ASO Başkanı Seyit Ar­dıç: Sanayideki tablo, ateşi olmayan hastalığa benziyor

ASO Başkanı Seyit Ardıç, sanayide üretim ve istihdamın milli gelir içindeki payının gerilemesine dikkat çekerek “erken sanayisizleşme” uyarısı yaptı. Ardıç, yüksek finansman maliyetleri ve zayıflayan rekabet gücüne karşı sanayiciye nefes aldıracak ve stratejik sektörleri büyütecek yeni bir destek modeli çağrısında bulundu.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
ASO Başkanı Seyit Ar­dıç: Sanayideki tablo, ateşi olmayan hastalığa benziyor

Ferit PARLAK

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ar­dıç, “Sanayideki tablo, ateşi olmayan bir hastalığa ben­ziyor. Bacalar tütüyor, vardiyalar devam ediyor, siparişler geliyor; ancak üretim yapısının dayanık­lılığı giderek zayıflıyor. Sorun ani bir duruş değil, sanayinin ya­tırım kapasitesini, verimliliğini ve rekabet gücünü zaman için­de aşındıran sessiz bir güç kay­bıdır” dedi.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Meclis toplantısın­da yaptığı konuşmada, ‘sanayi­sizleşme’ ifadesini ilk kez bun­dan 2 yıl önce, Eylül 2024’te yine kendisinin kullandığını belirten Ardıç, Sanayinin milli gelir için­deki payı 2016 yılının ilk çeyre­ğinde yüzde 19,6 iken 2023 yılın­da yüzde 22,8’e yükseldi. Ancak bu oran, 2026 yılının ilk çeyre­ğinde yüzde 17,7’ye kadar gerile­di. Özellikle 2023 sonrasında ya­şanan 5,1 puanlık hızlı düşüş, ül­kemiz açısından sanayisizleşme riskinin güçlendiğine işaret edi­yor.

Diğer taraftan; 2009 yılında her 100 ücretli çalışanın 36'sı sa­nayide istihdam ediliyordu. Bu­gün bu sayı 30'un altındadır. Sa­nayinin toplam ücretli istihdam içerisindeki payı 17 yılda 6,1 pu­an azaldı ve bu kayıp son yıllarda hız kazandı. Bu tablo artık Tür­kiye ekonomisinin istihdam ve üretim kompozisyonunda sana­yinin ağırlığının yapısal olarak zayıfladığına işaret ediyor” açık­lamasını yaptı.

En ağır yük sanayicilerde…

Ardıç, “Mayıs 2024'te yüzde 75'e kadar çıkan yıllık enflasyo­nun yüzde 30'lar seviyesine ge­rilemesi önemli bir kazanımdır. Ancak bugün geldiğimiz nokta, yılın ilk ayındaki seviyenin bile hâlâ bir miktar üzerindedir. Son bir yıldaki düşüş iki puanın al­tında kalmıştır. Enflasyonla mü­cadelenin en ağır bedelini ise biz sanayiciler ödüyoruz. Bu tablo­nun sanayiciyi ilgilendiren bir yönü daha var. Mal enflasyonu yüzde 27 bandına inerken hiz­met enflasyonu yüzde 40'a yakın seyrediyor. Oysa; kira, lojistik, si­gorta, danışmanlık gibi hizmet kalemleri bizim de maliyetimi­zin içindedir.

Makas buradan açılıyor” dedi ve ekledi: “İhtiya­cımız olan, enflasyonla mücade­leyi üretimi ve ihracatı gözete­rek önceleyen daha dengeli bir politika bileşimidir. Bu mücade­le Merkez Bankası'nın faiz poli­tikasıyla sınırlı kalamaz. Kamu harcamaları, vergi politikası, yö­netilen ve yönlendirilen fiyatlar ve beklenti yönetimi; para politi­kası ile güçlü bir eş güdüm içinde yürütülmelidir. Ayrıca para poli­tikasının daha sade, öngörülebi­lir bir yapıya kavuşturulması ve parasal aktarım mekanizması­nın güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.”

