6 °C

"Basın-hükümet ilişkileri sağlıklı değil"

TBMM Başkanı Çiçek, "Basın-hükümet ilişkileri, devlet kaynaklarıyla basın ve basın patronlarının ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde olduğu söylenemez" dedi

"Basın-hükümet ilişkileri sağlıklı değil"

İSTANBUL - TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Bahçeşehir Üniversitesinin Beşiktaş Yerleşkesi'nde düzenlenen Basın Konseyi Üyeler Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, hak taleplerinin hukuk çerçevesinde yapılması gerektiğini vurguladı.  

Hukukun dışına çıkarak hak talep edildiğinde bir çok sıkıntı yaşandığını ifade eden Çiçek, elbette bu toplumun insanları, vatandaşları olarak herkesin uygulamalardan, çıkarılan yasalardan, yasalar doğru çıksa bile uygulamalardan şikayeti olacağını anlattı.

Bu şikayeti de değişik formatta, değişik şekillerde gündemde tutabilmek için yeri gelip protesto, yeri gelip toplantı, gösteri yürüyüşü yapılacağını belirten Çiçek, sözlerine şöyle devam etti:

"Yeri gelip demokratik bir kısım yol ve yöntemlerle o konunun farkındalığını ortaya koyabilmek bakımından bir çabanın, gayretin içinde olacağız. Demokratik ülkelerde olmaması gereken şey şudur: Ben bu hakları talep ederim ama bu haklar yerine getirilmezse, bana bu özgürlük verilmezse ben bunu C4 patlayıcıya bağlarım, olmazsa burayı yıkarım, yakarım, burada yangın çıkarırım, burada silah kullanırım gibi Türkiye'nin uzunca bir zaman yaşadığı ve bir türlü de yerli yerine oturtamadığı husus belki de budur. 'Benim özgürlüğüm var'... Elbette özgürlüğün var ama bu özgürlüğü elde edebilmek, daha ilerisini isteyebilmek, sence verilmediğini kabul ettiğin hakları talep etmek istiyorsan, burada dikkat edeceğimiz hususlar var."

"Basın özgürlüğü önemli" 

Sorunların anlaşılabilmesi ve doğru bir zeminde tartışılabilmesinin gerçeklerin ortaya konulabilmesi bakımından basın özgürlüğünün önemli olduğunu belirten Çiçek, öz eleştirinin basın için de önemine işaret ederek, bu konuda Basın Konseyi'nin önemli bir kuruluş olduğunu söyledi.

Geçmişte hakkında yazılan bir yazıda iftira içeren ifadelere maruz kaldığını, bu yazıyı yazanların "Cemil Çiçek, Anavatan'ın muhafazakarlarındandı. Biz de başka tarafı tutuyorduk. Onun için böyle yazdık" demesine karşın yıllarca ailesinin ve kendisinin bunun sıkıntısını yaşadığını aktaran Çiçek, basında çıkan ifadelerin bu derece önemli olduğunu, bunun için basının da öz eleştiriye ihtiyacı olduğunu dile getirdi.

Basın ile hükümet arasındaki ilişkilere de değinen Çiçek, "Sadece yazılanlar, söylenenler bakımından değil, basının çok sağlıklı zeminde görev yaptığını söyleyemem. Çünkü basın-hükümet ilişkileri, devlet kaynaklarıyla basın sektörünün, basın patronlarının ilişkilerinin çok sağlıklı bir zeminde olduğu söylenemez. Dün de öyleydi bugün de böyle. Bunların da bir yerde ne kadar öz eleştiri yapılırsa diğer alanlardaki yanlışlıkların, sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi bakımından önemlidir diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.  

Basın Konseyi'nin etik kurallarını belirlediğini ancak siyaset kurumunun aynı şeyi yapamadığını aktaran Çiçek, bu konuda bir eksiklik bulunduğunu ifade etti.

