11 °C

Fotoğraf, hakikatin içinden çaldığın parçadır

Ara Güler ile sanat fotoğrafı ve mesleğinin geleceği üzerine...

Fotoğraf, hakikatin içinden çaldığın parçadır

 

 

Ara Güler, Türkiye'nin en iyi foto muhabiridir, gibi iddialı bir söz söylesem, kimse alınmaz sanırım. Neden derseniz büyük ve ünlü fotoğrafçılarımızın çoğu biz fotoğraf sanatçısıyız, böyle bir iddianın muhatabı olamayız deyiverirler hemen... Gazete fotoğrafçılarının da farklı düşündüğüne çok az tanık olduğumdan savım, herkesce karşı konulmaksızın kabul ediliverir.

Evet, gerçekten de Türkiye'nin en iyi foto muhabiridir Ara Güler (bu arada, dünyanın da en iyi 10 fotoğrafçısından birisidir)...

Niçin? Bunun birçok yanıtı var... İşte o çok sayıdaki yanıtlardan hemen aklıma gelen birkaçı:

Ara Güler'in ofisine telefon ettiğinizde, orada yoksa şöyle bir not çıkar telesekreterinde:

"Burası foto muhabiri Ara Güler'in .... no'lu basın telefonu..."

Demek ki en önce kendisi bunu söylemekte ve telesekreterine bu mesajı bırakmaktadır.

Beyoğlu Tosbağa Sokak'ta müzeye dönüştürdüğü Güler Apartmanı'nındaki ofisinin hemen yanında bulunan binanın girişini de kendi ismi verilen cafe'ye kiralamıştır. Ara Güler'in yeni ofisidir sanki orası, bizim de onunla buluşma mekânımız. Her karşılaştığımızda yeni çalışmalardan söz eden Ara Güler ile Çarşamba Söyleşisi'ne yeni projelerini anlatır mısınız? diyerek başlıyorum. Kesin bir ses tonuyla cevap veriyor:

"Yoktur proje. Onlar proje değil, onlar hep var."

Ve devam ediyor:

"Şimdi şöyle düşün; gazeteciliğe başladığımdan bu yana bir sürü dokümantasyon topladım; yani 1948'de başladım gazeteciliğe şimdi altmış sene oluyor. 1956'dan beri de enternasyonal basında çalıştım. Time'ın, Life'ın muhabirliğini yaptım. Büyük gazetelerdir bunlar, yani Türkiye'dekiler gibi değildir; anladın mı? Yaz bu lafı! Hakiki gazetedir yani. Bütün dünyayı gezdim. Bütün bu birikimleri fotoğrafladım. Ölmeden evvel dünyaya bırakmam gereken birtakım şeyler var."

Antik şehirleri değiştirmesinler

Allah gecinden versin Ara Güler, seni seviyoruz, sana ihtiyacımız var...

"Eee gecinden, iyisinden işte neyse… Bunları kitap haline getirmek lazım. Biliyorsun Aphrodisias diye bir şehir vardır, onu bulan benim. Ben olmasaydım bugün oraya ne turizm şirketleri turist götüreceklerdi, ne otelcilik gelişecekti. Ben gittiğim zaman Aphrodisias yaşıyordu. Geyre Köyü'ne gittiğimde adamlar tarihin içinde yaşıyorlardı. Bir Romalı görüyordun sen orada, ama potur giymişti, eşekte giden, Romalı idi. O havayı kaybettiler, şimdi taş yığını bir şehir oldu, o şehri boşaltılar. Şimdi taş sunuyorlar. Turisti çekecek, para bırakacak şeyleri oraya diziyorlar. Turizm para bırakacak diye şehirleri değiştiriyor, turistin görmek istediği şeyleri koyuyorlar. Hıristiyanlık da öyledir. Hangi kiliseye gitsen yeni basılmış İnciller, İsa'nın resimleri vardır. Para kazanmak için her şeyi bozuyorlar. Bunları önleyecek bir tek kanunlardır. Kanunların yapılması için de gazeteciler bunları söylerler. Ne kadar tertibat alınırsa!..

İşte ben bu Aphrodisias'ı kitap yapıyorum NTV ile…"

Sevgili Ara Güler'in 400-500 sayfalık kocaman kitapları var. Sanıyorum, bu da onlar gibi olacak...

"Evet. Türkiye'deki bütün medeniyetleri çekmişimdir. Onları topladım kitaplarda. Milattan önce on iki binden, Atatürk'e, cumhuriyete kadar bütün o medeniyetler; Osmanlı'sı, Bizans'ı, minyatürü, yazısı, çinisi… Kocaman kitaplar yaptım.

