Kılıçdaroğlu'ndan Kudüs eleştirisi

Kılıçdaroğlu, "BM kararlarını açıkça İsrail ihlal etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda çok daha net, çok daha kararlı bir tavır takınmak zorundadır. Öyle lafla peynir gemisi yürümez. 'İsrail'le ilişkileri kesebiliriz.' Kesiyorsan kes kardeşim, biz de kapı gibi arkandayız.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis Genel Kurulu'nda bütçe görüşmelerinde konuştu. Filistin davasının bir insanlık davası olduğunu söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, Filistin'e ve Filistinlilere sahip çıkmanın insan olmanın gereği olduğunu vurguladı.

"Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde İsrail'in başkenti kısmı boş, Tel Aviv yazmıyor"

Kılıçdaroğlu, zulme karşı ortak direnileceğini belirterek şöyle konuştu:

Zulme karşı direneceğiz, zalime karşı direneceğiz ama bu konuda, üzülerek ifade edeyim, Arap dünyası iyi bir sınav vermemiştir, başarılı bir sınav vermemiştir. Bizim gösterdiğimiz duyarlılığı Arap dünyasının pek çok devleti, maalesef, üzülerek ifade edeyim, göstermemiştir. Birleşmiş Milletler kararlarına açıkça İsrail karşı çıkmıştır ve ihlal etmiştir ve biz ve Türkiye Cumhuriyeti bu konuda çok daha net, çok daha kararlı bir tavır takınmak zorundadır. Öyle lafla peynir gemisi yürümez. 'İsrail'le ilişkileri kesebiliriz.' Kesiyorsan kes kardeşim, biz de kapı gibi arkandayız. Öyle lafla olmaz bu iş. Kaldı ki asıl kızacağın adam, Trump. Niye kızmıyorsun? Öyle dolaylı, orta alanda top veriyorsun. Asıl bu işin sorumlusu, Amerika'daki Başkandır. Oradaki sıkışmışlığını gidermek için, gündemi değiştirmek için getirdi Orta Doğu'nun kalbine pimi çekti, bombayı koydu. Herkesi aradı, sadece ve sadece Erdoğan'ı aramadı. Bu bile üzerinde hepimizin oturup düşünmesi gereken bir gerçektir ve bu gerçek başka bir şeyi daha gündeme getirecek, radikal unsurların arayıp da bulamadıkları bir ortamı yaratacaktır; radikal unsurların, katillerin arayıp da bulamadığı bir ortamı yaratacaktır. Bakın, ben size bir şey göstereyim değerli arkadaşlar, Dışişleri Bakanlığının internet sitesi. İsrail'le ilgili açıyorsunuz devleti, başkenti boş, Tel Aviv yazmıyor ama orada bir yıldız var. Yıldıza baktık, ne yazıyor? 'Efendim, İsrail 1980 sonrası şunu şunu yaptı ama onlar Kudüs'ü başkent olarak kabul ediyorlar.' diyor. E, sen niye Tel Aviv yazmıyorsun, niye yazmıyorsun? Elinden tutan mı var? Hem bunu yapacaksın hem kalkacaksın iç politikada şunu yaparım, bunu yaparım, bunu asarım, bunu keserim… Bunlara bu milletin karnı tok arkadaşlar, bu milletin karnı tok. Yapacaksan adam gibi yap, oraya yazacaksın: 'İsrail'in başkenti Tel Aviv'dir' diye. Yazıyor musun? Yazmıyorsun, yazamıyorsun. Alta dipnot koymuşsun, orayı da boş bırakıyorsun. Bu, doğru değil. Takipçisi olacağız. Sayın Başbakandan da istirham ediyorum, o başkentin adı Tel Aviv'dir. Kaldı ki not sadece bu konuda da kırık değil, buraya, 20 milyon dolara Türkiye'nin itibarını satan bir anlaşma da geldi. 20 milyon dolara Türkiye'nin bütün itibarını satan anlaşma da geldi. Anlaşmada ne yazıyor biliyor musunuz? 'Ankara' ve 'Kudüs' yazıyor ve sizler o anlaşmaya 'Evet.' dediniz. Niye 'Evet.' dediniz, hangi gerekçeyle 'Evet.' dediniz? Filistin olayı bu memleketin onurudur. Kudüs, hepimizin, üzerinde titremesi gereken bir kenttir. Bir barış kenti olmak zorundadır Kudüs. Üç semavi dinin de kutsal mekânıdır orası. Orası, birilerine asla ve asla terk edilemez. Bunu gayet açık, gayet net, CHP Grubu adına söylüyoruz."

