12 °C

Ana sorunumuz mekân

Faruk Şüyün'ün bu haftaki konuğu; Mersin ve Side uluslararası festivallerinin sanat yönetmeni, trombon sanatçısı Remzi Buharalı

Ana sorunumuz mekân

 

 

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü yapan; Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali'ni yıllarca hazırlayan, halen Mersin ve Side uluslararası kültür sanat festivallerinin sanat yönetmenliğini sürdüren trombon sanatçısı Remzi Buharalı, bu "Haftanın Konuğu". Kendisiyle hem hazırladığı organizasyonlardan hem de ülkemizde kültür etkinlerinin genel görünümünden bahsedeceğiz... Söyleşimize, geçtiğimiz Cumartesi akşamı sona eren Side Festivali ile başlıyoruz. "Side'de tarih, kültür ve sanatla buluşuyor" temasıyla bu yıl dokuzuncu kez gerçekleştirilen festivali değerlendiriyor bize Remzi Buharalı:

"Side Festivali, dokuz yıl önce, bugünkü belediye başkanı Kadir Uçar'la başlattığımız bir etkinlikti. Dört yıl birlikte yaptık, sonra bir ara girdi, Kadir Uçar o dönemde seçimleri kazanamadı. Ama yeni dönem tekrar seçilince, bu birliktelik tekrar doğdu ve hemen, çok kısa sürede festival programımızı oluşturduk. Side, ülkemizin çok önemli bir turizm beldesi.  Çok önemli bir tarihi geçmişi bünyesinde barındıran, bin beş yüz - iki bin yıllık bir belde. Üstelik, bir antik tiyatrosu da var. Burada bir festival düzenlenmemesi düşünülemezdi. Çünkü festivaller, hayali gerçeğe dönüştüren, yaşamı yeniden yaratan ve izleyenlere farklı dünyaların kapılarını açan büyük organizasyonlardır. Biz de Side'nin antik atmosferindeki büyünün yarattığı hayali bugünle buluşturarak unutulmaz anları hafızalara yerleştirmek istedik. Buradan yola çıkarak Kadir Uçar'la dokuz yıl önce başlattığımız festival, bu yıl da sanatseverlerle buluştu ve yine çok önemli sanatçıları ve toplulukları ağırladı. Yabancı turistlerin çok rağbet gösterdiği, Türk konukların ve Sideliler'in de ilgisini çekecek kadar çeşitliliği ve zenginliği bol olan, çok renkli bir program hazırlandı."

Side'de konuk sanatçılar

Hangi sanatçıları ağırladınız?

"Festival, 5-12 Eylül 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilen yedi etkinlikten oluştu. Ülkemizin çok önemli bir değeri olan Devlet Sanatçısı Gülsin Onay'ın verdiği konserle başladı. Hemen arkasından İzmir'de ve turizm beldelerinde çok önemli konserlere imza atan Bumerang adlı rock topluluğu 6 Eylül tarihinde sahne aldı. 7 Eylül'de ise bakır çalgıların ön plana çıktığı Golden Horn Brass Quintet konseri vardı. Apollon Tapınağı'nda olağanüstü bir konser verdiler."

Bu yılki mekânlarınız Apollon Tapınağı ve Antik Liman Meydanı idi ve konserler, ücretsiz olarak gerçekleştirildi değil mi?

"Evet, evet herkes davetliydi konserlere. Limanda 8 Eylül'de gerçekleştirilecek Grupopus etkinliği ise yağmura takıldı ve o konser, gerçekleşemedi. 9 Eylül'de yine ülkemizin caz ustalarından birisi, dünyanın her yerindeki festivallerden davetler alan Kerem Görsev Dörtlüsü vardı, Larry O'Neil onlara eşlik etti...

Ülkemizi uluslararası alanda da başarıyla temsil eden Tuana Sanat Kulübü'nden Türk müziği ve halk dansları konseri gerçekleştirildi 11 Eylül'de limanda. Kapanışta, yine ülkemizin çok önemli değerleri, Ankara Devlet Operası'nın sınırlarına sığmayan, Türkiye'deki bütün operalarda sahneye çıkan ve onun dışında yurtdışında da konserler veren, davetler alan üç tenorumuz yer aldı bu etkinlikte. Apollon Tapınağı'nın görkemli doğal dekorunda sahne alan Şenol Talınlı, Ayhan Uştuk ve Aykut Çınar'a Fügen Serbest piyanoda eşlik etti."