Türkiye'de bir çok konuda epey eksiklerin olduğunu söyleyen Çiçek, "Epey sıkıntılarımız var ama cebir ve şiddete başvurmadan, bunu bir sorun çözme yöntemi kabul etmeden her şeyi tartışabilirsek, soğuk kanlı tartışabilirsek ve hele hele 31 Mart itibarıyla öz eleştiri yapabilirsek, bunu belli bir noktaya getirebiliriz" diye konuştu.

"Türkiye'nin nereye gitmesi gerektiğinin farkındayız" 

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkiye'nin 2023 vizyonuna da dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Dünyada her sene Şeffaflık Örgütü, şeffaf yönetim açısından bir sıralama yapıyor. 2023'e girerken yolsuzluk ve benzeri hususlar bakımından ilk 10'a girecek bir hedef neden ortaya koymayalım? 65'ten 52'ye yükseldik diye seviniyoruz ama önümüzde 52 ülke var. Niye ben 5, 6, 7, 8, 10. olmayayım da biz 52'ye geldik bununla iktifa edelim. Böyle bir hedefi de hemen hemen hepimizin de koyması lazım. Basından bunu bekliyoruz. 2023'e geldiğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne de Türk vatandaşlarına yakışan böyle bir gururu taşımaktır. Buna hepimizin bir yerden yardımcı olması lazım. Hepimize düşen görevler var. Bu konuları sadece bir siyaset tartışması değil, Türkiye'nin geleceği açısından son derece hayati önemli yaşamsal bir konu olduğunu, hepimizin kabul edip yaptığımız iş ne ise bu çerçevede yapmak, bu çerçevede birbirimize yardımcı olmak mecburiyetindeyiz. Bütün bu şeffaf yönetimin gerçekleşmesi bakımından basına önemli görevler düşüyor. İnanıyoruz ki, yaşadığımız sıkıntılar çektiğimiz zorluklar daha iyi bir Türkiye'nin kurulmasına yardımcı olacaktır. Ben karamsar, kötümser değilim, sıkıntılar var, zorluklar var ama en azından bugün bunun farkındayız, dünyanın nereye gittiğinin farkındayız, Türkiye'nin nereye gitmesi gerektiğinin farkındayız."

Çiçek, Basın Konseyi'nin eski başkanı, CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi'ye, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç'e ve konsey üyelerine de teşekkür etti.

[PAGE]

Çiçek, Türkiye'de kuralı koyanın da, uygulayanın da yasalara, kurallara yeteri kadar uymadığını belirterek, bu durumda ise sabahlara kadar çalışıp kanun çıkarmanın bir anlamı kalmadığını söyledi. 

Çiçek, kuralı koyanın uygun davranması, uygulayanın da kurala göre hareket etmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin bugün geldiği noktada en çok tartışılan konularda böyle bir temel eksikliği görüyoruz. Bunu ortadan kaldırmak da çok kolay olmuyor. Bunu düzeltmek için yeni bir kural daha koyuyoruz, eskisinden daha sıkıntılı noktaya gelmiş oluyoruz. Mesela Anayasa'nın 138. maddesi var. Yargı mercilerinin kararlarını, Anayasaya, hukuka, vicdani kanaatlerine, delil durumlarına göre sağlıklı bir ortamda verebilmesi bakımından parlamentolarda görülmekte olan davalarla ilgili görüşme yapılamaz, beyanat verilemez, mesaj verilemez. Fakat gelin görün ki bu madde çalışmıyor. Hep beraber öldürdük bu maddeyi. Herkes kendisini bunun dışına çıkararak 138'i değerlendiriyor. Hep beraber yürürlüğünü ortadan kaldırdığımız, işlemez hale getirdiğimiz bir maddeyi söylüyoruz. Bu kuralı Meclis koyduğuna göre. Koyan makam, kuralı koyan siyasetçiler buna uymuyor. Kendisi hariç diğerlerinin uymadığını söylemek suretiyle kendisini rahatlatmaya çalışıyor. "

Bugünlerde en çok tartışılan hususun, soruşturmanın gizliliği olduğunu ifade eden Çiçek, bunun evrensel bir kural olduğunu, bunun delillerin karartılmaması, rahatlıkla toplanabilmesi, vatandaşın lekelenmesini önlemek için olduğunu vurguladı.