"Benim sınırlarımı sen nasıl başka ülkede tartışmaya açarsın?"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan ziyaretini anımsatan Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

Sayın Cumhurbaşkanı Yunanistan'a gitti. Gidebilir tabii, gezmesinde yarar vardır, dostluk ilişkilerinin gelişmesinde yarar vardır. Hiçbir zaman, 'Neden şuraya gitti, neden buraya gitti?' diye özel bir eleştiri getirmiyoruz, tam tersine, gidilmeli, gezilmeli, ticari ilişkiler, kültürel ilişkiler geliştirilmeli. Ülkeler, barış eksenli, birbirlerine destek vermeliler. Gidildi, orada Lozan tartışma konusu yapıldı. Bir devlet başkanı pozisyonunda olan kişi, ayaküstü, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını belirleyen Lozan Anlaşması'nı tartışmaya açamaz. Sormak istiyorum, Sayın Erdoğan'a sormak istiyorum: Hangi gerekçeyle Lozan'ı tartışmaya açıyorsun, hangi bilgi birikimiyle Lozan'ı tartışmaya açıyorsun? Lozan'ı tartışmaya açman için önce şu üniversite diplomanı bana bir göster bakayım. Yok böyle şey. Türkiye Cumhuriyeti'nin namusudur o, namusudur. Benim sınırlarımı sen nasıl gidersin başka bir ülkede tartışmaya açarsın? Konuşuyorsun, iç politika malzemesi yapıyorsun, ben bunu da anlarım. Peki, ben Sayın Erdoğan'a sormak isterim: Orada niye 18 adadan söz etmedin? İşgal altındaki 18 adadan neden söz etmedin, neden söz etmedin?

"Bu sahtekar, namussuzlardan hesap sormamız lazım"

Kılıçdaroğlu, ABD'de Reza Zarrab'ın tanık olarak ifade verdiği davaya ilişkin şunları söyledi:

