23 °C

"Batı Türkiye'yi şeytan gibi göstermemeli"

ABD'de yayımlanan Christian Science Monitor gazetesi internet sitesinde yer alan yazıda, "Batı, Türkiye ile daha da yakınlaşmalı" yorumunu yaptı.

"Batı Türkiye'yi şeytan gibi göstermemeli"

WASHINGTON - ABD'de yayımlanan Christian Science Monitor gazetesinin internet sitesinde yer alan yazıda, "Washington ve Avrupa başkentlerinde, Türkiye'nin zaten 'kaybedildiği' ve onun, uluslararası düzenin lehine olmaktan ziyade aleyhine çalışacak, gitgide yükselen bir teokrasi haline gelmesinin kaçınılmaz olduğu şeklinde bir sonuca varmanın büyük hata olacağı" yorumunda bulunularak, "Batı, Türkiye ile daha da yakınlaşmalı, onu şeytan gibi göstermemeli" ifadesi kullanıldı.

Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Daniel Kliman ile Transatlantik Akademisi'nden Joshua Walker'ın kaleme aldığı yazıda, "100 yıl önce Avrupa'da, Osmanlı İmparatorluğu'nun düşüşünden nasıl istifade edilebileceği üzerinde şiddetli bir tartışma vardı. Bugün sorulan soru ise bunun tam tersine döndü; Batı, yükselen bir Türkiye'yi nasıl idare edebilir" denildi.

Batı'nın bu sorunun cevabını bulmaya, Türkiye'nin dünyadaki pozisyonunu anlayarak başlayabileceğinin belirtildiği yazıda, Türkiye'nin, "seçkin bir jeopolitik kulübün, yükselen demokrasilerin bir üyesi olduğu" kaydedilerek, "Bu kulüp sadece Türkiye'yi değil, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika'yı da kapsıyor. Bu ülkelerin ortaya çıkışı, 21'inci yüzyılın çok önemli, ancak anlatılmamış bir gelişmesi" ifadesine yer verildi.

"Türkiye gibi yeni ortaklara ihtiyaç var"

Yazıda, "yükselen demokrasilerin, Batı'ya, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan uluslararası düzeni sürdürmede bir fırsat sunduğu" görüşü dile getirilerek, "ancak Avrupa ve Japonya'daki ekonomik sıkıntıların, ABD'de beliren mali kısıtlamalarla birlikte, bu düzenin devam ettirilmesi için yeni ortaklara ihtiyaç bulunduğu ve olası tek ortağın yükselen demokrasiler olduğu" ifade edildi.

"Batı ile Türkiye arasındaki mevcut gerilimlerden bu nedenle kaygı duyulması gerektiği" belirtilen yazıda, şunlar kaydedildi:

"Türkiye'nin Mavi Marmara gemisine saldırının ardından kullandığı kızgın söylemler ve BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a yaptırım kararına karşı oy kullanması, Batı'nın, Ankara'nın gelecekteki gidişatını sorgulamasına neden oldu. Üstelik, anlaşmazlık alanları, yatışmaktan ziyade, her an alevlenmeye hazır gibi görünüyor. Patlama noktaları, İsrail-Filistin müzakerelerinde Hamas'ın rolü ve İran'ın nükleer programına nasıl karşılık verileceği konularını içeriyor.

Avrupa başkentlerinde ve Washington'da, Türkiye'nin zaten 'kaybedildiği', uluslararası düzenin lehine olmaktan ziyade, aleyhine çalışacak gitgide yükselen bir teokrasi haline gelmesinin kaçınılmaz olduğu şeklinde bir sonuca varmak cazip gelebilir, ancak bu, büyük bir hata olur".

"Türkiye'nin yerini hiçbir ülke alamaz"

"Orta Doğu'da diğer bölgesel ağır sıkletlerin, ya Mısır ve Suudi Arabistan gibi otoriter müttefikler, hem otoriter hem de ABD'ye düşman İran ya da demokratik, ancak tüm taraflardan kuşatılmış İsrail olduğuna" işaret edilen yazıda, "Başka hiçbir ülke, istikrar ve demokratik değerlerin direği olmakta Türkiye'nin yerini alamaz" denildi.

Yazıda, şunlar ifade edildi:

"Örneğin Türkiye, Kürt meselesiyle ilgili olarak uzun süredir kaynayan gerginliklerin çözümüne katkı sağlayarak Irak'ın geleceğine olumlu etki edebilir. İzlenecek yollar üzerinde anlaşmazlıklar mevcut olmakla birlikte, Batı güçleri ve Türkiye, nükleer silah sahibi olmayan bir İran hedefini paylaşıyor; Ankara, Tahran ile muhatap olmada faydalı olmayı sürdürüyor. Ayrıca, serbest ve adil seçimler düzenleyen, Müslüman çoğunluğa sahip bir ülke olarak sadece Türkiye, bölgede demokrasi için güvenilir bir yol gösterici vazifesi görebilir."

Yazıda, "Batı'nın, Türkiye'nin iç siyasetine seyirci olmaktan öte olduğu, söylemleri ve eylemlerinin, hem iyi hem kötü yönde Türkiye'de güçlü biçimde yankı bulduğu" belirtilerek, "Türkiye'yi şeytan gibi göstermek, Batı'nın korktuğu iç unsurları güçlendirecek. Bu unsurların, Türkiye'nin Batı'nın asla bir parçası olamayacağı iddialarına inandırıcılık katacak ve onlara Türkiye'nin dış politikasını daha aşırı yönlere taşımalarına izin verecek. Dolayısıyla Türkiye ile mevcut gerilimlere verilecek en iyi karşılık, daha fazla yakınlaşma" ifadesi kullanıldı.

Yazıda, "İngiltere Başbakanı David Cameron'ın Ankara'daki sözlerinin, Türkiye'nin Batı'daki dostlarının bağlılığını gösterdiği ve bunun, 2005 yılından bu yana canlılığını yitiren AB ile daha derin yakınlaşma sürecini başlatması gerektiği" kaydedildi.

"ABD'nin atması gereken adımlar"

Türkiye ile daha fazla yakınlaşma konusunda ABD açısından da atılması gereken adımlar olduğuna işaret edilen yazıda, bu adımlar şöyle sıralandı:

"Türk ve Amerikalı iş dünyası liderleri arasında üst yöneticilerden oluşan bir forumun kurulması,

-İki ülkenin milletvekilleri arasındaki görüş alışverişleri ve bir araya gelmelerin daha sistematik hale getirilmesi,

-ABD ile Japonya arasında yürütülen ve Amerikan federal hükümet çalışanlarının bir yıl süreyle Japonca dersi alıp, Japon hükümetinde görev üstlenmelerini öngören Mansfield Dostluk programını model alarak, Amerikalı yetkililerin Türk hükümetinde de çalışmaları imkanını sağlayacak bir programın başlatılması,

-Türkiye ile Fulbright değişim programlarının sayısının iki katına çıkarılması."

Yazıda, "daha fazla yakınlaşmanın, zaman zaman Türkiye'nin Batı'nın beklentilerini karşılamamasıyla kısa vadeli hayalkırıklıklarına ya da bunun tam tersi gelişmelere neden olabilecek uzun vadeli bir süreç olduğu" ifade edilirken, "Ancak uzun vadede, daha fazla yakınlaşma, Batı'ya, Türkiye'nin yükselişini şekillendirme ve onu uluslararası düzenin bir direği haline gelme yolunda cesaretlendirme olanağını sunacak" denildi.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.