İş ararken yapılanlar her zaman doğru olmuyor

Değişim Yelpazesi'nde bu hafta iş arayanlara tavsiyeler var

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

 

Paraşütle uçaktan atlamak veya yamaç paraşütüyle gezerek kuşlar gibi özgür hissetmek hepimizin hayallerini süsler. Belki yükseklikten uçmaktan korkup çekinebilirsiniz, ancak içten içe de o özgürlük duygusunu tatmak istersiniz. Hayatınızda kökten değişiklikler yapmaya karar verdiğiniz zamanlarda aynı korku ve istekle karışık duygular içinizi kaplar. İşsizlikten kurtulmak, yeni bir işe başlamak, kendinizi iyi hissettiğiniz bir hedef için çalışmak, yaşamınızı pozitif etkileyecek, ancak birçok zorluğu da beraberinde getirecektir. İşte böyle bir dönemde size biri 'Paraşütün Ne Renk?' diye sorarsa, ne düşünürsünüz?

Richard N. Bolles 'Paraşütün Ne Renk?' adlı kitabıyla iş arayanlara tavsiyelerde bulunurken onları düşündürmeyi amaçlıyor. Dünyanın pek çok yerinde, 2010 baskısı ile güncellenmiş şekilde, iş aramaktan sıkılmış, yorulmuş, hatta umudunu yitirmiş kriz mağduru iş arayanların kitapçılarda karşısına çıkıyor. 10 milyon kopya satmış bu kitabın sayfalarını, bugün daha fazla iş arayan işsizlikten kurtulmak veya yeni kariyer fırsatlarına yönelmek için karıştırıyor. Bolles, işsizliğin psikolojisini, işverenlerin yaklaşımını, krizle savaş alanına dönen istihdam pazarını analiz ediyor. İş arayanların çoğunun izlediği yolu, yani nelerin yapıldığını, oysa nelerin yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. Şu an aktif olarak iş aramayan profesyoneller için bile kayda değer gözlemleri ve önerileri var.

Internet çağında bir çoğumuz iş ararken ilk iş bir kariyer portalında profil yaratır, CV detaylarını girer, aradığı işin özelliklerini belirtir, uygun bir iş olduğu takdirde otomatik uyarılarla bilgilendirilir. Hatta bu süreçler dijital ortamda o kadar hızlı gerçekleşir ki, birkaç saat içinde sistemin özgeçmişinize uygun bulduğu işler birbir e-mail kutumuza düşer. Bu kolay sistem sayesinde kendimizi sanal ortamda işe çok yakın ve umutlu hissederken, işe girmeye ne kadar uzak olduğumuzu, o işten hiçbir cevap çıkmamasıyla zaman içinde idrak ederiz. Yüzlerce başvurunun ardından kimi zaman birkaç görüşme çıkarken, kimi zaman da uzun sessizlikler olur. Sonuç olarak, iş arayan sanal dünyada kendini kocaman bir karanlığın içinde bulur.

Eleman aramak da samanlıkta iğne aramaya benzer

İşverenler için doğru çalışanı bulmak da hiç kolay değildir, samanlıkta iğne aramaya benzer. Genelde işverenler bu samanlığı daraltmak için ve iğneyi daha görünür hale getirmek için çeşitli yöntemler dener. Bir pozisyonu  doldurmak isteyen işveren, önce içerdeki yetenek havuzunu değerlendirir. Kendi şirketi içinde bu görevi başarıyla üstlenebilecek kişiler kimler? Geçici elemanlar veya danışmanlardan terfi edebilecek kimler var? Bu sorulara yanıt aradığında uygun adaylara rastlamazsa, bir sonraki aşamaya geçer. Şirket İK yönetimi, deneyimli ve piyasayı iyi tanıyan bir kafaavcısına başvurur. Kafaavcısının önerdiği kişi, tamamladığı işlerle ve referanslarıyla işverene performansını kanıtlama şansına sahip olur. Bu aşamadan da, istenilen sonuç elde edilmezse, bazen daha önce yardım aldıkları IK firmalarına başvurabiliyorlar, bazense bir iş arkadaşının veya tanıdığın tavsiyesiyle adayı görüşmeye çağırıyorlar. Gazete ilanları ve CV havuzundan aday seçmek ise, işverenin en son tercih ettiği yöntemler. Oysa, çoğunlukla iş arayanlar bu süreçlerin tam tersini izliyor, gazeteler ve kariyer portallarında iş arayarak umudunu kısa sürede tüketiyor. Yani samanlığı daraltmaya veya kendini başarılarını, yeteneklerini ve deneyimlerini öne çıkararak daha renkli bir iğne olmaya çalışmıyor.

Aslında Bolles'in vurgulamaya çalıştığı en önemli konu, kişinin kendi kendinin tanımasının iş hayatındaki başarısıyla direkt bağlantılı olması. Kişi ne yapmak istediğini, onu nelerin mutlu ettiğini biliyorsa, yönünü belirlemesi o kadar kolay. Ne istediğini bildikten sonra, en uygun işi bulmak daha ulaşılır hale geliyor. Böyle zorlu bir kriz ortamında işsizlik tırmanırken insan istediğinin peşinde koşacağına olanla ya da bulabildiği işle yetinmeli, diyebilirsiniz. Ancak, gideceği yönü belirlemesi ve hedef koyması insanı planlı çalışmaya, disipline ve başarıya iter. Artı, sevdiği işi yapan, rahat ettiği ortamda tutkularını takip eden insan mutluluğa ulaşır.

Ne, Nerede, Nasıl?

Sevdiğiniz işi bulmak için ilk yapmanız gereken kendinize üç soru sormak: 1. Ne? 2. Nerede? 3. Nasıl? Bu sorulara vereceğiniz cevaplar size hayatınızı değiştirecek bir iş arama yöntemine yönlendirecek.

Ne: Yetenekleriniz neler? Bu yeteneklerinizden hangilerini kullanırken keyif alıyorsunuz? Özellikle dikkatinizi "Neyi iyi yapıyorsunuz?"dan çok, "Neden keyif alıyorsunuz?" sorusuna vermelisiniz. Örneğin, verileri analiz edip, raporlar hazırlamak konusunda çok iyi olabilirsiniz, ancak asıl keyif aldığınız o verilerden bir sunum hazırlayıp konuyu iş arkadaşlarınızla paylaşmak olabilir. O zaman sunum yapmanın, topluluk önünde konuşmanın ve bilgi paylaşımının ön planda olduğu bir işi seçmelisiniz. Bu tür yetenekler sizin taşınabilir yeteneklerinizdir. Hangi görevde, hangi şirkette, hangi ülkede çalışırsanız çalışın, bu yetenekleriniz size yardımcı olacaktır.

Yetenekleri Sidney A. Fine söyle sınıflandırıyor:  Data, insan ve makina/araçlar. Data alanında yetenekleri öne çıkanlar veri bulmak, sentezlemek, koordine ve analiz etmek, toplamak, ham verileri farklı programlara geçirmek, kopyalamak ve karşılaştırmak gibi fonksiyonlarda başarılıdır. İşte insanlarla ilişkilerinde başarılı olanlar mentorluk, pazarlık yapmak, eğitmek, talimat vermek, süpervizörlük, ikna etmek, konuşmak ve yönlendirmek konusunda güçlüdür. Makina ve araçları kullanmakta yetenekli kişiler monte etmek, üretimin bir parçası olmak, kontrol etmek, araç ve sanayi makinaları kullanmak gibi teknik konularda iyidir. Farklı sınıflarda ele alınan tüm bu yetenekler basitten komplikeye gider, ne kadar komplike bir yeteneğe sahipseniz, rekabette o kadar öne geçersiniz.

Nerede: İş ortamınız neresi? Kendinizi bir çiçek olarak düşünün. Dünyada farklı iklimlerde, yüksekliklerde yetişen milyonlarca çiçek var. Kimi çölün ortasında, kimi kayalıkların arasında açarken, sulak ovalarda, yağmur ormanlarında serpilen birçok çiçek çeşidi mevcut. Oysa, bir çöl çiçeğini alıp deniz kıyısına ektiğinizde yaşayamıyor. Her insan da çiçek gibi kendi ortamında mutlu. Peki, hangi ortamın insanısınız? Sizin hangi iş ortamının insanı olduğunuza karar vermeniz çok önemli. Hangi yeteneklerinizi kullanarak hangi çalışma ortamında büyüyeceksiniz ve daha verimli ve mutlu olacaksınız?

