorlardı.

Hindistan'da çoğunluk dini Hinduizm. Hinduizm'in temeli M.Ö. 1300 yıllarına kadar iniyor ve Veda öğretilerine dayanıyor. Bu dünyada iyi olanlara, gelecek yaşamlarında daha iyi yaratılış vaat ediyor. Hindistan bayrağının ortasındaki beyaz kuşağın üzerinde yer alan "Darma Çarka", zamanın değişkenliğini ve evrenin sonsuzluğunu temsil ediyor. Bu işaret İmparator Büyük Aşoka'nın inşa ettirdiği bir sütundan alınmış. Hint Müziği de dini unsurlar içeriyor. "Raga Sangeet" olarak bilinen klasik Hint müziğinin kökeni, iki bin yıl öncesine kadar gitmektedir. Bu müzik temel olarak Hindu tapınaklarındaki Vedik ilahilere dayanmaktadır. İnsanın kendini tanıması ve bilmesini amaçlayan ruhsal bir yolla ilgilidir.

Hindu dininde tanrılığın üç önemli görünümü var: Vişnu: Koruyucu Tanrı. Her bir elinde sopa, deniz kabuğu, tekerlek ve lotus tutan dört kollu bir tanrı. Şiva: Dans eden yok edici tanrı. Maymun Başlı Tanrı (Hanuman Mandir): Caddelerde, parklarda serbestçe dolaşan maymunlara zarar verilmemesinin nedeni bu tanrıyla alakalı. Delhi'deki bir mabet ziyaretimizde bu tanrıların heykellerini görüyoruz. Mabet içinde oturacak yer yok. İbadet ayakta yapılıyor. Mabet girişindeki çiçekçiden alınan bir tabak çiçek ibadet edilecek tanrıya götürülüyor.

Sihlerde tütün yasağı var. Sigara içmek yasak. Ayrıca bunlar İslam'da olduğu gibi putperestliğe ve kast sistemine karşı çıkıyorlar. Sarık takıyorlar, saç-sakal kesmiyorlar, kollarına çelik bilezik takıyorlar. 2 milyon civarında inananı olan Caynacılık ise şiddet karşıtlığıyla tanınıyor. Onlar bir sineği bile öldürmüyorlar. Mahatma Gandi'nin şiddet karşıtı hareketinde bu inanışın büyük etkisinin olduğunu öğreniyoruz.

Y. Delhi'de; modern hükümet binasını, yeşil parkları ve bahçeleri gördük. İslam eserleri ise Eski Delhi tarafında kalıyordu. Eski Delhi'de yoksulluk, fakirlik gördük. İnsan gücüyle sürülen üç tekerlekli bisikletlere ikişer ikişer bindik. Yarım saat gibi yiyecek, içecek, giyim-kuşam dükkanlarının bulunduğu renkli çarşının içinde gezdirildik. Sıska Hintli bisikletin pedallarını çevirmede bazen zorlanıyor, bisikletten inip iterek hareket ettiriyordu. Trafik kalabalığı, insan kalabalığı, tam bir kaos içindeyiz. Kimin ne tarafa gittiği belli değil. Sürücümüz sürekli "oho, ohooo" gibi sesler çıkararak yolunu açmaya çalışıyor. Turun bir parçası olarak yaşadığımız bu gezinti bize zevkten ziyade üzüntü veriyor.

Kast Sistemi resmen kaldırılsa da fiilen varlığını sürdürüyor Hindistan toplumunda. Brahmanlar: En yukarıda olup yönetimde ve üniversitelerde üst pozisyonları ellerinde tutanlar; Ksatriya: Hindistan ordusunda görevli subaylar; Vaişya: İş hayatına hakim olan kast; Şudralar toprakla uğraşanlar. Gezdiğimiz yerlerde yoğun bir fakirlik, yoksulluk görüyoruz. Öyle bir fakirlik ki, minibüsten nerede insek üzerimize akın eden satıcı, dilenci kalabalığı karşılıyor bizi. Kendinizi kurtarmanız hiç de kolay olmuyor. Ellerindeki kalemleri, bilezikleri satmak için fiyat söylüyorlar, söyledikleri fiyatta indirim yapıyorlar. Bu yoksul insanlar, minibüsün içindeyken bile camlara vurarak para istiyorlar. Rehberimiz Şavket bizi sürekli "satıcılara evet veya hayır anlamında hiçbir tepki vermeyin, onlar yokmuş gibi davranın" şeklinde tembihliyor.

