Mega Kriz gölgesinde ABD başkanlık seçimleri

Bekir Kavruk / Globalfx İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

Dünya da ekonomi 70'li yıllarda ağırlıklı devletlerin kontrolü altında bulunuyorken 1979'da OECD'nin aldığı deregülâsyon kararı sonrası başta Avrupa olmak üzere dünya da Neo Liberal politikalar başlamış ve bu akım aynı yıllarda Türkiye'yi de etkisi altına almıştır. 90'lı yıllarda dünya da komünizmin çökmesi ve soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte kapitalizmin küreselleşmesi hız kazanmış ve geniş kapsamlı uluslar arası yatırımlar ve özelleştirmeler sürecinde WTO, IMF ve Dünya bankası gibi kuruluşlar önemli roller üstlenmişlerdir.

Bu süreç dünya da "new economy" adlı yeni bir çağın başlamasına yol açmıştır. Yeni ekonomi dönemi ile birlikte sanayi toplumundaki üretim öncelikli rolünü bilgisayar, yazılım, internet, medya, cep telefonu, mikro ve nano teknolojilere dayalı şebeke ve ağ sistemlerinin etkisi ile sermaye hareketleri ve tüketim ekonomisine bırakmış risk ve borç kültürü içersinde ekonomiler gerçek değerlerinin çok üstüne şişirilmiş ve oluşan balonlar bu Mega Krizde olduğu gibi zaman zaman patlamış bulunmaktadır.

Milli gelirle orantısız lüks tüketimi

Türkiye' den bu gün bir örnek vermek gerekirse yurda gelen zengin ülkelerin yabancılarının en şaşırdıkları konulardan birisi ülkenin milli geliri ile hiç ölçülü orantısı olmayan ithal lüks malzeme tüketim ve lüks araba özentisidir. Bu özentinin ülkede aynı sokak ve trafik kültüründe olduğu gibi bir kültür sorununu yansıttığı söylenebilir. Ayak yorgana göre uzatılacağı yerde bu özenti daha da ileri gidip mahalli idarelere kadar dahi yansımış bulunmaktadır. Sonuçta Türkiye'nin üretimi ile tüketimi arası tüketim lehine gelişen dengesizlik yüksek cari açıkta ifadesini bulmuş ve zaman zaman şişen ekonominin acı faturası olarak "ne ekersen onu biçersin" misali her seferinde yeni krizlere zemin hazırlamıştır.

Dünya'nın bu gün yaşamakta olduğu Mega Kriz 1929 yılı Büyük Burhandan bu yana en büyük kriz olarak nitelenmekte ve krizin yol açmış olduğu zarar şimdiden mega boyutlara erişmiş bulunmaktadır.

Eserlerinde "sınırsız sahip olma" egosunu derinliğine inceleyen geçen yüzyılın ünlü psikolog ve düşünürü Erich Fromm bu egonun doğal sonucunun yıkım olduğu ve insanoğlunun kendi bindiği dalı kesmesi anlamına geldiğini söylemiştir

Gerçekten dünya da büyük finans kuruluşlarının ve Hedge fonların başlarında bulunan ve Wall Street'in şişman kedileri olarak tabir edilen yöneticileri Erich Fromm'un tezini tasdik edercesine sınırsız para kazanma tutkuları ile üstelik mevduat sahiplerinden habersiz türev piyasalar dahil yüksek riskli piyasalarda kontrolsüz işlemlere girişmişlerdir.

Global Bonozedeler faciası

Diğer taraftan aynı kediler CDO tabir edilen Subprime Mortgage Bonolarını piyasalara çıkarmışlar ve bu skandal bonolar yine bir sonraki skandal olarak rating kuruluşları tarafından yüksek not alınca CDS'ler tarafından (AİG..) sigortalanmıştır. Sigortalanan bu bonolar sonuçta yüksek getiri beklentisi ile bütün dünya da kapışılmış ve krizin ABD'de patlak vermesi ile bütün dünyaya virüs gibi yayılarak Global Bonozedeler faciasına yol açmış, finans ve likidite krizi sonrası GM örneğinde görüldüğü üzere Reel Sektöre de bulaşma aşamasına gelmiştir.

Yine Erich Fromm'u tasdik edercesine dünya da milyonlarca insanın açlık sorununa karşı 8 – 10 milyar dolarlık projelerle çözümlerin mümkün olduğu günümüzde ABD'de RTC planından başlayıp Avrupa ve Asya'ya yayılan kurtarma paketlerinden oluşan fonlamaların tutarı 3,5 trilyon doları bulmuştur. Bu güne kadar FED ve diğer merkez bankalarının piyasalarda oluşan büyük yangını söndürme amacına yönelik likit paralarıda buna eklendiğinde ortaya konulan paraların hacminin 5 trilyon doları aşacağı tahmin edilmektedir.