Rıza Sarraf denen şarlatan, rüşvetçi, dönemin 3 bakanını ve bir kamu bankasının genel müdürünü parayla satın almıştı, dönemin üç bakanını ve bir Genel Müdürünü parayla satın almıştı. 700 bin liralık saatler, ayakkabı kutuları, dinleme kayıtları, para sayma makinaları, çikolata kutuları; bunların hepsi gündemdeydi ve bu Parlamento bir soruşturma komisyonu kurdu ve üzülerek ifade edeyim: Bu soruşturma komisyonu dosyayı kapattı, savcı da kapattı, hâkim de kapattı. Amerika'da görüşülen davadan rahatsızım. Türkiye'de işlenen bir olayın kirliliği Amerika'da temizlenmemeli, burası temizlemeli, bizler temizlemeliyiz. Bizim aklımız yok mu? Bizim ahlakımız yok mu? Bizim adalet duygumuz yok mu? Ahlakımız varsa, adalet duygumuz varsa, tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyorsak Binali Yıldırım Bey'e açık ve net çağrı yapıyorum: Gel kardeşim, bu dosyayı yeniden açalım. Ayıptır günahtır ya, ayıptır günahtır. Başka bir şey daha: Rıza Sarraf'ın dosyaları kapatıldı, havuz medyasına çıkarıldı Rıza Sarraf. Arkasında, bu milletin namusu olan bayrağı fon olarak kullanıldı. Bir sahtekârın arkasına Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını fon olarak kullanacaksın ve diyeceksin ki: "Ey Kılıçdaroğlu, sen hiç konuşma." Niye konuşmayayım? Bayrak sevgisi hepimizin ortak sevgisidir. Siyaseten farklı düşünebiliriz, bu gayet doğaldır ama bayrak hepimizin ortak değeridir, vatan hepimizin ortak değeridir. Bayrağı korumak benim görevim, sizin de görevinizdir. Değerli arkadaşlarım, bir ayıptan Türkiye'yi temizlemeliyiz. Dünyada rüşvete faiz ödeyen tek ülke biziz; rüşvete faiz ödeyen, rüşvetini iade edip üstüne de faizi veren tek ülke biziz. Bundan, Türkiye'nin bu ayıptan kurtulması lazım. O ayakkabı kutusunu verdik, üstüne bir de faiz verdik. E, bir de şeref madalyası taksaydınız. Öyle ya, dünyada örneği yok. Dünyada rüşvet dolayısıyla. Hem rüşveti alacak hem aklanacak hem de faizini alacak; vallahi böyle bir adama şeref madalyası takmak lazım, kim takar bilmiyorum. Havuz medyasına söyleyelim: "Buyurun beyler, gidin onlara da bir şeref madalyası takın. Nasıl olsa genel müdür burada, takın ona şeref madalyası." Ve öyle ağırıma gidiyor ki değerli arkadaşlarım, bu "sahtekâr" denen genel müdürü bir de aldık, Ziraat Bankasının Yönetim Kuruluna tayin ettik. Akıl yani akıl alacak şey yok, aklımızı mı yedik bilmiyorum. Şimdi, dosyayı yeniden açacağız. Diyeceksiniz ki: "Dosyayı nasıl açabiliriz?" Çok basit, size bir olay anlatacağım, Sayın Hayati Yazıcı da bu olayı ayrıntılarıyla sanıyorum biliyor. 1 Ocak 2013, Gana'dan bir uçak, kargo uçağı kalkar Atatürk Havalimanına iner, gümrük beyanları verilir. 1,5 ton doğal taş getiriliyor Türkiye'ye, 1,5 ton. Nereye verilecek? "Güzelyurt Mahallesi Yıldırım Beyazıt Caddesi Delta Apartmanı A/2 Blok Kat:1 No:22 Beylikdüzü." Bu adrese 1,5 ton doğal taş teslim edilecek. Bir gümrükçü diyor ki: "Ya, bizde doğal taş var, doğal taş da var. Ya, görelim bakalım, bizim bilmediğimiz bu taşlar nasıl?" Gidilip bakılır ki içinde 1,5 ton altın var. Gümrük beyannameleri değiştirilir, sahte gümrük beyannameleri hazırlanır. Rıza Sarraf'a derler ki: "Rüşvet ver. Gümrükte verdin mi rüşveti, her şeyi halledersin." O da diyor ki: "Vallahi ne yapayım, Teoman diye bir adam var, dünyanın rüşvetini teklif ettim, adam vazgeçmiyor, 'Ben rüşvet almam.' diyor." O Teoman'ın gözlerinden öpüyorum, o Teoman'a Türkiye Cumhuriyeti çok şey borçludur, o, çocuklarına ve torunlarına çok güzel hikâyeler anlatacaktır. Sonra, bu altın sahte belgelerle düzenleniyor, Sayın Yazıcı bir soruşturma talimatı veriyor. 18/12/2013, 201356/2 sayılı Soruşturma Raporu; asıl hikâye burada başlıyor. O sahtekârlığı anladık, doğal taş yerine altın. Müfettiş raporunda diyor ki: "Bu altın 1,5 ton olarak geldi ama Türkiye'den çıkarken bize verilen beyannamede 292 kilogram altının -parantez içinde (Borsa değerine göre 14 milyon 600 bin dolar değerinde) parantezi kapatıyor- bir şekilde, herhangi bir gümrük işlemine tabi tutulmaksızın Türkiye'ye sokulduğunu tespit ettik." diyor. Şimdi, Sayın Binali Yıldırım, siz ülkenin Başbakanısınız. Eğer bu ülkeye sahte yollarla altın geliyor ve bunun 292 kilosu çalınıyorsa ve Türkiye'ye meşru olmayan yollardan sokuluyorsa bu soruşturmaya buradan başlayın; bu altın ne oldu? Ben merak ediyorum, siz de merak ediyorsunuz herhâlde. Hani, böyle bir şey olur da alır cebime koyarım. 292 kilo altın, nereye gitti bu? Değerini de ben söylemiyorum, müfettiş söylüyor. Kim? Devletin müfettişi. Bu müfettişin başına bir şey geldi mi? Onu bilmiyorum. Şimdi, bizim hep birlikte çok özür dileyerek bu sözcüğü kullanıyorum. Bu sahtekâr, namussuzlardan hesap sormamız lazım, bu ahlaksızlardan hesap sormamız lazım, bu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerden hesap sormamız lazım. Hesap sormak bu Parlamentonun namusudur. Eğer soruyorsanız grubumuz hazır, hep beraber soralım, bu kirliliği, bu pisliği hep birlikte temizleyelim.

"Bir belediye başkanının azından haram lokma inerse, onu yaşatmam"

Kemal Kılıçdaoğlu, Ataşehir Belediye Başkanına ilişkin iddialara yönelik şunları söyledi:

