IMF anlaşması Türk ekonomisinin itibarını artırır mı?

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Mustafa YILDIRAN / Cumhuriyet ünv. İİBF Maliye Blm. Mali İktisat Bilim Dalı Yrd. Doç. Dr.

Küresel finans kriz ABD gibi ülkelerin finans ve reel ekonomilerini derinden etkiledi. Dünya çapında Çin, Hindistan ve Brezilya dışındaki neredeyse büyük ülkelerin tümünde resesyona neden oldu. Bu ülkeler arasında Türkiye'de var. Türkiye'nin kriz boyunca temel tezi, 'dünyada bir finans krizi yaşanmasına rağmen Türk finans kurumları ve finans piyasaları krize girmemiştir' görüşüdür. Bu görüş genel de doğru kabul edilebilir. Türkiye'de krizin en derin etkileri işgücü piyasalarında ve reel sektörde yaşanmaktadır. Türkiye krizdeki sorunları çözümlemek için, KDV, ÖTV indirimleri ve teşvikler sağlama yolunu tutmuştur. Türkiye'de bu dönemde resesyon ve durgunluğun getirdiği sorunlarla kriz önleme politikalarının maliyetleri nedeniyle bütçe açıkları artmıştır. Buna rağmen Türkiye'nin finans piyasalarındaki olumlu gelişmeler ve faizlerin düşüşü, kredi derecelendirme kuruluşlarının not artışıyla birlikte ekonomiyi olumlu teşvik etmiştir. Bu süreçte devam eden tartışma, Türkiye yoluna IMF'li veya IMF'siz mi devam edecek? Sorunu üzerine yoğunlaşmıştır.

IMF ülkelerin finansal istikrar ve ödemeler dengesi sorunlarının çözümü için ilgili ülkenin daveti üzerine bir ülkeyle bir program üzerinde anlaşır. IMF'in geldiği ülkede finansal anlamda bir sorun vardır. IMF'in hazırladığı ve denetimini yaptığı programda finansal kredi destekleri bulunmaktadır. O zaman Türkiye için IMF ile anlaşması durumunda dünyaya bir finans istikrar sorununun bulunduğunu deklare edecektir. Bu Türk ekonomisi açısından son günlerde kredi derecelendirme kuruluşlarının not artışlarıyla sağlanan olumlu algılamalarını değiştirecektir. Şu anda IMF'le flört eden Yunanistan, Macaristan ve İrlanda gibi sorunlu ülkeler krizden en çok etkilenen ülkelerdir. Türkiye IMF ile anlaşması durumunda bu kategorideki ülkelerden birisi haline gelecektir.

IMF ile anlaşmanın gereksizliği Merkez Bankası başkanı tarafından da ifade edilmiştir. Çünkü Türkiye faizleri düşürerek bankaların sağladığı fonlarla borçlanma maliyetlerini düşürebilmiştir. Bu durumda yeni bir anlaşma, Türkiye'deki risk algılaması artacağından yaklaşık üç yıldır sürdürülen bir çaba beyhude olacaktır.

IMF ile anlaşmanın olumsuz etkilerinden birisi de, kurla ilgili karşılaşılabilecek yeni risklerdir. Bu dönemde ülkelerde büyüme ivmesinin artışı ihracata bağlı sektörlerdeki gelişmedir. IMF ile anlaşmanın getireceği kur baskısı ihracatçının çıkışını olumsuz etkileyecektir. Bu durumda krizde artan işsizlik ve düşen reel sektör işletmelerinin karlılığı düzelmeyecektir. Aynı zamanda bugüne kadar sağlam olduğu kabul edilen finans sektörü, diğer sektörlerdeki çıkışın gecikmesiyle mali sorunlarla karşılaşabilecektir. Aslında bu durum Türkiye'nin 1999 yılında IMF anlaşmasıyla başlayan sıkışmanın benzerini oluşturacaktır. 2001 Şubat'ında yaşanan döviz kurundaki patlamaya benzer bir patlamanın benzeri yeniden oluşacaktır. Türk ekonomisi hafızasında fazla iz kalmamasına rağmen, 2001 krizi bir IMF ile ortak yürütülen programın eseridir. O zaman ki sabit kur politikasıyla değerli hale gelen döviz kuru, bugün gizli bir baskıyla değerlenecek ve kur patlamasının altyapısı oluşacaktır. Halen çok yüksek döviz borcu bulunan reel sektör açısından muhtemel anlaşma, bu şekilde tehditleri bünyesinde taşımaktadır.

Türk ekonomisi açısında muhtemel anlaşmanın taşıdığı risklerden birisi de, IMF anlaşmalarının niteliğinden kaynaklanmaktadır. IMF anlaşmalarının temel karakteristiği kamu gelirlerini artırıcı katı önlemlerin alınması, harcamaların kısılması ve doğrudan yabancı yatırımların teşviki gibi unsurlar taşımaktadır. Bu şekildeki bir politika Türkiye'de durgunluk içerisinde vergi yükünü artıracak ve sosyal anlamda geliri düşük kesimleri olumsuz etkileyecektir.

Sonuçta, IMF anlaşması bu aşamada Türkiye için ekonomide imaj kaybı ve tehditlerle doludur. Türkiye'nin iki yüzyıldan fazla süren batılaşma ve ekonomik bağımlılık sürecinin sonlandırılma ümidi bir daha ertelenecektir. Bu konuda Merkez Bankası başkanının tarihi uyarısını dikkate almak gerekir. Türkiye'nin mali itibarı IMF ile yapılacak bir anlaşmada değil, kendisinin ürettiği alternatiflerle yönetilen orijinal bir yaklaşımla mümkündür.