Aphrodisisas tek kitap oluyor, ama benim verdiğim malzeme iki kitaplık. 400 sayfadan fazla kitaba cilt yapılamıyor. Amerika'da da yapılamıyor, sayfaları dağılıyor. Kitap, belki bir ay içinde çıkar. İşte bunun gibi projeler var. Sen bunlara proje diyorsun, ben netice. Bunları yapmak lâzım. Yoksa çektin çektin dolaba koydun ne olur? Sekiz yüz bin dia var bende. Ne olacak bunlar?..  Şimdiye kadar yirmi sekiz kitabım çıkmış farkında mısın? Yurtdışında çıkanlar hariç... Sen Mimar Sinan'ı görmüş müydün?"

Nasıl görmem Ara Güler. Kitaplığımdaki en güzel kitaplardan biri...

"İşte onu Thames and Hudson yeniden basıyor, beşinci basımı biliyor musun? Müthiş bir kitap, ama biz para alamadık adamakıllı. Hem Amerika'da, hem İngiltere'de basılıyor, satılıyor ve aldığımız para gülünç tabii… Ben de tahmin etmedim satar diye! Birden satası tuttu kitabın… Tabii mukavele yanlış yapılmış oldu öyle olunca. Diğer baskılardan para alamadık. Mukavelenizde yazmıyor, diyorlar."

Ara Güler ne zaman fotoğraf üzerine konuşsa, "Fotoğraf sanat değildir. Biz sanat yapmıyoruz" der. Bu da kendi ağzından başka bir itiraftır. Yine Ara Güler'e göre fotoğrafçılar tarih yazmaktadır. Günümüzde yazılı tarih yerini TV muhabirlerinin, fotoğrafçılarının çektikleri belgesellere bırakmak zorundadır/bırakmıştır. O halde yapılan, Ara Güler'in savına göre tarihçiliktir...

"Her çekilen fotoğraf,  fotoğraf değildir. Her fotoğraf sanat değildir. Sanat fotoğrafı başka şeydir. Eğer hayatında elli tane sanat fotoğrafın varsa büyük fotoğrafçı sayılırsın, gerisi iştir anladın mı. Gazetecilik bir iştir, sanat değildir. Onları karıştırmayın. Benim müzede yüz elli fotoğrafım olur. Çünkü geri kalanı röportajdır, onlar müzeye konmaz.

Röportajlarım içinde sanat fotoğrafı olabilecek ağırlıkta birkaç adam vardır. Mesela eğer Salvador Dali'nin resmini çektiysen, ben çektim, o hiçbir zaman sanat olmayacaktır; o bir Salvador Dali resmidir. İyisi olur kötüsü olur. Veya Picasso'nun fotoğrafını çekmişim, çek! Her yerde çıkıyor. Bunlar dokümantasyondur.

Sanat fotoğrafı başka şeydir. Fotoğraf hakikatin içinden çaldığın parçadır. Hayattan çektiğin bir parçanın sana bir şey anlatması, bir görüntünün ölmezleşmesi ve bunun estetik duygular içinde yapılmış olması, seni bir dünyaya sürüklemesi lâzımdır. Eğer bunu yapıyorsa sanat odur. Yoksa her çekilen fotoğraf sanat olur mu? Şimdi ortalıkta fotoğrafçı diye dolaşanlar var. Onların hiçbiri resim çekmiyor, ıstırap çekiyor! Fotoğrafın anlaşılması için sekiz kere yeniden doğup ölmeleri lazım. Onuncu seferinde anlayacakladır belki... Eğitimsizler... Üniversite mezunu diyorsun, bizim sekizinci sınıfta okuduğumuzu, bunlar üniversitede okuyorlar…"

Ara Güler, dünyanın en iyi on fotoğrafçısından biri seçilmiştir. Ona "Master of Leica" unvanı verilmiştir. Dünyanın en ünlü dergileri ona bir kare fotoğraf çektirmek için sıraya girmişlerdir... Picasso kimselere fotoğraf çektirmezken Ara Güler'e kapılarını açmıştır. Arşivinde olmayan Türk ve yabancı ünlü yazar veya sanatçı fotoğrafı yok gibidir.  Dünyanın dört bucağında fotoğraflar çekmiştir, oralarda dostları vardır... Biz, sanatkâr kavramını konuşmaya devam edelim onunla:

Kaç kişi sanatçıdır?