Daha önce havuz medyasında haberler çıktı Ataşehir'le ilgili olarak. Haberleri ben de okudum. Açtım telefonu Ataşehir Belediye Başkanına "Nedir bu olaylar?" dedim. "Efendim, bunlar gerçek değil." "Kardeşim, o zaman doğrudan doğruya gideceksin, kendin, ailen için cumhuriyet savcılığında suç duyurusunda bulunacaksın." Evet, gitti cumhuriyet savcılığında suç duyurusunda bulundu. "Buyurun, benim hesaplarımı inceleyin, ailemin mal varlığını inceleyin." Ne zaman? 13 Mayıs 2015'te. Siz nasıl beklediyseniz biz de bekledik "Nedir bu olaylar?" diye. Karar 3 Ağustos 2017'de çıktı, hiçbir şey yok. Kimin kararı? Savcının kararı, mahkemenin kararı "Bir şey yok." diyor. Güzel, demek ki bir şikâyet var, denetlenmiş ilgili birim tarafından. "Yakın, akraba, haksız mal edinme ve gizleme suçu yok." diyor, güzel. Karar? Karar kesinleşti. Havuz medyasının "Buz Rezidans" olarak takdim ettiği… Orada da ihbar oldu. Güzel, Bakanlık müfettişlerini gönderdi. Gayet güzel, gönderir tabii, bir yerde iddia varsa Bakanlık da denetim elemanını gönderecektir, "Bunu inceleyin." diyecektir. İncelendi, "Soruşturma açılmasına gerek yoktur." diye 4/2/2013'te karar verildi. Kim veriyor? Devletin denetim elemanı. Olay nereye intikal ediyor? Bakanlığa intikal ediyor. Bakan da diyor "Soruşturmaya gerek yoktur." diye ama AK Parti'nin Ataşehir belediye üyeleri bu karara itiraz ediyorlar, Bakanın kararına itiraz ediyorlar. "Hayır, bu beraat edemez. Burada mutlaka incelenmesi lazım." Hakları var mı? Var tabii, kimse diyemez ki: "Niye itiraz ediyorsun arkadaş?" O da itiraz ediyor. E dosya nereye gidiyor? Danıştaya gidiyor. Danıştay "Soruşturmaya gerek yoktur." diyor. Sonra, Erguvan Barış Parkı… Güzel, şikâyet gene gidiyor. Olur, şikâyet olur. İhbar gidiyor, gene olur tabii. Nereye gidiyor? İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine. Ne oluyor? Görüşülüyor. Ne çıkıyor? "Bir şey yok burada." deniyor, beraat ediyor. Değerli arkadaşlarım, "Ruhsata aykırı yapı. Niye yıkmadın?" Kendisi belediye başkanı olmadan Ataşehir'deki gecekondular… Ya, şunu sormadan edemiyorum: Gecekonduyu gecekonducunun başına yıkmak için soruşturma açacaksın, 16/9 olunca da ağzına bant çekeceksin, elin kalem tutmayacak. Ya, burada insaf var mıdır, ahlak var mıdır burada? 16/9'u yıkamıyorsun, "Gecekonduyu neden gecekonducunun başına yıkmıyorsun?" diye, çok eskilerde olan gecekonduya diyorsun ki: "Soruşturma açacağım." E, açabilirsin. Ne oluyor? Mahkemeye gidiliyor. Ne oluyor? Beraat ediyor. Şimdi, siz kalkıyorsunuz, bununla ilgili, Belediye Başkanını açığa alıyorsunuz. İtiraz ettiğimiz budur. Bunları görmeseydim ben de sizler gibi "Ne oluyor?" diye derdim ama gördüm. Bu mahkeme kararlarının tamamını İstanbul'da basın mensuplarına dağıttık, arzu eden her milletvekili arkadaşıma bu mahkeme kararlarını verebiliriz. Hiçbir tereddüdümüz yok. Açık ve net söylüyorum, açık ve net: Bir belediye başkanının ağzından eğer bir lokma haram lokma inerse o belediye başkanını yaşatmam arkadaşlar, yaşatmam. Biz tüyü bitmemiş yetimin hakkı için oradayız. Her gittiğim yerde de şunu söylüyorum: Bir: Her kuruşun hesabını vereceksiniz. İki: Her vatandaşa eşit davranacaksınız. Öyle "Bizim partili, ona torpil, buna bunu…" yapmayacağız. Bunu söylüyorum. Sonra döndüler benimle ilgili kızım bir daire almış. Buradan söylüyorum, CHP milletvekillerine söylüyorum: Benim ailem, çocuklarım, torunum, damadım, hatta ve hatta dünürlerim, hepsi için araştırma önergesi verin ve hepsi araştırılsın, hepsi araştırılsın. Hiçbir tereddüdüm yok. Beş kuruş bulursanız beş kuruş, gelip bu kürsüden özür dileyeceğim, beş kuruş bulursanız. Ama ben bu, Ankara'daki beylere de seslenmek isterim. Benim gösterdiğim cesareti siz gösterebilir misiniz? Buyurun siz de gösterin. Allah kimseyi zalimin elinde emir kulu yapmasın. Zalimin elinde emir kulluğu yapanlar en çok döneklerdir, bunu da kimse unutmasın.