Çevre pis. Çöpler yol kenarlarında yığılı. Çoğu yerde kaldırım anlayışı yok. Yolların kenarlarında ışıklandırma pek yok. Yol kenarlarında bir satıcı kalabalığı, insan kalabalığı. İnsan trafiği, araç trafiği birbirine karışmış. Bu karmaşanın içine hayvanlar da giriyor: İnekler, köpekler, maymunlar. Bu hayvanlar sokaklarda birikmiş çöplerle besleniyorlar. İneklerin geçiş üstünlüğü var. İneklerin kutsallığının kökenini anlatıyor rehberimiz Şavket: Bu kutsallık önemli Hindu tanrılarından birine dayanıyor. Bu Tanrının çocukluğu ineklerin arasında geçmiş. Onların sütünü, yoğurdunu, tereyağını çok severmiş. Onlarla beslenirmiş. İnekler de onu çok severmiş. Onun çaldığı flütü çevresinde toplanıp dinlerlermiş. İneğe saygının kökeni bu. Etini yemiyorlar, yani ineği kesmek yasak. Şehir içinde dolaşırken bazen manava dalıp bulduklarını yerler, manav sesini çıkarmaz diyor. Müslüman topluluğu olarak kendilerinin de inek kesmelerinin ve etini yemelerinin mümkün olmadığını söylüyor.

Trafik İngiliz usulü soldan işliyor. Bisiklet, motosiklet, "oto" ismi verilen üç tekerlekli triportörler (burada taksiler) ve kamyon-otobüsler birbirine karışmış vaziyette. Herkes kornaya basıyor. Kural, kaide işlemiyor. Kornası kuvvetli olan geçiyor. Zaten vasıtaların çoğunun arkasında "Please Horn, Blease Horn" yazıları var. 3 kişilik triportörün içinde seyahat eden yolcu sayısı 8 kişiden az değil. İçeri sığmayan kapıya asılıyor veya arka tarafa asılıyor. Dikkatimizi çeken bir husus ise, bu kargaşa içinde bağıran çağıran, kavga eden kimseyi görmememiz. Zaman zaman minibüsümüzün muavininin pencereden başını uzatarak yolu geç açan vasıta şoförünü azarlaması dışında.

Hindistan tarihinin çoğu istila altında geçmiş. Milattan önceki dönemde Perslerin, Büyük İskender'in saldırıları var. MS 1000 yılları civarında Çin'in genişlemesiyle Türkistan'ı bırakmak zorunda kalan ve İran'a yerleşen Gazneli Mahmut'un bu ülkeye yönelik akınları var. Gazneli Hindistan'dan elde ettiği ganimetlerle ülkesinde müze, kütüphane ve camiler yaptırmış. 1193 yılında Gazne'yi ele geçiren Türk Sultanı Muhammed ve onun kölesi General Kutbettin Aybeg Hindistan'a saldırır ve istila eder. Arkasından Türkistan'dan çıkıp gelen Zahir Muhammed Babür kısa sürede Hindistan'ın kuzeyini istila eder ve Delhi Sultanlığını (Türk Babür Devleti) kurar. Halen Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı Forsu'nda bulunan 16 yıldızdan (Türk Devletinden) bir tanesi, bu Babür Devleti. Babür'ün oğulları; Hümayun Şah (Hümayun Türbesi); Ekber, Cihangir, Şah Cihan tarafından yönetilir. İmparator Şah Cihan haremindeki birkaç yüz kadın arasından kendisine 14 çocuk veren tek aşkı Mümtaz Mahal (Sarayın Kıymetlisi) için dünyanın en ünlü, en şahane aşk anıtını yaptırır: Taç Mahal (1630). Sevdiği kadın doğum sırasında ölmüştür ve ölmeden önce kendisine yeniden evlenmemesi ve aşklarını başka nesillere de aktaracak bir anıt yaptırmasını vasiyet etmiştir. Şah Cihan eşinin ölümünden sonra varını yoğunu Taç Mahal'i yaptırmak için harcar. Gece gündüz mühendis-işçilerle birlikte çalışır. Sonunda bu harikulade, seyrine doyum olmayan kusursuz eser ortaya çıkar. Karısının ölüsünü oraya taşır. Babasının bu tutkusunu oğlu Evrengzib anormal bulur. Boşa para harcama olarak görür ve tahtı ele geçirerek babasını Agra Kalesi'ne hapseder. Kaleyi gezerken Şah Cihan'ın ömrünün son 7 yılını geçirdiği, hapsedildiği odaları gördük. Buradan Taç Mahal görünüyordu. Rehberimiz Şah Cihan'ın günlerini buradan hep Taç Mahal'i seyrederek geçirdiğini söyledi.

1857'de İngilizlerin saldırısı ile Babür egemenliği biter. İngiliz egemenliği 1957'ye kadar sürer. Mustafa Kemal Atatürk'ün ideolojisi Hindistan'ın İngiliz egemenliğinden kurtulmasında önemli etki yapmış. İstiklal savaşında Hint Müslümanları Türkiye'ye para yardımı göndermiş.

