Çağdaş, bugünün sanatı demek değildir
İnsan biyolojik olarak düşünen ve konuşan bir varlık olarak sınıflandırılmıştır. Ben de kendimi biraz zorlayınca madem ki düşünebiliyoruz o zaman kendi çapımızda yaratıcı da olabiliriz diye varsayıyorum. Haşa! Yoktan var etmekten bahsetmiyorum ancak bize sunulanları alışılmış ve kabul edilmişin dışında evirip, çevirip, yoğurup yeni formlara sokabiliriz diye düşünüyorum. Bu bize, at gözlüklerimizi atmayı, zihnimizi geliştirmeyi, hayatımızı kolaylaştıracak buluşlar yapmayı beraberinde getirecektir.
Sanatçı ruhu devrede
İnsanlar eğitimle çok şey öğrenebilirler. Ancak insanın içinde kabiliyet de olmalı ki, aldığı eğitimin desteği ile yaratıcı vasıflarını da ortaya çıkarabilsin. Burada sanatçı ruhu devreye giriyor diye düşünüyorum. Hukuk tahsili de yapıyor olsanız, ekonomi veya mühendislik eğitimi alıyor da olsanız, mesleğinize biraz yaratıcılık katmak istiyorsanız mutlaka sanatla ilgilenmelisiniz. Özellikle de çağdaş sanatla…
Birkaç yüz yıl öncesinden, ressamların fotoğraf makinesi görevi gördüğü sanat döneminden bahsetmiyorum elbette. Sanatçının gördüğünü değil, düşündüğünü resmetmeye başladığı dönemden bahsediyorum. Dolayısıyla bana göre çağdaş demek, sadece bugünün sanatı demek değil. Her dönem kendi zaman dilimi içinde çağdaştır. Modernizm de başladı, yaşadı ve bitti, ancak yaşadığı dönemin çağdaşıydı.
Özellikle çağdaş sanat üzerinde duruyorum çünkü her dönemin çağdaş sanatçısı, alışılagelmiş formları, çizgileri, renkleri, ışıkları oldukları gibi kabullenmemiş, her daim yeni arayışlar içinde olmuştur. Toplumsal ilerleme de zaten bundan itibaren başlar. Sor, soruştur, fikirleri geliştir ve ilerleme kaydet.
Bazen çağdaşlık ile batıcılığı birbirlerine karıştırıyorlar. Benim batıcılık diye bir özentim yok. Tam tersi, nerede doğmuşsak, yaşamışsak ve hala yaşıyorsak oranın kültürel değerleri, örf ve ananelerine sadık kalarak yaşamımızı sürdürmemiz gerektiğine inanıyorum. Ancak, bu bağlılıklarla yaşamamızın bizleri köreltmesine, yerimizde saymamıza neden olmasına da karşıyım.
Geleneksel sanatlarımıza, dilimize, örf ve adetlerimize, folklorumuza sahip çıktığımızda, bizden sonraki nesillere de milletçe birlik, beraberlik içinde yaşamamızın önemi ve gerekliliğinin mesajını vermiş oluruz. Çağdaş sanata (aman karıştırmayın, batı sanatı demiyorum) sahip çıktığımızda da insanlarımızın özgürce düşünmesinin, zihinlerinin yaratıcı fikirlere açık olmasının, bu vesile ile her dalda insanlığa yararlı olacak buluşlar yapmalarının önünün açılacağına inanıyorum.
Eseri meta olarak görmedim
Ben bu düşüncelere bugün sahip olmadım. 1970’lerin başlarında çalışarak geçimimi kazanmaya başlamıştım. 1969’un yaz aylarında bir gün bitirdiğim lise Saint Benoit’dan bir haber geldi. Diplomalarınız hazır, gelip alın dediler. Gittim, aldım ve her saat yaptığım gibi işimin başına geçtim. Rahmetli babam, Ali Duran beni gördü, “diplomanı aldın mı” diye sordu. “Evet baba” dedim. “Oğlum sen ne biçim gençsin, lise diploması almak her insanın hayatında önemli bir dönüm noktasıdır, işini bırak git, arkadaşlarınla buluş, ne yaparsan yap, yarın gene işe gelirsin” dedi.
Büyük sözü dinlemek geleneğimizde var. İyi ki de var... İşten çıktım, caddenin köşesine gittim, babamın çıkmasını bekledim, o gitti, ben de işime geri döndüm. Çalışma hayatına böyle bir terbiye ve ciddiyetle başladım. 1980’lere geldiğimde işimle ilgili yaratıcı fikirlere ihtiyacım olduğunu anladım. Aynı zaman dilimi içinde Ali Çelebi, Hakkı Anlı, Zeki Faik gibi ustaların eserlerini sahiplenmeye başlamıştım. Bir yandan yeni eser alırken diğer yandan da kendimi sorgulamaya başladım: Ben ne yapmak istiyordum? Acaba eserlerin geleceğime dönük bir yatırım aracı olmasını mı istiyordum yoksa koleksiyoner olmak mı? Ya da başka bir beklentim mi vardı? Öncelikle söylemeliyim ki hiçbir zaman eserleri maddi bir meta olarak görmedim. Koleksiyon sahibi olma fikri hoşuma gitti ama daha çok erkendi. Zaman içinde farkına vardım ki, ben bu eserlerle iletişime girmiştim. Her baktığımda yeni bir renk, ışık, çizim keşfediyordum. Yavaş yavaş gözüm çağdaş sanata kaymaya başladığında ise kendimde aradığım yaratıcı fikirlere sahip olabilmenin kaynağının bu kapı olduğuna kesinlikle inandım.
Yaratıcı fikirlere ulaşmanın en kolay, en kestirme, en hesaplı yolunun çağdaş sanat eserlerine sahip olmaktan, sanatçılar ile tanışmaktan, konuşmaktan, tartışmaktan geçtiğini o zaman keşfettim. Kendimi de çağdaş sanat ile toplumumuzun birbirlerinin farkında olmaları için elçi tayin ettim. Çağdaş sanatın bir toplumun gelişmesinde ne kadar önemli bir role sahip olduğunu bütün Türkiye’ye anlatmalıydım.