Sizin ilginç bir değerlendirmeniz var, Side antik kentinin büyülü atmosferi sayesinde sanatseverlerin beş duyu organını harekete geçirmeyi başardık diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

"Side'de yerli, yabancı turistler ne yapıyor? Bir kere Side'yi görüp de âşık olmamak mümkün değil, Side'yi görerek, âşık olarak bu duyu organı harekete geçiriliyor. Verilen konserler işitiliyor ve festival mekânları, denizin hemen yakınında olduğu için bu konserleri izlerken deniz kokusu geliyor. Sanatseverler, bir taraftan da bu bölgede tatillerinin tadını çıkarıyorlar. Tabii bir de Side'nin tarihi dokusuna dokunuyorlar. Apollon Tapınağı'ndaki taşların üzerinde yer alan rölyefleri sevgiyle okşayan çok turist gördüm...

Fetival kentleri...

Avrupa üzerinde Salzburg, Bregenz, Baden Baden, Luzern, Verona, Pesaro, Granada gibi şehirler, dünyaya adlarını festivalleriyle duyurmuş, bu yönleri ile ülkelerindeki birçok büyük kentin, hatta başkentlerinin önüne geçmişlerdir."

Evet, ben de gittiğim ülkeleri daha çok festivalleri ve sanatsal etkinlikleri ile hatırlarım. Bu arada, festivalde bu yıl ilk kez ödüller de verildi değil mi?

"Evet, Antalya şehrine ve çevresine yapmış olduğu katkılar nedeniyle Festival Özel Ödülü TBMM Başkanı ve Antalya milletvekili Mehmet Ali Şahin'e verilirken, Festival Sanat Ödülü ise Türk tiyatrosunun duayeni, değerli sanatçı ve rejisör Cüneyt Gökçer'in oldu."

Bu festival bitti, gelecek yılın programını hemen oluşturup tur düzenleyen şirketlerin programlarında yer alması için, ekim sonunda açıklayacaksınız ve ardından, önümüzdeki Mayıs ayında başlayacak olan Mersin festivaline yoğunlaşacaksınız.

"Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nden 2005 yılında istifa ettikten hemen sonra, Mersin Uluslararası Müzik Festivali'nin profesyonel bir yapılanmaya doğru gidişinde aktif olarak yer aldım. Bu festival, başladığı günden itibaren, genel müdürlüğüm dönemimde de destek verdiğim ve sanat danışma kurulunda yer aldığım bir etkinlikti. İlk yılından itibaren bir çizgisi olan, ülkemizde çok önemli profesyonel festivallerle bir arada anılan bir festival oldu. Hatta adını hızla uluslararası alana taşıdı, Avrupa Festivaller Birliği'ne de üyeliğe alındı."

Mersin Festivali'ni, ben de başından beri, sekiz yıldır izliyorum. Ve çok beğeniyorum.

"Teşekkür ederiz. Gelecek sene 21 Mayıs- 2 Haziran tarihleri arasında dokuzuncu kez yapılacak. Mersin şehri de en az Side antik kenti kadar önemli, hatta bugün Antalya bölgesindeki ören yerleri ile Mersin bölgesindeki ören yerlerini karşılaştırdığımızda Mersin'de, Antalya'dan daha fazla tarihi mekân olduğunu görüyoruz. Tıpkı Side'deki gibi, Mersin'de de tarihi doku, Mersin Uluslararası Müzik Festivali'ne sahne olarak ev sahipliği yapıyor.

Mersin'deki etkinliklere de ulusal ve uluslararası katılım iyi, ama bu kentte yaşayanları da festivalde görmek bize ayrıca memnuniyet veriyor. Mersin, birbirinden farklı dinlere mensup insanların sanatı ve kültürü birlikte kucakladıkları bir şehir olarak da göze çarpıyor."

Bütün bu konuştuklarımız, ülkemize yönelik faaliyetler. Birikimlerinizi, Türk sanatçılarla yurtdışında etkinlikler yapmak için de değerlendirmeyi düşünüyor musunuz?