"Kaç kişi sanatçıdır, kaç kişi fotoğraf sanatçısıdır? Kaç sanatkâr vardır dünyada. Şimdi ben Beethoven mıyım? O, sanatçıdır. Mozart sanatçıdır. Shakespeare sanatçıdır. Çünkü bunların tartışması olmaz. Goethe sanatçıdır. Kendine sanatçı diyen adam mühim değildir. Salvador Dali sanatçı mıdır mesela? Al sana soru. Bana Amerikalı bir eleştirmen dedi ki 'Salvador Dali ressam sayılmaz.' Neden, diye sordum. 'Çünkü o bir ilüstrasyoncudur' dedi. Düşündüm, doğrudur. 'Picasso hakkında ne düşünüyorsunuz?' dedim. 'Ressamdır, sanatçıdır' dedi. Tamam dedim. Kandinsky dedim? 'Evet' dedi. Daha bir sürü adamlar saydım, unuttum şimdi...

Sanat büyük olaydır. Sanat, insan kitlelerini arkasından sürükler. Dostoyevski, Gogol, Çehov gibi… Türkiye neden kolay kolay bir yere gelemez biliyor musun? Hiçbir yerde, hiçbir 'izm'de, hiçbir akımda önemli kişiler yetiştiremedi. Ne tıpta, ne sanatta, ne müzikte… Bir Mozart'ın var mı, bir Haydn'ın, bir Cervantes'in, bir Shakespeare'in var mı? Shakespeare yaşadığı zaman bilinmiyordu. Shakespeare bugün yaşıyor! Bugün en meşhur devrini yaşıyor. Çünkü her gece bir yerde bir Hamlet ölmektedir. Kaç milyon Hamlet öldü bugüne kadar? Senin hangi Hamlet'in öldü? Hiç! Yalan mı söylüyorum?!"

Biz yine kitaplara dönelim en iyisi. Aphrodisias kitabının metni de Ara Güler'e ait diğer kitaplarınınki gibi. O güzel fotoğraflar çekiyor, güzel metinler yazıyor...

"Yazıyorum mecburen. Aphrodisias için yazdım. Zaten bütün kitaplarımın metinleri bana aittir. Önsözleri hariç. Onları Onat Kutlar yazmıştır. Mehmet Baydur yazmıştır… Bak biz alışık değiliz. Bizde yazı yazılır, ona bir kaç fotoğraf uydurulur, böyle kitap olmaz. Büyük kitaplardan bahsediyorum sana; bazı yazarlarınkilerden değil! Onlarınki on kâğıtlık kitaptır, benim bir kitabım yüz elli YTL. Onlardan on beş defa fazla satıyorum. Benim bir tane satılsa onların on beş kitap satması lazım.

Ben Fikret Muallâ'yı görüyorum, bütün tablolarını çekiyorum, bir editör görüyor: 'Ben bunu kitap yapmalıyım' diyor, resimleri benden satın alıyor. 'Kim yazar bunu?' diye soruyor bana, ben 'Abidin Dino' diyorum. Kitap görsel olarak hazır olduğu zaman ona yazar aranır. Sinan da öyle oldu."

Yani önce görsel malzeme diyor Ara Güler...

"Evet. Her şey görsel malzeme üzerine olacak bundan sonra. Yazarların durumu zor. Olsa olsa elli senelik ömrü kaldı yazarlığın. Sonra yazarlar kendilerini hep en büyük şair, en büyük bilmem ne zanneder. Aslında yazarlar olmasa insanlar daha rahat edecekler. Onlar kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramazlar. Almanlar'ın Yahudiler'e yaptıgı eziyeti hangi yazar anlatabilir fotoğraftan daha iyi. Artık görsel olarak varsa vardır, yoksa doğrudur, olmuştur, bilinir, fakat herkes kendi hayal gücüne göre anlar bir katliamı veya başka bir şeyi... Ama eğer ortada bir dokümantasyon varsa, ki bunlar fotoğraftır, dokümanter filmdir vs… Önümüzdeki çağlarda artık tarih görsel olacaktır. İşte onda da dijital olduğu zaman yalan konuşabiliyorsun. Oradan b... çıkıyor biraz ama… İşte bunun gibi şeyler yahu bir sürü laf ettik. Yeter!

Mütevazı usta

Söyleşimiz burada sona erdi... Ben, çok önemli bir noktayı daha belirtmek isterim, Ara Güler'de çok az insanda karşılaştığımız bir özellik daha bulunmaktadır:

O, mütevazıdır...

Günümüzde ancak tırnak içerisinde bulabileceğimiz bir tavırdır bu... Hani dünya çapında olup bu şöhretin getirdiklerini içine sindirebilmiş kimi insanlar hakkında haberler duyar, yazılar okuruz ya işte Ara Güler bunlardan biridir, ama o, bu yönünün de ortaya çıkarmaz, çıkarılmasını istemez.

Sonra, çocuklara masal anlatan birisine rastlarsanız hiç şaşırmayan o Ara Güler'dir.

Dışarıda camların buz kestiği, ayazın çelik bir ustura gibi insanları dağladığı bir günde, içinde ısıtıcı yanmayan bir karanlıkodada el yakan soğukluktaki suda parmakları kıpkırmızı olmuş, şarkılar mırıldanarak çalışan bir adamı anlatırlarsa size,  o da Ara Güler'dir...

Bir fotoğrafa baktığınızda derinlerde bir yerlerde sakladığınız bir duygunuz harekete geçmişse, imzasına bakmadan onun kime ait olduğunu bilebilirsiniz... Ara Güler'indir... Ve mutlaka içinde bir insan vardır o fotoğrafın onu görmeseniz bile... Ya biraz önce geçmiştir ya da biraz sonra gelecektir. Kaybolan değerlerin, yitip giden İstanbul'un insanıdır Ara Güler. Dünya tarihinde adı her zaman yaşacak, fotoğrafları binlerce yıl sonra bile, insan soyu sürdükçe gösterilecektir...

Sevgili Ara Güler, yirmi birinci yüzyılda seninle aynı kentte yaşamaktan, seni tanımış olmaktan onur duyuyorum...  Konuşmamın başında Ara Güler Türkiye'nin en iyi foto muhabiridir dedim ya kusura bakma belki bana kızacaksın, ama ben buna yine de sanatçı sözcüğünü eklemek istiyorum:

Peki fotoğraf sanatçısı değilsin, ama sanatçısın...

Yolculuklar, dijital dünya

Bir güneş batımı karesi için Afrika'ya gitmiş, yüzlerce rulo film harcamış, tüm masraflarının ünlü Life mecmuası üstlenmiştir. Yani yurtdışında da en az Türkiye'de olduğu kadar ünlüdür, hatta hiç abartmıyorum, daha fazla tanınmaktadır. Yeni seyahatleri var mı Ara Güler'in?

"Tayyareye binmekten korktuğum için hiçbir yere gitmiyorum. Ara kahveye geliyorum, eve gidiyorum. Aralarda dolaşıyorum."

Ya fotoğraf, boynundan makinesi hiç eksik olmuyor... Bir şeyler çekiyor mu?

"Tabii çekiyorum. Çekecek bir şey olursa çekiyorum. Bir şey yoksa ne diye çekeyim? Benden bir resim isteyecekler ki gidip çekeyim. Yoksa durup dururken çektiğim zaman, işte seni çekiyorum, o da bir işe yaramıyor!"

Bu sözcükleri, otuz yıldır tanıdığım Ara Güler'in alıştığım üslûbu olarak kabul ediyorum. Leica'ları bırakıp boynunda bir dijital makine ile dolaşmasının nedenini anlamaya çalışıyorum:

"Şu gördüğün dijital hoşuma gidiyor. Aslında oyuncak tabii. Eskiden cama çekerdik, sonra filme çekmeye başladık. Bunlarda kimyasal reaksiyonlar meydana geliyordu. Onun yerine manyetik ve elektronik devreye girdi. Bu da olaya hakikat kazandırdı. Çünkü eskiden makine sallanırdı, bilmem ne falan. Şimdi öyle acaip makineler var ki... Tabii iyi olanlarından bahsediyorum. En iyi makine eskiden dört bin dolar civarındaydı. Bir Leica mesela. Bir dijital Leica'nın bugünkü fiyatı on bin dolar...

Simdi öyle ki her şeyi düzeltebiliyorsun. Kötü bile olsa rengini düzeltirsin, bilmem ne yaparsın bilgisayarda. Seni yalan konuşmaya itiyor bir yerde. Fotoğrafın gayesi, 'olduğu'nu kaydetmektir. Günümüzde ben seni sokakta yürürken çekerim, New York'ta yürüyor gösterebilirim, bu imkân güzel. Bu fotoğraflar buradan çıkıp bilgisayara giriyor. Herkes artık oradan alışveriş yaptığı ve görüntüler yine bilgisayardan baskıya girdiği için resimlerin bütün dünyaya yayılır ve beş kuruş alamazsın. Bu da başka bir yönü..."

Teknoloji konuşuyoruz ya bu konuda da coşkulu, iddialı Ara Güler... Geleceğin makinelerini hayal ediyor:

"Makineyi alacaksın 'bana bak makine ne haber, adın nedir, kaçtır senin numaran?' Şudur tamam, Diyarbakır'a git, falan yerden geç, köşeyi dön, orada bir bina göreceksin, onu geç, karşına bir apartman gelecek, onun resmini çek, gel diyeceksin. Bu makine, kendini oraya postalayacak, dediğim şeyi yapacak, sonra kendini geri postalayacak… Öyle bir şeyin olması lazım. İnsanlar ellerinde makinelerle kilometrelerce yürüyorlar..."

 

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.