Alınan tüm tedbirler skandallar sonrası güven bunalımı yaşayan ve yer yer panik ataklar içersinde bulunan piyasaları yatıştırmaya kâfi gelmemiş bulunmaktadır. Dünya da Piyasalar tarihte görülmemiş ve en profesyonel Brokerleri dahi şaşkına çeviren yüksek Volatilite düzeyinde seyir göstermesinin yanında klasik ayı ya da boğa özelliklerinden ziyade adeta 'köpek balıkları' piyasaları görünümüne dönüşmüş bulunmaktadır.

Güven bunalımlarının getirdikleri

5 trilyon doları aşması öngörülen kaynak aktarımlarının piyasaları tam yatıştırmaya kâfi gelmemesinin nedenlerinin mevcut finans sistemlerine, bankalara, CEO'lara, G.W. Bush'a ve Rating kuruluşlarına karşı ortaya çıkan derin güven bunalımlarından kaynaklandığı görülmektedir.

Ortaya çıkan diğer bir sorun ise yaklaşık 5 trilyon dolarlık planları kapsamına alan para kaynağının büyük bir kısmının bir zamanlar Türkiye'de uygulandığı gibi matbaalarda basılarak karşılanması varsayımıdır.

Bu varsayım altında Enflasyon riski büyüyecek ve ABD'de başlayan AB'ye sıçrama sürecinde bulunan Resesyon ile bir araya gelip, reel sektörün kâbus gibi gerek fiyat tutturmada gerekse ürettiği malı satmada çok zorlanacağı ve işsizlik gibi vahim sosyal sonuçlara yol açmasına neden olacak Stagflâsyon sürecinin başlaması ihtimali ortaya çıkaracaktır.

Dünya lokomotifi olan ABD'nin krizden çıkmadığı sürece dolara endeksli dünya ekonomisinin toparlanması zor görünmekte yapılacak başkanlık seçimleri de ayrı bir önem arz etmektedir. G.W. Bush döneminde gerek askeri ( Irak ) gerek siyasi ( 11 Eylül ) gerekse ABD kaynaklı Global bono zedeler faciası ile ekonomik alanlarda aynı anda hem imaj kaybı hem de olağan dışı koşullar içersinde bulunan ABD'nin tarihinin en kritik başkanlık seçimleri ile karşı karşıya kaldığını söylemek mümkündür.

Sihirli değnek yok

Her ne kadar savaş ile barış arası izlenecek yöntem ve politikalar açısından Obama ve Mc Cain arası önemli faklılıklar olduğu öne sürülse de değişmeyecek gerçek her ikisinin de ellerinde sihirli bir değneğin olmayacağı gerçeğidir.

Dünya da 90'lı yıllardaki soğuk savaş dönemi sona ermiş olsa da ABD ve AB eksenleri yanında geleceğe yönelik olarak bir yandan Çin – Hindistan ekseninde diğer yandan dünya enerji piyasalarında kilit özellikler taşımaları itibariyle Rusya – İran ekseninde yoğunlaşma yaşanmakta diğer taraftan Güney Amerika'daki gelişmeler de ilginç özellikler taşımaktadır.

Burada Mega Kriz sonrası ortaya çıkacak olan belki de Euro'yu ön plana çıkarması olasılık dahilinde olan "yeni dünya düzeninde" oluşacak dengelerin daha adil ve özellikle barışçı inşaası açısından "değişim sloganı" ile ortaya çıkan hukukçu Obama'nın muhtemelen seçimleri kazanıp Başkan olmasının ayrı bir özellik taşıyacağı söylenmektedir. Obama'nın kimi otoritelere göre FRB dahil Kennedy döneminden bu yana el atılmamış birçok merak edilen konularda değişim rüzgârı getireceği kimi otoritelere göre ise seçim sonrası değişim vaadlerini bir kenara bırakıp rutin ve hatta radikal politikalara devam edeceği öne sürülmektedir.

SONUÇ:

Mega Kriz devletlerin müdahalesi olmadan aşılamayacağını teyit etmiş ve gerçekten devlet ile özelleştirme arası nasıl bir hassas oran olduğunu ve hukuki düzenlemelerin açık vermesi neticesi bu hassas dengenin kontrolden çıkması durumunda nasıl vahim sonuçlara yol açabileceğini göstermesi açısından bir ders teşkil etmektedir.

Dünya da ortaya çıkan Mega Kriz gerek ülkeler gerekse uluslar arası bazda kontrol sistemlerini artırıcı yeni oluşum ve hukuki düzenlemelerin ihtiyacını ortaya çıkarmış bulunmaktadır.

Ayrıca Kriz Başta ABD olmak üzere küreselleşmenin öncüsü ülkelerde dünyayı adil ölçülerde kapsamına alacak yeni değişim rüzgârlarının ortaya çıkması ve IMF gibi çoğu kez kriz sonraları harekete geçen kuruluşların uygulamış oldukları politikalarını artık yeniden gözden geçirmeleri ihtiyacını ortaya koymuştur.

Mega Krizin yol açtığı bunalımın tahmini iki yıl daha süreceği etkilerinin ise 10 yıl daha devam edeceği sonuçta hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı öne sürülmektedir.