"Programımızda, Side Festivali'nin de Mersin ile Aspendos gibi Avrupa Festivaller Birliği'nin üyesi olması ve uluslararası toplantı-çalışmaların içinde bulunması var. İnşallah Nisan 2010'da İtalya'nın Verona kentinde yapılacak olan Avrupa Festivaller Birliği Genel Kurulu'nun sonunda Side'yi de bir üye olarak göreceğiz.

"Kurumsallaşıyoruz..."

Gerçekleştirdiğimiz organizasyonlar için bir şirket kurdum. Remzi Buharalı Sanatsal Etkinlikler Prodüksiyon, Organizasyon Limited Şirketi. Remxart Artist Management. Bu firmanın çatısı altında kurumsallaşmaya başladık. Avrupa Festivaller Birliği bünyesinde Avrupa'nın 100'e yakın çok seçkin festivali var. Bu festivallere bizim sanatçılarımız kendi başlarına müracaat ettikleri zaman, yeterli bir değerlendirme içinde olamıyorlar. Bunlara aracılık etmek, yardım, kolaylık sağlamak; kaliteli Türk sanatçısının uluslararası alandaki seçkin festivaller içinde, seçkin salonlarda konserler verebilmesi için bu aracılığı kurmak, hem de ilişkilerini kullanarak Remzi Buharalı'nın önerdiği sanatçıların o konserler ve festivaller içinde yer alması için gerekli zeminleri oluşturmak bu şirketin amaçları arasında.

Bu şirketin çalışmaları, bir taraftan ülkemiz sanatçılarının lehine işlerken diğer taraftan da uluslararası alandaki sanatçıların ülkemizdeki benim yönetmediğim ve yönettiğim festivallere davet edilerek konserler vermesine aracılık ederek bir diğer boyutu da gerçekleştirecek. Böylelikle Türkiye'de klasik müzik alanında bir ilk olarak management ekseninde işleyişe geçilmiş oldu. Çünkü, bugüne kadar baktığımızda, Türkiye'de ancak popüler sanatçıların menajerlerinin olduğunu, çok değerli klasik müzik sanatçılarının kendi işleyişlerini kendilerinin kurguladıklarını görüyoruz. Bir sanatçının hiçbir zaman böyle şeylerle vakit kaybetmemesi, onlar adına belli firmaların, belli profesyonel kurumların bu işleyişi kurgulayıp hazırlayarak onlara sunması gerekiyor. Remxart Artist Management firması bu boşluğu doldurarak ülkemizin çok değerli, bugüne kadar kendini kanıtlamış ya da kariyerine yeni başlamış genç sanatçılarına öncülük edecek, onlar adına bu çalışmaları sürdürecek."

Doğal mekanlar zorunlu

Bütün bunlar güzel de ülkemizde hangi mekânlarda gerçekleştireceksiniz bu konserleri. Doğru dürüst bir konser salonu yok ki...

"Bugün, örneğin Side'de ve Mersin'de açıkhavada doğal mekânları kullanıyoruz ve bu mekânlar, tabii ki büyüleyici atmosferlere sahipler. Oysaki yurtdışına gittiğimizde ancak fantezi olarak bu mekânların kullanıldıklarını görüyoruz. Biz, burada fantezi yapmıyor, zorunlu olarak yararlanıyoruz. Kış ayları daha uzun sürdüğü için, etkinliklerin gerçekleşeceği kapalı salonlara ihtiyaç var. Özel sektörden de beklenebilir bu yönlü destekler, ama özel sektörümüzün henüz, klasik müziğe ev sahipliğini yapacak salonları yapması mümkün değil diye düşünüyorum. Bunun için ülkemizin ilgili bakanlığının bu konuda şartları sağlayıp utandığımız, mahcup olduğumuz salonlarda sanatçılarımıza ve izleyicilerimize o konserleri yaptırmaktan, izletmekten vazgeçmesi lâzım. Türkiye'nin, sanatçısı ve izleyicisinin lâyık olduğu salonlarının yapılması konusunda adımlar atması gerekiyor. Ben, her zaman şunu iddia ediyorum:Ankara'da Türkiye'nin en büyük makamı Cumhurbaşkanının akşam yabancı misafirlerini götüreceği hiçbir sanatsal mekân yoktur. En güzel iddia budur, bir devlet başkanı, Cumhurbaşkanının ziyaret için gelen bir yabancı devlet adamına köşkteki bir akşam yemeğinden başka bir program yapamamasıdır. Oysa yabancı devlet başkanları, gururla böyle salonlara götürürler misafirlerini konserler dinletmek için. Ülkemizin sanatseverlerinin çok güzel salonlarda konser izlemelerini ve sanatçıların konser sonrası evlerine çok mutlu gidecekleri çağdaş salonlara kavuşmasını diliyorum."

Ben de...

Trombon, her şeyden daha önemli...

Remzi Buharalı'yı yıllardır idari görevlerde görüyoruz, ama ben biliyorum ki o iyi bir trombon sanatçısı ve içindeki sanat ateşi, bütün yoğun bürokratik çalışmalara rağmen, sönmüyor... Gizli gizli de olsa yanıyor.

"Devlet Opera ve Balesi genel müdürlüğünden önce iki sene de genel müdür yardımcılığı yaptım. Ondan önce bir buçuk yıl kadar opera ve bale orkestra müdürlüğüm var. Tabii Devlet Opera ve Balesi bünyesinde tüm bu görevleri üstlenirken bir sanatçı kimliğine sahip olmak gerekiyor, işte bizim de en önemli unvanımız bu aslında. Bugüne kadar orkestra müdürlükleri, genel müdür yardımcılıkları, genel müdürlükler, sanat danışmanlıkları, sanat yönetmenlikleri, hatta uluslararası alanda festivallerin danışma kurullarında bulunmama rağmen en önemsediğim unvanım sanatçılık. Bir trombon sanatçısı olarak ülkemizde otuz yıldır bu hizmetin içindeyim."

Fırsat bulup üfleyebiliyor musunuz trombonu...

"Tabii ki... Geçtiğimiz günlerde Side Kültür Sanat Festivali'nde çalan Golden Horn Brass Quintet konseri sonrasında Side Belediye Başkanı ve değerli sanatçılarla otururken trombon çalmamı istediler, ben de çaldım. Bugün trombondan ayrılmam, kopmam ve çalamamam, ancak fiziki şartlar, engeller çıkarsa olabilir. Bunun dışında inanın trombonu nerede görsem elime alıp çalmak, hatta onunla ilgili organizasyonlar yapmak istiyorum. Şimdiye kadar kendime festival organize ediyorum gibi düşünmesinler diye programlarda kendime yer vermedim, ama bundan sonraki dönemlerde kendi grubumla birlikte yer alacağım konserler de istiyorum festival programlarında."

Eşiniz de Devlet Opera ve Balesi'nde, trompet sanatçısı değil mi?

"Kendisi konservatuardan sınıf arkadaşım, Türkiye'nin ilk bayan trompet sanatçısı Armağan Ülkü Buharalı. Yirmi beş yıldır Devlet Opera ve Balesi Orkestrası'nda trompet çalıyor. On altı yaşında bir kızımız var, o da bizden kopamadı. İlkokul dördüncü ve beşinci sınıflarda aldığı piyano derslerinin ardından Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi Flüt Bölümü'nde lise ikiye geçerek bu süreci devam ettiriyor."

TRT 2'de bir program: Sanataktif

Siz, sanatı geniş kitlelere ulaştırabilmek için, televizyondan da yararlanmanın önemli olduğunu düşünüyor ve yıllardır bir kültür-sanat programı hazırlıyorsunuz...

"Kültür- sanat alanındaki çalışmaları farklı televizyon kanallarıyla kamuoyuna ulaştırmak, özellikle devlet televizyonu tarafından bunun yapılması çok önemli. TRT'nin ikinci kanalında 'Sanataktif' isimli otuz dakikalık bir program hazırlıyorum. Her hafta Pazar günleri sabah dokuzda yayınlanıyor, gece ikide de tekrarı oluyor. Önümüzdeki mevsim için, o programın yanı sıra başka bir program düşüncem daha var. Bu konuyu da genel müdür ve genel müdür yardımcılarına ileteceğim. 'Sanataktif' içinde sinema, caz, klasik müzik, tiyatro, opera ve bale alanlarında devam eden tüm çalışmalara ve festivallere yer veriyoruz. Bursa bir festival düzenlemiş, ama Artvin'de bunu takip etme şansı olmayan bir sanatsever, ülkemizin her yanında neler yapıldığını görebiliyor. Sanat kurumları ve sanatçılar da..."

 

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap