Büyümenin önündeki ‘mikro’ engelleri kaldıralım

Murat YÜLEK
Murat YÜLEK KÜRESEL BAKIŞ myulek@aya.yale.edu

İsviçre Merkez Bankası, yükselmesini engellemek için euro’ya tavanladığı frankı sene başında aniden serbest bırakmak zorunda kalmış, bu da piyasaları sarsmıştı. Şimdi Çin tersini yaptı. Benzer nokta ise kararın beklenmemesi ve aniden açıklanmasıydı. 

Çin, dünyanın en büyük ihracatçısı. Geçen sene 2,2 trilyon dolarlık ihracat yaparken 200 milyar doların üzerinde cari fazla verdi. Çin Merkez Bankası şu anda 3,7 trilyon dolarlık uluslararası reserve sahip. Ancak, son bir senede rezervler 300 milyar dolar kadar düştü. 

‘Çin geçen hafta neden devalüasyon yaptı?’ diye sormamıza gerek yok. Konu ihracatın yavaşlaması; tabi ‘Çin standartlarında.’ IMF’e Çin’in bu sene her şeye rağmen 300 milyar doların üzerinde cari fazla vermesini bekliyor. Ana mesele şu: Çin, büyük bir yüzölçümü ve nüfusu bir arada tutmaya çalışıyor. Bunun için insanlara ihracat sayesinde ‘iş ve aş’ sağlaması gerekiyor. İhracat Çin için hayati öneme sahip (Tabi bizim için de.) 

Biraz (milli) muhasebe, aritmetik ve cebir: 

Yurtiçinde üretilebileceği halde yurtdışından ithal edilen her bir dolarlık mal ve hizmet, muhasebesel olarak olarak, Türkiye’nin GSYH’sı ve GSYH büyümesinden çalınmış bir dolardır. Bu, makroiktisatta milli hesaplar / GSYH ve tasarruf-yatırım denkliği kavramlarından rahatlıkla görülebilir. 

İthalat talebinin iç tüketimdeki artışa olan esnekliği, yani iç tüketimdeki artışın ne kadarlık ithalat artışına sebebiyet verdiği çok önemlidir. Zira, bu esneklik iç talep artışından doğan yurtdışına ‘sızıntının’ miktarını belirler. Bu ‘sızıntı’ bire-bir katma değer (yani GSYH) ve büyüme kaybı manasına gelir. İç talep denince, akla özel kesim kadar kamu da gelir. Yani kamunun satın almaları, yurtiçinde üretilen bir malın ithalatına sebep olursa, kamu kendi eliyle büyümesini düşürüyor demektir. 

Çin’den sonra biraz da Kore: Dünyanın en uzun metro sistemlerinden birine sahip olan Kore’nin başkenti Seul’da metro istasyonlarından hemen hepsinde bir tek firmanın (sürpriz yok; bir Kore firmasının) asansör ve yürüyen merdivenleri kullanılır. Seul caddelerindeki otobüsler de aynı firma tarafından üretilir. Metro araçlarının ve trenlerinin büyük kısmı da. WTO üyesi, 1,5 tirlyon dolarlık büyük bir ekonomide bunlar birer tesadüf mü, milliyetçilik mi? 

Şimdi de Türkiye: Hürriyet’ten Sadi Özdemir’in haberine göre, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nde, yurtiçinde üretilip dünyanın birçok ülkesinde ihracatı yapılan kaynak malzemeleri yurtdışından ithal ediliyor. Uluslararası Kaynak Konfederasyonu (IIW) Başkan Yardımcısı Hülya Gedik, “Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nde (TANAP), boru hattı inşası iki yabancı firma tarafından yürütülüyor. Projenin tüm kaynak tel ve elektrotları yurtdışından ithal ediliyor. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz; dünyaya satıyoruz, kendi ülkemizde dışlanıyoruz” demiş. Gedik haksız mı? Yurtiçinde dünyanın en yüksek kalitesiyle üretilirken bir ürünü yurtdışından almak, Türkiye’nin GSYH büyümesinden alıp ithal edilen ülkeye büyüme ‘ikram etmek’ demektir. 

Yine Hülya Gedik aynı problemin TANAP’da kullanılan vanalar için de geçerli olduğunu, Türk imalatçıların ihale dışı bırakıldığını söylemiş. 

Bu konuyu Sayın Enerji Bakanı ve Müsteşarı’na iletiyoruz. 

Habertürk’ten Güntay Şimşek de “Sağlık Bakanlığı’nın geçen ay yapmış olduğu hava ambulans ihalesi ile Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bu ay yapılacak hafif raylı sistem ihalesine’ dikkat çekiyor. Bu ikisinde de benzer sorunlar var. Ambulansı da, raylı sistem aracı da Türkiye’de üretiliyor ama yerli üreticiler klasik olduğu üzere ‘şartnameler’ yoluyla kenara mı itiliyor? Antalya 2016 yılında EXPO 2016’ya ev sahipliği yapacak. Bu organizasyonla gurur duyacağız. Ancak, gelen misafirleri ve Antalyalıları yerli malı raylı sistem araçlarıyla taşımak bize daha da gurur verecek. Alternatifi: ‘plajları olan, portakal, mandalina ve sera domatesi üreten, ama tramvay yapamayan Türkler...’ 

Bu iki konuyu da Sayın Sağlık Bakanı ve Sayın Antalya Büyükşehir Başkanı’na iletiyoruz. Bu değerli karar alıcılarımız ekonomimizin büyümesini bizden daha fazla istiyorlar. Ancak büyümenin önündeki bu ‘mikro’ engellerden haberleri olmuyor. Kötü niyet aramıyoruz ama, birileri onlara ‘bu işler acil’ ya da ‘bizimkiler kim tren / hava ambulans yapmak kim?’ mi diyerek yanlış mı yönlendiriyor diye düşünmüyor değiliz. Bu ‘mikro’ engeller ‘topaklanınca’ büyüme yüzde 3’lere düşüyor. Yoksa, halkın parasıyla diğer ülkelere ‘büyüme ikram etmeyi’ hangi karar alıcı ister? Halk yerli yöneticilere nasıl güveniyorsa, yerli satın almacılar da yerli üreticilere güvenecekler; büyümenin başka çaresi yok. 

Bu arada tekrar edelim: Yerli sanayinin kamu alımlarından daha fazla pay almasının önündeki engelleri kaldırmanın yollarından birisi de kamu kesiminin satın alımlarını programlayıp ‘acil’ alımların ortadan kaldırılması ya da en azından zorunlu hallere indigemesidir. 

Son bir konu, basına yansıyan yeni ‘elektrik’ vergisi. Bu politika yanlış. Bu vergiyi sanayiciye yüklemek daha da yanlış; sanayicinin uluslararası rekabet gücünü düşürür. Bu da büyüme ve istihdam kaybı manasına gelir. Ekonomik olduğu kadar sosyal ve siyasi maliyetleri olur. 

Bu konuyu da Sayın Maliye Bakanı’nın dikkatine sunuyoruz.

Not: Değerli iktisatçı dostum, Beykent Üniversitesi öğretim üyesi ve İstanbul Ticaret Odası Ekonomik Danışma Kurulu üyesi Prof. Dr. Serkan Oskay vefat etti. Serkan aynı zamanda Türkiye’nin az sayıdaki kuş gözlemcilerindendi. Eximbank ve Ekonomi Bakanlığı’nda çalışmıştı. Nur içinde yatsın.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Chief Sustainability Officer 06 Ağustos 2018