17 °C

Mutfakta da var, şiirde de

FARUK ŞÜYÜN

Mutfakta da var, şiirde de

FARUK ŞÜYÜN

Sözcüklerle tarif edemeyeceğim bir şey; elmayı ısırırken duyulan haz ve çıkan ses... O, hangi renk olursa olsun; kırmızı, sarı, yeşil pırıl pırıl parlayan güzel elma Newton’un altında yattığı ağaçta, Giyom Tell’in oğlunun başının üstünde, Steve Jobs’un firmasının ambleminde, Havva’nın elinde, Albrecht Dürer’in tuvallerinde ve neredeyse bütün natürmortlarda... Tabii ki dizelerde: “lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, / sana Sapanca’dan bir sepet elma almışım” (Turgut Uyar.) Ve atasözlerinde, deyimlerde: Yarım elma, gönül alma... Masallarda Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in cadısının elinde...

O, bizim mitolojimizde de kutsal bir ağaç: Ölümsüzlük, erkek çocuk, güzellik, gençlik, kuvvet, sağlık gibi birçok anlama geliyor... Düğünlerde, düğün bayrağının tepesine saplanıyor; damat, gelinin önüne elma atarsa bu, oğul beklentisini simgeliyor.

Aslında, elmanın tarihi ile insanoğlunun tarihi birlikte sürüyor...

Okula giden çocukların beslenme sepetine de elma koyuluyor, rejim yapanlar da onu yemeyi tercih ediyorlar... Aslında çok şanslıyız, çünkü 8 bin civarında çeşidi var dünya üzerinde...

Ülkemizde 500’e yakın türü yetişiyor. Bunlardan Amasya elması en bilinen ve tercih edilenlerden...

Starking, Golden gibi türler de tezgâhlarda sık karşılaştığımız elma çeşitleri arasında... 3.5 milyon ton civarında üretimimizle Çin ve ABD’den sonra geliyoruz...

Türkçedeki elma, “al” yani kırmızı sözcüğünden türetilmiş... Anavatanının Anadolu, Kafk asya ve Kazakistan olduğu düşünülüyor. Asya’da Türkçe konuşulan ülkelerde elmaya, alma deniliyor...

Kazakistan’ın başkenti Almaata, elmanın atası demek…

Elmayı ısırmak harika bir duygu, dedim ama, çekirdeklerine dikkat! Az miktar da olsa siyanür içerdiklerinden yememekte, örneğin bir papağanınız varsa ona çekirdekleri ayıklayıp vermekte fayda var...

Son yıllarda mükemmel meyveler yetiştirmek için kullanılan yöntemler, sağlıklı beslenmek isteyenleri biraz çürümüş, yamuk yumuk, hatta kurtlu elmalar aramaya yöneltiyor. "Eğer kurt girmişse, elma ilaçlanmamıştır," gibi bir düşünce hâkim... Bütün bunların ötesinde çok sevimli bir yaratık elma kurdu. Ne kadar çok çizere ilham kaynağı olmuştur?! Çocuk şarkılarında “Ben bir elma kurduyum / Kıvrıla kıvrıla gezerim / Nerde bir elma görsem / Dayanamam süzerim” diye yıllardır söylenip durmuyor mu?

Bu arada, elma sirkesi, sirkelerin en faydalısıdır, desem abartmış mı olurum?! Bir de artık unutulmaya yüz tutan elma ekşisi vardır ki...

Sirke demişken hemen elma sirkesi tarifi vermek isterim: Tercihen Amasya elmalarını yıkayıp sap ve çekirdeklerini ayıklayın... Küçük küçük doğrayıp su dolu bir kavanoza biraz bal, bulgur ve nohutla birlikte koyun... Ağzını bir tülbentle kapatın. Günaşırı metal olmayan bir kaşıkla karıştırın. Kuru ve direkt ışık görmeyen bir yerde 20 gün kadar bu işlemi yaptıktan sonra karıştırmayı kesip üzerinde sirke anası denilen tabaka oluşana kadar bekletin... Bir sonraki sirke yapımında maya olarak kullanacağınız sirke anasını üzerinden dikkatle alıp kavanozu süzün, doğal sirkeniz hazır...

Taze sıkılmış elma suyu, kurutulmuş kabuklardan yapılan çay, hoşaf veya komposto, reçel, tarçının çok yakıştığı fırında pişmiş hâli, Almanların “apfel pie”ı elmanın farklı kullanım yerleri...

Onunla ilgili yazacak çok şey var... Yerim ise sınırlı... Sohbetimizi, Efl atun Cem Güney’in masallarının bitişi gibi noktalayalım:

Gökten üç elma düştü: Biri bana, biri siz değerli okurlarıma, diğeri de kimin ne muradı varsa onun başına...

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap