16 °C

Dokuda saklı kültürü, halkla buluşturuyor

Kültür AŞ Genel Müdürü Nevzat Bayhan’la, kentin dört bir yanına yayılan etkinlik ağı üzerine…

Dokuda saklı kültürü, halkla buluşturuyor

 

 

İstanbul Şiir Festivali ile İstanbullular, Türkiye’nin ve dünyanın önemli şairlerini ağırladılar geçtiğimiz günlerde. Kentin dört bir yanında sözcükler, dizelere dönüşerek uçuştu, şiir konuşuldu. Etkinliği gerçekleştiren, İstanbullular’a kültürel ve sanatsal düzlemde yaptığı çalışmalarla  nefes aldırmayı hedefleyen Kültür A. Ş... Bu “Haftanın Konuğu” da kentin dokusunda saklı kültürü halkla buluşturan Kültür A. Ş.’nin Genel Müdürü Nevzat Bayhan... Sohbetimize, yılda onlarca etkinlik yapan, çeyrek milyon İstanbullu’yu bu söyleşi, gösteri, sergi ve dinletilerde ağırlayan şirketi tanıyarak başlayalım:

“Kültür A. Ş., 2 Ekim 1989 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kültür, sanat ve turizm hizmetleri sunmak üzere kurulmuş ticari amaçlı bir anonim şirket. Kuruluş amacı doğrultusunda, kültür-sanat alanında Türkiye’de ve dünyada gerçekleşen yenilik ve gelişmeleri yakından izleyerek nitelikli hizmetler sunuyor. Şirket olmasının sebebi; yapılacak işlerin özel sektör kalitesi ve mantığıyla ele alınması, verimliliğin, kalıcılığın, etkinliğin ön planda tutulması. Bu fikirlerle, o yıllarda Cemal Reşit Rey, Tarık Zafer Tunaya ve Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde başlanıyor çalışmalara. Daha sonra, Tayyip Bey’in (Erdoğan) belediye başkanlığı zamanında İstanbul Gösteri Sanatları Merkezi, Yerebatan Sarnıcı ekleniyor ve yine o zamanlar, Miniatürk projesi başlatılıyor. Kadir (Topbaş) Bey zamanında ise bu süreç, katlanarak büyümeye devam ediyor. En büyük atılım da onun zamanında gerçekleştiriliyor. Kültür A. Ş. tarihinde en fazla projenin yapıldığı yıl, 2002. O da 6 proje. Bizim, sadece bir senede - 2008 yılını örnek vereyim -  91 projemiz var. Burada, 6’dan 91’e ilerleyiş söz konusu.

İlk geldiğimde Kültür A. Ş.’nin cirosu 23 milyondu, şu anda 120 milyonu geçmiş durumda. Bunun amiral gemisi  ise İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, kaptanı Kadir Topbaş. İstanbul’la ilgili faydalı, iyi, doğru, güzel ne kadar proje varsa önünü açıyor ve sizi her türlü fırsat ile başbaşa bırakıyor.”

Geçen yıllarla birlikte mekân sayısı da arttı...

“Tabii. İdris Güllüce, Bülent Ecevit, Cem Karaca, Ataköy, Ümraniye kültür merkezleri derken, şimdi Alî Emiri, Bahçelievler, Güngören, Başakşehir gibi merkezlerle mekân sayısı 20’ye ulaştı neredeyse. Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’nın planladığı etkinlikler buralarda gerçekleştiriliyor.”

Kültür A. Ş., turistik mekânları da birer kültür merkezi gibi değerlendiriyor...

“Evet. Mesela Yerebatan Sarnıcı... Orayı, düzenlediğimiz ‘Şiir Akşamları’, ‘Ney Akşamları’, ‘Türk Musikisi’ gibi etkinliklerle akşamları da yaşayan bir mekân haline getiriyoruz. Aynı şekilde Miniatürk’ü de değerlendiriyoruz: ‘Miniatürk Konserleri’, ‘Mehter Konserleri’, ‘Çocuk Koroları’, 23 Nisan ve 19 Mayıs eğlenceleri gibi belirli etkinlikler, ayrıca tarih ve sanat buluşmaları yapılıyor. Geleneksel sanatlarımızın öğretildiği atölye çalışmaları gerçekleştiriliyor. Atatürk Kitaplığı’ndan da yalnız kütüphane olarak değil, bir etkinlik merkezi olarak da yararlanılıyor...”

Beyoğlu’na her çıktığımda, uğramadan geçemediğim bir mekân var: İstanbul Kitapçısı...

