12 °C

Üretsek de üretmesek de tüketiriz güvensek de güvenmesek de tasarruftan kaçarız

Üretsek de üretmesek de tüketiriz güvensek de güvenmesek de tasarruftan kaçarız

 

Ahmet Levent ALKAN / Araştırmacı-Yazar

Türk insanının davranış perspektifi bir denklem gibidir; üretmezken tüketmek, güvenmezken tasarruf etmek. Çin'li düşünür Konfiçyus'tan kapitalizmin babası Karl Max'a uzanan çizgide ulusların davranış perspektifleri biline gelir. Çin bu krizde ayrışan ve kriz sonrası diri duran tek ülkedir. Krizden çıkış formülü de Çin'i tasarruftan tüketime, üretmekten ranta ya da yatırıma çekebilmekte arınıyor. Geçen haftanın son gününde ulusal ekonomimizin haziran ayı tüketici güveni ve sanayi ciro verileri, bu yaman çelişkiyi tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

Tüketici Güven Endeksi'nin 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser durum, 100'den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum, 100 olması ise tüketici güveninde ne iyimser ne de kötümser durum olduğunu gösteriyor. Haziran tüketici güveni, mayısa kıyasla %1.68 artışa rağmen 88.04 düzeyinde kalmış. Yani nisan, mayıs, haziran; kötümser, kötümser, kötümser. Hatta, Temmuz, Ağustos, Eylül'de kötümser olacak. Haziran sonuçlarına göre, ne iyimser ne kötümser, yani çekinik olduğumuz düzeyden 12 puan aşağıdayız. Tüketim karakteristiğimiz genel olarak iki noktanın altını çizer. İlki, iyimser bir psikoloji için artış hızımız çok yavaştır. Ayrıca iyimserlik sınırından çok uzaklardadır. İkincisiyse, değerli TL'nin ithalat çekme potansiyeli öylesine güçlüdür ki, bazı sektörlerde tüketim kontrolden çıkmış ölçüde artmaktadır. Cuma günü gelen tüketici güveninde bir önceki aya göre çok küçük bir artış kaydedilmesine karşın, sanayide ciro artışı güçlü ve dinamik yapıdadır. 2010 ilk çeyrek çift haneli GSYIH artışında özel tüketimin çok büyük payı olduğunu biliyoruz. Bunu şu gerçekle birleştirdiğimizde, gerçek resim ortaya çıkıyor. Türkiye'de kamu kesiminin krize yönelik ciddi desteği olmadı. Bankacılık sektörünün sağlıklı yapısıyla özel sektörün yüksek dinamizmi, kriz sonrasının toparlanmasını şekillendiriyor. İç tasarruf oranı zaman zaman eksi düzeye bile gerileyen ulusal ekonomimizde bazı sektördeki büyüme iç talebi, bazısındaysa dış talebi izliyor.

Dayanıklı tüketimde yer alan beyaz eşya grubundaki üretimin önemli bir kısmı iç taleple karşılanır. Sektörde Arçelik, Bosch, Vestel, Merloni markalarının üretimlerinin %65'i iç pazarı hedefler. Beyaz eşyanın Beko ve Vestel gibi markaları ihracat açılımını sürdüren değerlerimiz arasında yer alır. Dayanıksız tüketimde iç pazarın payı, %75'e kadar çıkar. Gıda üretiminin tamamına yakını içeriye yöneliktir. Oysa motorlu taşıtlarda bu sektörel üretim farklılaşması ters yüz olur. Ford Otosan, Otoyol, Otokar, Uzel, Turk Traktör, Tofaş, Hundai, Honda, Isuzu, Temsa genel toplamının %75'i dışarı üretim ya da kamu sektörüyken, iç özel tüketim sadece %25 civarındadır. 

Sanayi üretim verilerinden yola çıkarak, 2010 ikinci çeyreği için büyüme hızının tek haneli olsa bile yüksek olacağını söyleyebiliyoruz. Büyümenin motoru da özel tüketim olacaktır. Özel tüketimi hedefleyen sanayi iş kollarından ciro artışı kriz öncesi düzeyinin üzerine çıkmıştır. Bunlardan gıda, kriz öncesinde 150.9 iken şimdi 175.4; dayanıklı tüketim 132.1 iken 152.4; dayanıksız tüketim 141.6 iken 155.1 düzeylerindedir. İhracata yönelik çalıştığını bildiğimiz motorlu kara taşıtları sanayinde ise üretim 156.6 düzeyi ile kriz öncesindeki 172.5'i yakalamaktan oldukça uzaktadır. Oysaki Asya halkı, kendini güvende hissetmediği için tasarruflarını artırmayı uygun görür. Singapur, Çin, Japonya, G.Kore bu alanda en bildik örnekler arasında yer alır. Aslına bakarsanız rasyonel olan da güvensizseniz tasarrufu tercih etmenizdir. Doğal yaşamda da benzer bir refleks hakimdir. Kaplumbağa kendini güvende hisssetmediği durumlarda, kollarla bacaklarını içeri çeker, olabildiğince küçülür ve kendini koruyan zırhın içine gizlenir. Krizden çıkışın kaynağı Çin'in tüketimi GSYIH'nin sadece %35'i kadar sınırlı bir düzeyinde kalmaktadır. Çünkü dünyanın bu en kalabalık ülkesinde vatandaşların iki temel sorunu onları tasarrufa itiyordur. Birincisi sağlıkta, ikincisiyse emeklilik sisteminde güvencelerinin olmayışıdır. Türkiye'deki sağlık ve emeklilik sistemini Çin ile karşılaştıralım. Ulusal sağlık sistemimizin bilinen o kök salmış sorunları, uzun yıllara yayılan dönüşümlere gereksinim duyuyor. SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı ile sınırlı kalmış bir emeklilik hizmeti altyapımız bulunuyor. Tek bir sosyal sigorta kurumu çatısı altında birleşmeye rağmen, ulusal emeklilik sistemimiz kapalı kaynayan bir kazandır. O zaman sormak lazım; peki bu kadar sorunları birbirine benzeyen Çin ve Türkiye, neden tasarruf tercihi konusunda taban tabana zıt tutum içindedirler. Çin toplumuyla aramızdaki fark, bizim irrasyonelliğimize dem vurmaktadır. Hem ağlıyoruz hem gidiyoruz.

Piyasa araştırma şirketlerinin incelemelerinde, tüketimine en çok güvenilen dünya ülkelerine göre sıralamada ilk on arasında Türkiye'de yer alıyor. Aynı ölçüde üretimde de dünya üzerinde güvenilen, güçlü ülke olsabilseydik, ödemeler dengesi ve dış ticaret açığı sorunlarını yaşamıyor olurduk. Ayağımızı yorganımıza göre uzatabilseydik eğer, ülkeler olarak er-geç faydasını görecektik. Bakın güneyli Avrupa ülkeleriyle kuzeyli Avrupa ülkeleri, tasarruf oranları ekseni ertafında birbirlerinden farkılaşıyorlar. Ulusal politikalar, günü kurtaran politikalarla uzun vadeli, kalıcı ve köklü tercihler arasında gidip gelir. Sağlıklı gelişmeleri destekleyerek yolunu bulan bir ulus, kendi bakışı çerçevesinde iktisat politikalarını tanımlar. Öyle ya da böyle Türk ulusu hem kaçar hem de davul çalar" derken kötümserliğimizle ile tasarruflarımız arasındaki çelişkiyi. Ne güzel de tanımlamış kazanı kapalı kaynayan dengelerimizi.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.