"AB'nin önemi büyük"

Çiçek, "Daha emniyete ya da savcılığın kapısına girdiği andan itibaren, alınan ifadeler, başka şeyler elden ele dolaşıyorsa, 3-4 günde kişinin hayatı kararıyor, kimimize göre suçlu, kimimize göre masum, kararı daha ilk 3 günde verebiliyorsak, bu gizliliğe riayet etmediğimiz için. Ondan sonra yargılamamızın anlamı kalmıyor zaten. Türkiye'nin en temel sıkıntılarından bir tanesi, kuralı koyan ve kuralı uygulayanın yeteri kadar kurala uygun davranmamış olması" dedi.

 Cemil Çiçek, hukukun üstünlüğü, demokrasi adına düzenlenen toplantılarda doğru şeylerin söylendiğini, ancak yeteri kadar doğru işlemler ve doğru örneklerin konulamadığını söyledi.

Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin bu anlamda önemli olduğunu ifade eden Çiçek, "Hem lafın doğrusunu söylemek, kuralları doğru koymak ve hem de buna uygun örnek uygulamaları sergileyebilmek bakımından Avrupa Birliğinin bu manada yönlendirici, teşvik edici ya da eleştiren yaklaşımları belki bu söylediğimiz hususların bir ölçüde hayata geçmesi bakımından önemli olacaktır diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Özgürlük, güvenlik dengesi 

Türkiye'nin belli kavramlar arasında doğru dürüst bir denge kuramadığını ifade eden Çiçek, şöyle devam etti:

"Mesela özgürlük, güvenlik dengesi. Ya özgürlükleri öne çıkardık, güvenliği ihmal ettik gibi bir algılama var. 'Siz insanlara bu kadar özgürlük verirseniz olacağı budur. Bunlara cesaret verdiniz, bunları bu hale getirdiniz'... Bir kısım yanlışlıkların sebebi olarak özgürlükle bağlantı kuruluyor. 'İşlerin yolunda gitmesi, düzenli gitmesi için bu kadar özgürlük vermemek lazım, hak tanımamak lazım' gibi bu çağda kabul edilemeyecek bir münakaşa kapısı açılmış oluyor ya da güvenliği öne çıkarıyoruz, bir kısım özgürlükleri kısıtlıyoruz. Ne kadar özgürlük verirsek güvenliği o kadar tehlikeye gireceği gibi bir anlayış belli bir zamandan beri istesek de istemesek de kafamızın arka tarafında var. Bu dengeyi kuramadık. Ne 82 Anayasası'nda ne de bugünkü uygulamalarda bu ikisini dengeleyebildik. Şimdi, belki özgürlükleri öne çıkarma noktasında bir kısım çabalar oldu, gayretler oldu, yasalar çıktı, yeni kurumlar kuruldu, İnsan Hakları Kurulu, Kamu Deneticiliği gibi... Özgürlüğü öne çıkarmaya çalıştık ama bu defa da şöyle bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldık. Özgürlük-sorumluluk dengesini kuramadık. Özgürlüğün beraberinde getirdiği bir sorumluluk var, bireylere karşı, topluma karşı, kabul ettiğimiz değerlere karşı. Sorumluluk kısmını gözardı ederek özgürlük kullanmaya kalktığımız takdirde, bu toplumda başka bir sıkıntıya da sebebiyet veriyoruz. Belki bunları da bir ölçüde tartışmak gerekecektir."

Bugün kullanılan özgürlüklerin, geçmişin yasakları olduğunu, bir kısım insanların bedel ödediğini ve mücadele ettiğini ifade eden Çiçek, "Bugün bu özgürlükleri kullanıyoruz. Hiç farkında bile değiliz ki bundan 20 sene, 30 sene 50 sene evvel yasaktı. Bugün de bir kısım yasaklar var. Bunların kalkması gerekecek. Çünkü, bugün kullandığımız özgürlükler nasıl dünün yasaklarıysa, bugün gayret ederek, çaba sarf ederek ortadan kaldıracağımız yasaklar, yarının özgürlük alanı olacaktır" diye konuştu.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.