Türk Bankalarının aktif büyüklüğü 1.4 trilyon

BDDK verilerine göre 2009 sonunda Türk Bankalarının aktif büyüklüğü 1.4 trilyon TL'ye ulaştı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

ANKARA - Merkez Bankası bilançosu ve İMKB toplam piyasa kapitilizasyonu hariç, 2000 yılında 116 milyar TL olan finansal sektörün, 2009 yılına gelindiğinde 953 milyar TL seviyesine yükseldiği, bu rakamlara GSYH'ya oranı açısından bakıldığında, 2000 yılında yüzde 69,4'ten 2009 yılında yüzde 99,9'a ulaşıldığı bildirildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) 2009 verilerine dayalı olarak hazırlanan yıllık Bankacılıkta Yapısal Gelişmelerin dördüncü sayısı yayımlandı. Kurumun internet sitesinde yer alan rapora göre, Türk finansal sistemine bakıldığında, sistemin aktif büyüklüğünün 2009 yılsonu itibarıyla 1,4 trilyon TL'ye ulaştığı kaydedildi.

Raporda, TCMB bilançosu ve İMKB toplam piyasa kapitilizasyonu hariç, 2000 yılında 116 milyar TL olan finansal sektörün, 2009 yılına gelindiğinde 953 milyar TL seviyesine yükseldiği belirtilirken, bu rakamlara GSYH'ya oranı açısından bakıldığında, 2000 yılında yüzde 69,4'ten 2009 yılında yüzde 99,9'a ulaşıldığı belirtildi.

2000-2009 döneminde başta bankacılık sektöründeki gelişme olmak üzere tüm finansal sistemin güçlü bir büyüme eğilimi içerisinde olduğu ve temel finansal derinleşme göstergelerinde belirgin iyileşmelerin sağlandığının görüldüğü ifade edilen raporda, bankacılık sektörünün temel işlevi olan aracılık alanındaki gelişimin, finansal derinleşme açısından Türkiye'nin 2000-2009 döneminde performansın artmasına yardımcı olduğu ifade edildi.

2000 yılında toplam kredilerin GSYH'ya oranı yüzde 19,1 iken, bu oranın 2009 yılında yüzde 38,7'ye yükseldiği, bu olumlu gelişmelere paralel olarak finansal derinleşme göstergeleri açısından Türkiye'nin, AB ve G-20 içerisindeki benzer ülkelere göre yüksek sıralara ulaştığı kaydedilen raporda şöyle denildi:

"Ancak, halen gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında finansal derinleşme açısından önemli bir potansiyelin olduğu ve gelişimin devam etmesi ihtimalinin yüksek olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Nitekim BDDK tarafından yürütülen çalışmalar çerçevesinde, bankacılık sektörünün orta vadede güçlü büyüme eğilimini sürdüreceği ve sektörün ülke ekonomisinin gelişimine katkı sağlayamaya devam edeceği öngörülmektedir.

Türk bankacılık sektörünün piyasa yapısı, son 10 yıllık dönemde yaşanan temel gelişmeler çerçevesinde değişikliğe uğramıştır. Sektör, 2000 öncesinde makro ekonomik istikrarsızlıkların yaygın olduğu bir ortamda, çok sayıda küçük ölçekli bankanın var olduğu bir yapıya sahip iken, kurumsal yönetim zayıflığı ve risk yönetim ilkelerine uyulmaması gibi nedenlerle yapısal sorunlar yaşamış ve meydana gelen 2000-2001 krizlerinden derin biçimde etkilenmiştir. Krizlerle birlikte çok sayıda banka sistem dışına çıkmak zorunda kalmış, uygulanan yeniden yapılandırma sürecinde sektörün piyasa yapısı önemli ölçüde etkilenmiştir."

Banka sayısındaki azalmanın yanı sıra bankaların farklı piyasalardaki göreli paylarının da değiştiği, ayrıca, 2002-2007 yıllarında görülen yüksek performanslı büyüme döneminin dikkat çekici olduğu belirtilen raporda, bu evrede, finansal istikrarın güçlenmesi, sistemin sağlıklı yapıya kavuşmasıyla sektör kendi dinamikleri çerçevesinde gelişmeye devam ettiği ve piyasa yapısında keskin olmaktan ziyade ılımlı değişimler gerçekleştiği belirtildi.