“İstanbul Kitapçısı bir fenomendir, çünkü hiçbir ülkede böyle bir yaklaşım yoktur. Bir il üzerine yazılmış, söylenmiş, üretilmiş ne varsa hepsini bir arada görebileceğiniz bir mekân, bir kitapçı yoktur. Ve biz, yayıncı farkı gözetmeksizin - Büyük Şehir’imizin olsun, olmasın - içinde, isminde İstanbul geçiyorsa böyle yapıtları bir araya getirmeye çalıştık. Ve bu kitapçıyı önce kâr edebilir, kendisini döndürebilir duruma, ardından şubeler açabilecek bir yapıya taşıdık. Kadıköy’de, Yenikapı’da, Topkapı’da ve Cemal Reşit Rey’de İstanbul Kitapçıları göreceğiz. Bununla da kalınmadı D&R, Remzi, Alkım gibi geniş kitabevi ağına sahip firmalara da yayınladığımız kitapları ulaştırdık... Kitap fuarlarının müdavimi, ayrılmaz bir parçası haline geldik.”

Yurtdışındaki fuarlar

Yurtdışındaki fuarlarda da rastlıyorum Kültür A. Ş. ismine...

“Frankfurt Kitap Fuarı’nda geçtiğimiz yıl - zâtıâliniz de vardı - konuk ülkeydik. Çok daha ahım şahım bir şekilde, çok daha verimli bir performans gerçekleştirebilirdik. Ama sizin de gördüğünüz gibi biribirine benzer şeyler sergilendi… Zenginlik, çeşitliliktedir… Ama biz, bunu vurgulayamıyoruz. Birbirlerinin benzeri, aynı renkte standlar; yüzleri farklı olsa da koyu renk kıyafetleriyle aynı görünen insanlar… Hâlbuki Türkiye, örneğin etnisite itibariyle çok çeşitli, çok renkli, kültür olarak çok farklı, üretilen malzeme olarak da gerçekten çok zengin bir ülke.”

Kültür A. Ş., Frankfurt’ta bu nedenle mi farklı bir salondaydı?

“Biz, öyle bir tek tiplilik içerisinde görünmek istemedik doğrusu. Başka bir holde stand açtık ve sadece Kültür A. Ş.’nin ürünlerini değil, aynı zamanda sanatlarımızı da; meselâ ebru, minyatür ve kaligrafiyi de taşıdık Almanya’ya. Standımızın önündeki kuyrukları görmüşsünüzdür. Yani kitaplarla beraber, farklılıklarımızı da sıraladık. Kısacası küreselleşen bir dünyada aynılaşan bir yapı var, o aynılaşan yapı içerisindeki farklılığımızı vurgulamak istiyoruz. Çünkü, geleceğin dünyasında farklılıklar, zenginliğimizin kaynağını oluşturacak. Biz de bunun için çalışıyoruz.”

Kültür A. Ş., çok güzel kitaplar, CD’ler üretiyor İstanbul üzerine. Bunlar, başka ülkelerdeki kitapçılarda da satılabilir.

“Dünyanın en büyük kitapçılarıyla görüşme halindeyiz - Penguin gibi - İstanbul’la ilgili kitapların pazarlanması konusunda. Türkiye’de de çeşitli dağıtım şirketleriyle her noktaya ulaşmaya çalışıyoruz.”

Kültür A. Ş.’nin yayınladığı kitaplar, İstanbulun bilinmeyen yönlerini de ortaya çıkararak, hem ülkemiz, hem dünya tarihi için önemli kaynaklar yaratıyor.

“Ve bunları, özellikle hem Türkçe hem İngilizce hazırlayarak yabancıların da dikkatini çekmeye çalışıyoruz. Sadece bizim değil, bütün dünyanın İstanbul’u görmeye, algılamaya ihtiyacı var düşüncesiyle yola çıkıldı ve o bağlamda devam ediyoruz.”

Bunların yanında, bir “Seyyar Kitap Projesi” de var...

“İnsanların kitap okumamak için mazeretlerini ellerinden nasıl alabiliriz sorusunun yanıtını aradık. ‘Seyyar Kitap Projesi’ böyle doğdu. İDO’nun, metronun veya yaya sirkülasyonunun yoğun olduğu mekânlara kurduğumuz standlarda okuyan bir toplum için ücretsiz kitap kampanyası şeklindeydi bu. Bir milyona yakın kitabı, sponsorlarla halkımıza ulaştırdık. Bu noktada, paylaşma özelliği de oluştu. ‘Okudunuz, okuyan topluma katkı sağladınız, bu kitabı başkalarıyla paylaşmak istiyorsanız uygun bir yere bırakınız’ dedik. ‘Oku bırak’ olarak da anıldı projemiz. Doğrusu bu kadar rağbet göreceğini tahmin etmiyorduk. Raflara konulduğu andan itibaren tükendi kitaplar.