Devletlerin rolü değişiyor

Ardıç, “Ülkelerin sanayi po­litikaları yeni bir faza geçti. Devletlerin teşvik sistemleri daha seçici ve proaktif hale ge­liyor. IMF’in Temmuz ayında yayımlanan “Stratejik Sektör­lerde Sanayi Politikası ve Ti­caret Gerilimleri” çalışması bu değişimi teyit ediyor. Devlet­ler düzenleyici olmanın ötesi­ne geçiyor; yatırımcı, finansör ve stratejik yönlendirici olarak sahaya iniyor. Stratejik teşvik­ler, uzun vadeli ve uygun mali­yetli finansman, kamu alımları gibi hedef odaklı sanayi politi­kaları bugün küresel rekabetin temel araçları hâline geliyor” tespiti yaptı.

Ardıç, “Ülkeler arasındaki ya­rış, daha fazla mal üretmenin ve daha çok ihracat yapmanın öte­sine geçti. Asıl yarış, geleceğin kritik teknolojilerini geliştir­mek, bunların üretim altyapısını elde tutmak ve küresel değer zin­cirlerini yönlendirmek üzerin­den yürüyor” şeklinde konuştu.

Kamu desteğinin getirdiği nokta

Ardıç, “Bu dönüşümün en çarpıcı örneği Çin'dir. Çin bu­gün rekabet gücünü artık düşük iş gücü maliyetiyle değil; stra­tejik sektör seçimiyle, uzun va­deli finansmanla, kamu alımla­rıyla ve teknoloji odaklı firma geliştirme politikalarıyla artı­rıyor” diye konuştu. OECD’nin sanayi sübvansiyonları çalış­masının, Çin modelinin kü­resel rekabetteki etkisi­ni rakamlarla gösterdiğini dile getiren Ardıç, “2005- 2024 döneminde Çinli fir­malar, OECD ülkelerinde­ki rakiplerinden ortalama üç ila sekiz kat daha fazla kamu desteği aldı. Küresel pazar payı kazanımlarının yüzde 22'si sübvansiyon­larla açıklanırken, Çinli firmalarda bu oran yüzde 60'a ulaşıyor” dedi.

Çin modelinin verdiği mesaj…

Ardıç, “Bu modelin bize ver­diği mesaj açıktır. Sanayi politi­kası, bütün firmalara aynı ölçü­de destek dağıtan genel bir teş­vik sisteminden ibaret değildir. Önemli olan, ülkenin geleceği açısından stratejik alanları be­lirlemektir. Teknoloji geliştirme, verimlilik, ihracat, yerlileştirme ve nitelikli istihdam kapasitesi bulunan firmaları uzun vadeli ve performansa dayalı araçlarla büyütmektir. Teş­vik, işletmeyi ge­çici olarak ayak­ta tutan bir yar­dım değil; onu küresel reka­bete hazırla­yan, teknolo­jik ilerlemeye zorlayan ve sonuç üreten bir sanayi po­litikası olma­lıdır” şeklinde konuştu.

Nefes verirken, yön de kurgulansın

Ardıç, “Sa­nayicimiz yük­sek finansman maliyeti, uzun tahsilat vade­leri ve dara­lan taleple mü­cadele ediyor. Bu nedenle iki hattı ay­nı anda yürütmeli­yiz: Bir yandan iş­letmelere süreli bir nefes alanı açmalı, diğer yandan seçi­ci destek sistemini bugünden kurma­lıyız. Kısacası, ön­ce nefes sonra yön değil; nefes verir­ken yönü de kur­malıyız” dedi.

Teşvik sistemindeki çelişki…

ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Stratejik alanları kamu ve özel sektör birlikte belirlemeli; o alanlarda hangi firmanın destekleneceğine performans karar vermelidir. Büyüyen, yatırım yapan ve ihracatını artıran işletmenin desteği kesilmemeli; büyüme ve ihracat taahhüdü karşılığında devam etmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Özgün bir model kurmalıyız

ASO Başkanı Ardıç, “Ülke olarak bizim önceliğimiz de; kendi üretim yapımıza, finansman imkânlarımıza ve dış ticaret ilişkilerimize uygun özgün bir model kurmak olmalıdır. Destek sistemini yeniden kurarken artık “ne kadar veriyoruz?” sorusundan önce, “nereye veriyoruz?” sorusunu sormalıyız. Bugün destekler çok geniş bir alana yayılıyor; ancak hiçbir sektörde yeterli ağırlığı oluşturamıyor. Oysa başarı, tek tek firmaların maliyetini düşürmekten çok, belirli alanlarda üretim gücü ve ölçek biriktirerek sektörün tamamını rekabetçi hâle getirmektir” dedi.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL