Negatif büyüme rakamı gelirse şaşırmayın

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Atılım MURAT

Küresel ekonomide ikinci dip tartışmaları devam ediyor. Son dönemde özellikle ABD'de açıklanan makro veriler, bu tartışmaları alevlendirdi. 2007 sonunda dünyanın en büyük ekonomisi ABD'de başlayan resesyon, bizdeki köşe yazarları arasında da fikir ayrılıklarına yol açmıştı. Bazı yazarlar 'ABD'de resesyon yok' başlıklı yazılar yazarken, bazıları tersini savunmuştu. Eski ekonomi kitaplarında; 'Bir ekonomi üst üste iki çeyrek negatif büyüme yaşarsa, ekonominin resesyona girdiği kabul edilir' yazar. İşler artık böyle yürümüyor. ABD'de resesyonun başlangıç ve bitiş tarihini belirleyen, NBER adlı kurumdur. NBER, artık ekonomi kitaplarında yazılan şekilde resesyon kararı vermiyor. Kişisel gelir, istihdam, sanayi üretimi gibi önemli ekonomik verilerin performanslarına bakıyor. ABD'de son çeyreklerde görülen pozitif büyüme rakamlarından sonra, 'Resesyon bitti, yeni büyüme dönemi başladı' fikri yerleşmeye başlamıştı. Açıkçası ben 2010'nun ikinci yarısında ABD ekonomisinin sert biçimde yavaşlamasını bekliyordum. Gelen her ekonomik veri, fikirlerimi destekliyor. Asıl ilginç olan; NBER, pozitif büyüme rakamlarına rağmen ilk resesyonun bitiş tarihini bile açıklamadı. İkinci dip tartışmalarını bir kenara koyun, resmi olarak daha ilk resesyon henüz bitmemiş bile olabilir. Sadece teşvik destekli dopingli ekonomik veriler görüldü. Teşvikler gitti, iyileşme bitti. Hisse senedi piyasalarının ekonomi için önemli bir öncü gösterge olduğunu savunanlar, acaba tahvil piyasasına bakmayı düşündüler mi? Mesela ABD 2 yıllık faizin tüm zamanların dip noktasında, Japonya benzeri bir seviyede olması bir şey ifade ediyor mu? İkinci dip veya değil, ABD'nin büyüme rakamı 3. çeyrekte negatif gelirse hiç şaşırmayın.

ABD ekonomisi kör topal ilerlemeye çalışıyor. Avrupa'daki 'tartışmalı' stres testi sonuçları bir rüzgar estirdi. Buna rağmen AB'de pek ışık yok. Beklentiler olumsuza kaydıkça, Dolar'ın yükselişi de sürüyor. İki hafta önce EUR/USD 1.33 iken, Euro ile ilgili olumsuz görüşlerimi yazmıştım. Parite bu hafta 1.26'ya kadar geriledi. Euro ve Dolar dışında, Japon Yen'i (JPY) ve İsviçre Frangı'na da (CHF) yazılarımda yer veriyorum. JPY ve CHF, son aylarda gerçekten müthiş yükselişler yaşadılar. Küresel piyasalardaki risk iştahının önemli göstergelerinden birisi olan USD/JPY kuru, 85 seviyesine kadar düştü. USD/JPY'de üçüncü çeyrekte 85 beklentimi, birkaç ay önce sizlerle paylaşmıştım. Tabii akıllara hemen Japonya Merkez Bankası'nın(JPM) JPY'ye müdahale edip etmeyeceği sorusu geliyor. JPM'nin ciddi bir müdahaleden kaçınabileceğini düşünüyorum. Bir kere önlerinde İsviçre Merkez Bankası(İMB) örneği var. İMB, mayıs ayından beri CHF'ye aralıklarla müdahale ediyor. Yine de yükselişin önüne geçemedi. CHF, hemen her para birimine karşı güçlendi (İMB'nin müdahalelerden doğan kaybı 14 milyar Frank). Güçlenen JPY'nin, Japon ihracatçıya zarar verebileceği söyleniyor. Küçük ihracatçıya zarar verebilir, fakat büyük üreticiler son yıllarda üretim merkezlerini dışarıya kaydırdılar. Önemli bir etki görülmeyebilir. Kaldı ki, Japonya'da faizler sıfır seviyesinde. Güçlenen JPY'den korunmak için üreticilerin manevra alanı var. Son olarak; Fed önümüzdeki aylarda yeni tahvil alımlarına başlayabilir. Bu da Dolar'ı Yen karşısında zayıflatabilir. JPM, bu durumda akıntıya karşı kürek çekmek istemeyebilir. Kısaca, JPY'nin biraz daha gidecek yeri var gibi görünüyor.              

Bu konularda ilginizi çekebilir