Delhi'de, Jaipur'da, Agra'da çok sayıda İslam eseri; saraylar, camiler, türbeler gördük. Delhi'de Gandi'nin yakıldığı tören alanını gördük. İngiltere hesabına I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale Boğazı'nda ölen Hint askerlerinin de zikredildiği Hindistan için ölenler anıtını gördük. Delhi'den Jaipur'a 235 km'lik yolu 6 saati aşkın sürede kat edebildik. Jaipur'da Rajput mimarisinin en ihtişamlı örneklerinden biri Amber Kalesi'ne fillerin sırtında çıktık. Rajput'lar o dönem Hindistan'ının ağaları ve yöneticileri.

Yazımızı biraz ekonomiden ve Türkiye ile ilişkilerden bahsederek bitirebiliriz. Hindistan'ın para birimi Rupi. 1 TL 30 Rupi civarında para yapıyor. 1991 mali krizi sonrasında ekonomi liberalleştirilmiş. Kambiyo, dışalım, dışsatım, yatırım izni gibi ekonomi önündeki engeller yumuşatılmış. Kırsal bölgelerdeki istihdam güvence altına alınmış, sermaye hareketleri üzerindeki denetim sürdürülerek döviz kuru hedeflenen seviyelerde tutulmuştur. Bu şekilde iç ve dış açıklar sınırlı, makul düzeylerde kalmış ve Hindistan küresel kriz ortamına güçlü bir konumda girmiştir. 2004 yılından bu yana Hindistan ekonomisi kesintisiz olarak her yıl %8,5 oranında büyüyerek dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri haline gelmiş. Bu dönemde Hindistan'ı yöneten kişinin, bir ekonomi profesörü olduğunu tekrar hatırlatabiliriz. IMF verilerine göre Hindistan'ın Satın Alma Gücü Paritesi (SAP) şeklinde GSYİH'si, 2009 yılı itibariyle 5.226 milyar dolar. Bu rakam yine IMF verilerine göre 78 triyon dolar olan dünya toplam GSYİH'sinin %6.7'sine tekabül ediyor. Bu rakamlar Hindistan'ın Kişi Başına GSYİH'sinin 4.750 dolar olduğu anlamına geliyor. 5-6 günlük Hindistan gezisinde gördüklerimiz bize "gerçekten bu kadar var mı?" tereddüdünü yaşatıyor.

Hindistan yazılım sektörü ve bilgiye dayalı ekonomide dünya liderleri arasında. Yazılım mühendisi sayısı itibariyle dünya lideri. Microsoft çalışanlarının üçte biri, IBM çalışanlarının dörtte biri, Intel bilim adamlarının altıda biri Hindistanlı. Dünya genelinde bir yılda üretilen 10 milyon tonluk mangonun yarısı Hindistan'da üretilmektedir. Geçmişte, bir İngiliz Kraliçesine kaliteli bir Hint mangosu sunan tüccar büyük övgü almıştır ve İngiliz Kraliçesi mango için "Kralların meyvesi, meyvelerin kralı" övgüsünü yapmıştır. Bu söz hala Hintlilerin dillerinde dolaşmaktadır.

G20 ülkelerinden bir tanesi olan Hindistan; Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan arasında imzalanan ve bir serbest ticaret bölgesi oluşturmayı amaçlayan "Şanghay İşbirliği Örgütü"nün de gözlemci üyesi.

 Hindistan-Türkiye ilişkileri, aradaki 4.500 km'lik mesafeye paralel bir şekilde zayıf kalmış. Geçmişte; Pakistan ve Hindistan arasında yaşanan Keşmir sorununda Türkiye Pakistan'ı desteklemiş, Hindistan da Kıbrıs sorununda Yunanistan'ı desteklemiş. Günümüzde Hindistan Türkiye'yi, Asya'nın Avrupa'ya açılan kapısı olarak görüyor ve özellikle ticari ilişkileri geliştirmek istiyor. Mevcut durum itibariyle Hindistan ile olan ticaretimizin büyüklüğü toplam ticaret hacmimiz içinde %1 civarında kalıyor.

Dönüş zamanı gelmiştir. Yanımızda Dr. Gous Mashkoor Khan da var. Dr. Gous Y. Delhi'deki, Jawaharlal Nehru University'de Türk Dili Bölümü'nü kurmuş. Bu proje Hindistan'da bir ilki oluşturuyor ve Ankara Üniversitesi tarafından desteklenmiş. Bizim Ankara Esenboğa Havaalanının eski halini anımsatan Y. Delhi Havaalanında sohbet ederken, "Hindistan'da çok sayıda Fethullah Gülen okulunun olduğunu" söylüyor bize Dr. Gous.

***

Pakistan Hindistan'a dahil bir bölge iken İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1947 yılında bağımsızlığına kavuşmuş. Muhammed Ali Cinnah. Pakistan başta doğuda kalan Bangladeş ile birlikte tek ülke durumunda idi. Coğrafi olarak uzakta kalan Bangladeş 1971 yılında Pakistan'dan ayrılarak bağımsız devlet olmuş.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.