Gözleriyle okuyamayanlar için de işitsel olarak hazırlanmış ‘Sesli Seyyar Kitaplar’ı çıkardık. Bunlar, spor yaparken, araç sürerken de dinleyebileceğiniz mp3 formatında CD’lerden oluşan kitaplardı. Bu projeler ile kadim iki dost olan kitap ve insanı tekrar barıştırmaya çalıştık. Bunu da kısmen başarmış olduğumuzu, yaptığımız alan çalışmalarında tespit ediyoruz. Gün geçtikçe okuma isteğinin, okuyan insan sayısının arttığını görmek bize gerçekten mutluluk, huzur veriyor.”

Kültür A. Ş.’nin faaliyetlerini Brüksel’de de görüyoruz. Yalnızca ulusal değil, uluslararası arenalarda da söz sahibi olmayı mı hedefliyorsunuz?

“Brüksel’de bir şube açtık bin 200 yüz metre karelik bir alanda… Şu anda da 2 sergi devam ediyor orada. Her yönüyle donanımlı, simültane çeviriler yapılabilecek toplantı salonlarının yanı sıra, 2010 için de bir ofis var içerisinde. Adı ‘İstanbul Merkezi - İstanbul Center’.”

İstanbul’un dünyadaki kardeş şehirlerinde de tanıtım çalışmaları yapılıyor mu?

“İstanbul’la işbirliği protokolü olan 50’ye ve kardeşlik protokolü olan 30’a yakın dünya kentinde zaman zaman etkinlikler yapıyoruz karşılıklı.”

Şiir festivali

Geçtiğimiz günlerde sona eren Şiir Festivali de uluslararası nitelikte bir etkinlik.

“Şiir Festivali, çok önemsediğimiz bir etkinlik. Bu sene, 20 yerli, 20 yabancı şairin oluşturduğu, muhteşem bir ambiyansta ve tabii İstanbul’un tarihi, turistik ve anlamlı mekânlarında şiir icra edildi bir hafta boyunca. Bunu çok önemsiyorum. Şiir denilince akla ilk gelen şehir İstanbul olmalı. Ama şiir festivallerine baktığımızda Stuttgard’da, Berlin’de, Rotterdam’da yapılır, ama İstanbul’da yapılmazdı. İlk defa uluslararası bir şiir festivali gerçekleştiriliyor.”

Kültür A. Ş.’nin bir başka çalışması da, 1732 yılında I. Mahmut tarafından, Pera’yla çevresinin su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilen ve Taksim semtine ismini veren “Taksim Maksem’i”nin uluslararası bir sanat galerisine dönüştürülmesi. Orada da sergiler açıyorsunuz…

“‘Bu şehr-i İstanbûl ki bî-misl ü bahâdır / Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır’ diyordu Nedîm. Yani bir taşından birkaç cilt kitap oluşturabilecek bir hafızaya sahiptir bu kent. Başkanımızın da bir ifadesi var: ‘Çeyiz sandığı gibidir İstanbul’ diyor. O sandıktaki bohçaları yavaş yavaş açmaya başladık. Büyük Şehir Belediyesi’nin İstanbul kültür ve sanat hayatına kazandırdığı bin metre kareden fazla kapalı alanı ve tarihi değeri olan bir yerdir Maksem. Oradaki Cumhuriyet Sanat Galerisi’nde açtığımız Sine-i Millet sergisi hâlâ devam ediyor.”

Söyleşimizi, Topkapı’daki eski Trakya Otogarı’nın, bugünkü “Topkapı Şehir Parkı”nın içindeki Kültür A. Ş. binasında yapıyoruz. Burada, Türkiye’nin ilk panoromik müzesi “İstanbul Panorama 1453” de bulunuyor. Bu, 360 derecelik bir resim. Resme, 14 metre uzaklıktaki bir platformdan bakılıyor. Resmin 650 metrekarelik alanı üç boyutlu ve kuşatmada kullanılan topların, top arabalarının, barut fıçılarının kopyaları var. 2 bin 350 metrekarelik iki boyutlu resim alanı ise üç boyutlu bölgenin hemen arkasından başlıyor.