 2008-2009 yıllarında ortaya çıkan küresel kriz ortamının sektörde piyasa yapısı açısından eser miktarda gelişmeleri beraberinde getirdiği, buna ilaveten, piyasalar spesifik olarak incelendiğinde, toplam aktifler ve kredilerde yoğunlaşma olmayan ve güçlü rekabetin mevcut olduğu bir pazar yapısını görmenin mümkün olduğu ifade edilen raporda, menkul değerler portföyünde ise ılımlı derecede yoğunlaşmanın gözlendiği bir kalem olmaya 2009 yılında da devam ettiği kaydedildi. Raporda şöyle denildi:

Türev ürünlerde yoğunlaşma

"Diğer taraftan, mevduat ve diğer yabancı kaynak türündeki kalemlerde, ılımlı derecede yoğunlaşma tespit edilmektedir. Analize konu olan en son 2009 yılında da bu yapı değişmemiştir. Türev ürünler gibi bilanço dışı kalemlerde yüksek yoğunlaşma izlenmektedir.

Bankacılık sektöründe etkinlik göstergelerine bakıldığında 2000 sonrası dönem ikiye ayrılmaktadır. Etkinlik rasyoları açısından 2000–2002 döneminde sektörde etkinliğin azaldığı, 2002 sonrası dönemde de etkinliğin ivme ile arttığı görülmektedir. Bu durum bankaların aracılık işlevini daha etkin yerine getirdikleri şeklinde değerlendirilmektedir. Ayrıca aracılık işlevi üzerinden gerçekleştirilen veri zarflama analizi ile yapılan etkinlik analizi sonuçlarına göre bankacılık sektörünün etkinliği 2002-2004 döneminde artmış, 2005 yılında düşüş göstermiş ve 2006-2009 döneminde yeniden artış eğilimine girmiştir. Etkinliğin bir yansıması olarak sektörün karlılık göstergeleri incelendiğinde benzer eğilimler tespit edilmektedir. 2009 yılı itibarıyla aktif ve özkaynak kârlılığı artmaya devam etmiştir."

Sektördeki karın yüzde 78'i büyük bankaların

2009 yılsonu itibarıyla sektörün karının yüzde 78,3'ünün büyük ölçekli bankalar, yüzde 12,7'sinin orta ölçekli bankalar ve yüzde 9'unun küçük ölçekli bankalar tarafından paylaşıldığı kaydedilen raporda, bankacılık sektöründe artan rekabetin, bankaların sürdürülebilir büyüme için verimlilik olgusuna daha fazla önem vermelerine neden olduğu ifade edildi.

Sektörün şube ve çalışan bazlı verimlilik göstergelerine bakıldığında, şube başına aktifin 2000-2009 döneminde devamlı bir gelişim gösterdiği belirtilen raporda, şube başına aktifin büyük ölçekli bankalarda 13,2 milyon olduğu kaydedildi.

Raporda, 2009 aralık ayında bankacılıktaki yapısal gelişmelere ilişkin ise şu bilgilere yer verildi:

"TL'den 103 milyon TL'ye; orta ölçekli bankalarda 16,8 milyon TL'den 47,9 milyon TL'ye; küçük ölçekli bankalarda ise 10,6 milyon TL'den 107,6 milyon TL'ye çıkmıştır. Çalışan başına aktif tutarı sektördeki büyümeye paralel bir biçimde, 2009 yılında 4,5 milyon TL'ye ulaşmıştır. Sektör genelinde işletme giderlerinin toplam gelirlere oranı, 2008 yılsonunda yüzde 52,6 iken, 2009 yıl sonunda yüzde 44,4'e gerilemiştir.

Genel olarak, büyük ölçekli bankalarda işletme giderlerinin gelirler içindeki payının daha düşük olduğu görülmektedir. Fonksiyon grupları itibarıyla bakıldığında, kalkınma ve yatırım bankalarının, işletme giderlerinin toplam gelirlere oranının görece düşük olduğu gözlenmektedir. Personel giderlerinin, toplam işletme giderleri içerisindeki oranı, sektörün büyümesine paralel bir biçimde 2005 yılı sonrasında artış eğilimine girmiş ve 2009 yılında yüzde 38,4 olarak gerçekleşmiştir. Bankacılık sektörünün faiz dışı gelirlerini artırma yönünde izlediği politikalar ve kredi portföyündeki genişlemeye bağlı olarak komisyon gelirlerini artırması sonucu, komisyon gelirlerinin toplam işletme giderlerine oranı 2002 sonrası dönemde sürekli artmış ve 2009 yılında yüzde 51'e yükselmiştir. Sektörün genelinde, 2000-2009 döneminde, net faiz gelirleri/toplam gelirler oranı yüzde 59-69 aralığında seyretmiş ve 2009 yılında yüzde 68,5'e yükselmiştir."

Türkiye, şube başına nüfus ve çalışan sıralamalarında ilk sırada

Raporda nominal faiz oranlarındaki düşüş ile artan rekabetin faiz marjlarında daralmaya yol açtığına vurgu yapılırken, ölçek grupları itibarıyla değerlendirildiğinde, büyük, orta ve küçük ölçekli bankalar için net faiz gelirlerinin toplam gelirler içindeki payının, 2009 yılında sırasıyla, yüzde 69,2, yüzde 65,3 ve yüzde 71,5 olarak gerçekleştiği belirtildi.

Türk bankacılık sektöründe şube başına nüfus ve çalışan başına nüfus rakamları AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye'nin 2008 yılı sonu itibarıyla en üst sırada yer aldığının görüldüğü belirtilen raporda, toplam şube ve çalışan sayısı verilerinde 2008 yılında 7. sırada yer alan Türkiye'nin, şube başına nüfus ve çalışan sıralamalarında ilk sırayı almasının, Türkiye için, klasik erişim kanallarının tüm nüfusa sunumunda kat edilecek daha fazla yol olduğuna işaret ettiği belirtildi. Türkiye'nin, toplam şube sayısı ve çalışan sayıları bakımından yakın sıralamalara sahip olduğu ülkelere, şube başına nüfus ve çalışan başına nüfus oranlarında da yaklaşabilmesi için, mevcut şube ve çalışan sayılarının sırasıyla, en az 1,5 ve 1,9 katı artması gerektiği belirtilen raporda, şube sayısına kıyasen, çalışan sayısındaki bu yüksek büyüme ihtiyacının, çalışan verimliliği açısından Türkiye'nin yüksek bir sıralamada yer aldığı şeklinde de değerlendirilebileceği kaydedildi.

Raporda, Türkiye'de faaliyet gösteren banka sayısının, Avrupa Birliği (AB) üyesi pek çok ülkenin oldukça gerisinde olduğu, 2009 yılı itibariyle Türkiye;de kurulu toplam 13 bankanın yurtdışında 73 adet şubesi ve 19 bankanın ise 41 adet iştiraki bulunduğuna dikkat çekilen raporda, Türk bankacılık sektörünün aktif, mevduat, kredi ve kâr kalemleri yıllar itibariyle sermaye yapısına göre incelendiğinde, 2009 yılında sayısı 17'ye ulaşan küresel sermayeli kuruluşların payının genel olarak artış eğiliminde olduğu, ancak son dönemde küresel finansal kriz paralelinde, bu kuruluşların aktif, mevduat ve kar kalemlerinde azalma olduğu belirtildi. Raporda şöyle denildi:

"Bankacılık dışı finansal kesimde, 2006 yılında çıkarılan yönetmeliğe uyum sağlayamayan şirketlerin sistemden çıkması nedeniyle şirket sayısı azalmıştır. Genel olarak organik küçülmenin yaşandığı bankacılık dışı kesimde, küresel finans krizinin de etkisiyle personel ve müşteri sayıları düşmüştür. Orta ölçekli şirket sayısının arttığı finansal kiralama sektöründe, aktif, kredi, özkaynak ve kâr yoğunlaşmasında bir miktar azalış söz konusudur. Türkiye'nin, küresel krizin etkilerini daha çok hissettiği 2009 yılında, bankacılık dışı finansal kesim içinde görece iyi performansa sahip olan faktoring sektörü yoğunlaşma göstergelerinin de en düşük olduğu sektördür. Bununla birlikte bir önceki yıla göre faktoring sektöründe aktif yoğunlaşması azalırken, diğer yoğunlaşma göstergelerinde genel olarak artış söz konusudur. Şirket sayısının değişmediği tüketici finansman sektöründe büyük ölçekli şirket sayısı artarken, bir önceki yıla kıyasla personel ve müşteri sayıları azalmıştır. Diğer taraftan sektörde özkaynak yoğunlaşması, diğer aktif, kredi ve kar yoğunlaşmasına göre daha azdır."