Nasıl: Yeteneklerinizi ve ideal iş ortamınızı keşfettiniz. Elinizde size uygun bir iş tanımı ve birkaç işyeri adresi var. Şimdi o kapıdan içeri nasıl girecek ve görüşme sonunda o iş için uygun olduğunuzu nasıl kanıtlayacaksınız? Beraber çalışacağınız yöneticilere ulaşmanın bir yolunu bulun ve onlara yeteneklerinizin şirket için ne tür faydalar sağlayabileceğini anlatın. Onlara çözümün bir parçası olmak istediğinizi ve yapacağınız iş için heyecanlı olduğunuzunu hissettirin.

Bu yolla, Bolles'in görüştüğü iş arayan ve kariyerini değiştirmek isteyen 100 kişiden 86'sı yeni bir kariyere başlamıştır.

Çiçek Paraşütü

Bolles, okuyucularını, hayatlarını değiştirecek bir arama sürecine davet ediyor. "İş hayatını nasıl değiştirirsin?" sorusuna cevabı sistematik alıştırmalarla okurun keşfetmesini sağlıyor. Bunun yaparken de okuyucularına birçok alıştırma yaptırıyor. Kendi kendini tanımak için Bolles bir çiçek paraşütü çizmeyi öneriyor. Çiçeğin tam ortasına kişi taşınabilen yeteneklerini yazıyor: Eğitim ve iş hayatınızda edindiği bilgi, deneyim ve yeteneklerin tümü. Çiçeğin taç yapraklarında ise, kişinin inandığı değerler, ilgi alanları, çalışma şartları ve ücret, çalışacağı şehir ve çalışma ortamı var. Taç yapraklarını önem sırasına göre sıralıyor.

Ortaya güzel bir özet çıkıyor: Yeteneklerim ve değerlerim neler? Nelerle ilgileniyorum? Tüm bu yeteneklerimi, değerlerimi ve ilgi alanlarımı hangi coğrafyada, ne tür bir iş ortamı ve çalışma arkadaşlarıyla, hangi çalışma şartları ve sorumluluklarla birleştirmek istiyorum?

Bazen uzun süredir düşündüğünüz şeyler kağıda döküldüğünde daha anlamlı görünür. Önünüzde sizi korkutmayan kocaman bir çiçek resminin içinde hayatınızın yönünü belirlemek birçok umudu yeşertecek, birçok ertelenmiş planı tekrardan gündeme getirecektir.

Kendini iyi tanıyan, iletişime tutkusuyla tanınan Amerikalı televizyoncu Oprah Winfrey, hepimize örnek olabilecek biri. Kendi ifadesine göre, tüm enerjisi, sevdiği işi yapmaktan geliyor. Küçük yaşta iletişime olan tutkusunu keşfetmiş ve televizyon dünyasına muhabir olarak başlamış. Hiçbir zaman odağı çok para kazanmak olmamakla beraber çok sevdiği işte başarılı olarak dünyanın sayılı zenginleri arasına girmiştir.

Tabii herkesin Oprah'nın başarısının yakalaması zor, ancak ondan ilham almamak için sebep yok. Oprah Winfrey, tutkusunu duygularına dikkat ederek keşfetmiş. Tavsiyesi kendinize dürüst olmanız. Ne mesleği seçerseniz seçin, amacınız, ailenizi mutlu etmek, zengin olmak veya ünlü olmak ise, çoğu zaman mutsuz olursunuz. Oysa seçtiğiniz mesleği severek yaparsanız, mesleğiniz size başarı, para ve hatta ün getirir. Hangi meslek sizin için doğru? Karar vermek için kendinize basit bir soru sorun: "Maaş almasam bu işi yapar mıydım?" Cevabınız evet ise, doğru yoldasınız. Oprah için insanlarla konuşmak, nefes almak kadar yaşamın olmazsa olmazı. Bu sayede, Mississipi'den fakir bir ailenin kızı olarak doğup Afrika asıllı en zengin Amerikalı milyarderler arasında yerini almıştır.

Siz de kendi sesinizi dinleyin. Kariyer arama serüveninizde hangi şirkette ne iş var, diye ilan peşinde koşmadan, kendi içinize bir yolculuk yapın ve ne isteyip istemediğinize karar verin. İstediğinizi bildikten sonra yolunuz kısalacak, hedefinize kısa sürede yakınlaşacaksınız.

Şansınız açık olsun.

www.datassist.com.tr

 

Bu konularda ilginizi çekebilir