“İçinde bulunduğumuz alan, İstanbul tarihinin en büyük projesidir. Bunu, iddia ederek söylüyorum dünyayı az çok gezmiş birisi olarak… Neden? Çünkü burası çok büyük bir arazi ve İstanbul’un merkezinde… 340 dönüm bir arazi… Böyle bir merkezde bu kadar alanda hemen konutlar, gökdelenler yükselirdi ve müthiş bir rant gelirdi. Bugün, anfi tiyatrosu, Türk Dünyası Kültür Evleri, sosyal tesisleri ve Panora 1453 Tarih Müzesi ile önemli bir merkez… Bu tarihi mekân, İstanbul’a tekrar kazandırılmış, havuzlarıyla, fıskiyeleriyle, yeşil alanlarıyla âdeta insanların gelip de rahat nefes alacağı 340 dönümlük bir ciğer İstanbul’a hediye edilmiş oldu.

Müzeye gelince, dünyada 30’a yakın panoramik müze var. Bunların yüzde 90’ı yatay panorama. Çok azı dikey. Burası, hem yatay, hem dikey panoramik olan dünyadaki tek müze. Sonsuzluk algısıyla siz orayı 40 metre çapında olan bir yarım kubbe değil, kilometrelerce genişlikteki dünyanın bir bölgesi olarak algılıyorsunuz.”

Kültür A. Ş. etkinlik mekânları

75. Yıl Ünalan Kültür Merkezi

Altunizade Kültür Ve Sanat Merkezi

Atatürk Kitaplığı

Bağcılar Kültür Merkezi

Bağlarbaşı Kültür Merkezi

Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi

Bayrampaşa Belediyesi Kültür Merkezi

Başakşehir Kültür Merkezi

Cemal Reşit Rey Konser Salonu

Çatalca Belediyesi Kültür Merkezi

Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi

Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu

Güngören Erdem Beyazıt Kültür Merkezi

Halkalı Kültür Merkezi

Kadıköy Halk Eğitim Merkezi

İdris Güllüce Kültür Merkezi

İstanbul Kültür ve Sanat Tanıtım Merkezi

Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi

Mecidiyeköy Kültür Merkezi

Mimar Sinan Kültür Merkezi

Panorama 1453 Tarih Müzesi

Pendik Mehmet Akif Kültür Merkezi

Pendik Yunus Emre Kültür Merkezi

Samandıra Belediyesi Kültür Merkezi

Sarıgazi Genco Erkal Kültür Merkezi

Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Müdürlüğü

Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi

Topkapı Kültür Parkı

Ümraniye Atakent Kültür Merkezi

Yazarlar Birliği (Kızlarağası Medresesi)

Yerebatan Sarnıcı

Şiir yazıyor, saz çalıp ney üflüyor

Nevzat Bayhan yüksek mühendis, çevre mühendisliği üzerine doktorası, öğretmenlik sertifikası var, makaleler yazıyor. Yayınlanmış kitapları bulunuyor. Kültür ve sanatla ise şiir yazıp saz çalan, ney üfleyen biri olarak belki de eğitimini aldığı mesleklerden daha çok ilgili...

“Biz ilkokuldayken şiir yazmaya, duvar gazetesi çıkarmaya başladık. Bir de mandolin vardı bizim kuşağın vazgeçilmez enstrümanı... Çok severdim ben mandolini… Hatta bir hocamız -pansiyonda kalıyordum ben Maraş’ta - sevdiğimi bilirdi, uyandırmak için mandolinle gelirdi. Penasıyla bir iki sefer dokunuşu yeterdi. Daha sonra biraz bağlamaya, ney üflemeye çalıştım… Şiir, belirttiğim gibi çocukluğumdan beri yazıyorum, ama bunların sanatsal değeri vardır yoktur ayrı mesele. Bir taraftan şiir, bir taraftan makale, bir taraftan kitap yazmaya çalışıyorum.

Ancak, Kültür A. Ş.’ye geldikten sonra kitap da yazmadım, şiirlerimi de yayınlatmadım. Çünkü burada kamuyu ilgilendiren yüzlerce iş varken, siz kitap veya şiir yazmak için zaman bulamazsınız. Hatta bağlamayı ve neyi bile ayda bir ancak elime alabiliyorum. 365 gün 24 saatinizi ayırsanız bile yapılacak bu kadar çok şeyin arasında bireysel hobilerinizle gerçekten uğraşamaz hale geliyorsunuz.”

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap