23 °C

Hedef her hafta bir prömiyer

İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Alkaya ile Ekimde başlayacak yeni sezonu konuştuk

Hedef her hafta bir prömiyer

 

Yeni dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları... 1 Ekim'de başlayacak olan yeni sezonu, İstanbul'daki on sahnede, hemen her hafta bir prömiyer yaparak geçirecekler... Bunların arasında ses getirecek yeni projeler bulunuyor... Repertuarda ise melodramlar, klasikler, Türk klasikleri, çağdaş tiyatronun uç örnekleri ya da moderniteyi kuran dönemin oyunlarından geniş bir spekturm.... Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya "Sene sonunda niteliğinden memnun olduğumuz, dünya standartlarında, dünyadan hiza alarak 'iyi' diyeceğimiz kaç oyun olacak, bu önemli" diyor, sözlerine umutlu üç sözcükle devam ediyor: "İyiye ulaşacağımıza inanıyorum."

Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği'nin Harbiye Cumhuriyet Caddesi'ndeki yeni binasında sohbet ediyoruz Orhan Alkaya ile. Odasına sanatçı arkadaşlarının biri giriyor, diğeri çıkıyor. Sürekli bir şeyler imzalıyor, telefonları yanıtlıyor. Tam karşısındaki kanapenin arkasında Muhsin Ertuğrul'un, Çallı tarafından yapılmış yağlıboya tablosu önünde, bir kahve içmek için biraz olsun soluklanıyor. Biz de bu fırsattan istifade söyleşimize başlıyoruz. Tabii ki her zaman olduğu gibi en önce yeni projelerden söz edeceğiz:

"Türk tiyatrosu açısından en önemli projemiz, çocuk tiyatrosu ile ilgili. Ülkemizde ilk kez çocuk tiyatroları sahneleri açıyoruz. Bağımsız sahneler bunlar. Çocukların ayakları yere değecek, kendi düzeylerinde sahneye bakacaklar, hacim olarak salonla demokratik bir ilişki kuracaklar. Bu, dünyada az sayıda da olsa örneği olan, ama Türkiye'de hiç denenmemiş bir bina modeli.

Muhsin Ertuğrul ustamız, böyle bir tiyatro açmayı çok arzulamıştı. Harbiye Tiyatrosu'nu, sonradan adı verilen sahneyi de (1960'larda eski Sümerbank pavyonuydu orası) zaten çocuk tiyatrosu yapmak için istiyordu. Hatta bir yazısında, 'maalesef büyük tiyatrosu yaptılar orayı' der.

Bununla bağlaşık olarak 'Çocuk Tiyatrosu Birimi' oluşturduk. Bu birim, hem üretimde, hem eğitimde paralel olarak çalışacak. Çocuk tiyatrosunu bir bilgi alanı olarak yeniden tarif etmek üzere yola çıktık. Yazarlık atelyemiz sürüyor, buradan çocuk oyunları üretmek gibi bir hedefimiz var. Aynı zamanda mask atelyesi, devinim atelyeleri, çocuk tiyatrosuna dönük pedagojik çalışmalar, uluslararası kontaklar yine bu projenin unsurları. Bu alanda Türkiye'deki büyük boşluğu ve bu boşluğun yarattığı kirliliği telafi etmek amacındayız. Benim için geleceğe yönelik en önemli proje bu."

Türkiye'de ilk kez, bir çocuğun ölçüleri esas alınarak üç tiyatro açılacak önümüzdeki günlerde. Orhan Alkaya bakın nasıl anlatıyor:

"Kağıthane Sadabad Sahnesi içinde Türkiye'nin ilk çocuk tiyatrosu sahnesini, 'Küçük Kemal Çocuk Tiyatrosu Sahnesi' ismiyle açacağız. Biliyorsunuz, Küçük Kemal, 1934'te ilk çocuk oyununu yaparak Darülbedayi'de bu ekolü başlatan sanatçımız.

İkinci olarak, Gaziosmanpaşa Sahnesi'nin altındaki düğün salonunu, önümüzdeki Şubat-Mart aylarında inşaatının bitmesi ile 'Ferih Egemen Çocuk Tiyatrosu Sahnesi' adıyla açacağız. Bu iki salondaki sahnelerin kullanım alanları, 10 yaşında bir çocuğun ölçüleri esas alınarak hazırlanıyor.

Şişhane'de yeni bir bina

En önemli projelerimizden birisi, 'Beyoğlu Sahnesi Mimari Proje Yarışması'nın sonuçlanması ile hayata geçiyor. Şişhane'deki bu yapı, Türkiye'de ilk kez bir mimari proje yarışması ile yapılan sanat binası olma özelliğini de taşıyacak. Biri altı yüz kişilik büyük salon ki sahnesi yaklaşık beş yüz metrekare büyüklüğünde, biri deneme sahnesi, (kara kutu dediğimiz türde) iki salonun yanında bu kompleksin içinde 300 koltuk kapasiteli bir çocuk tiyatrosu sahnesi yer alacak. Fuayeler, tuvaletler bile her üç sahnede de çocuğun ölçülerine göre tasarlanacak."

Orhan Alkaya, binanın avam projesi üzerinde çalıştıklarını, ihaleye altı-yedi ay içinde çıkılabilineceğini, böylelikle 2010'a yetişme şansı bulunduğunu söylüyor ve devam ediyor:

"İstanbul Belediyesi ve Belediye Başkanı da son derece kararlı bir biçimde projenin arkasında duruyorlar. Tiyatro sanatı adına çok talihli bir dönemden geçiyoruz."

Orhan Alkaya, genç oyuncu ve yönetmenlerin kendilerini özgürce ifade etmelerini sağlayan "Gençlik Günleri"nin adının "Genç Günler" olarak değiştiğini ve mayıs ayında, on günde dokuz binden fazla izleyici ağırladığını vurgulayarak artan bir ivmenin daha altını çiziyor:

"'Genç Günler' adıyla 'Gençlik Günleri'ne yeni bir ivme kazandırdık. 24. yılda, 49 ayrı etkinlik gerçekleşti ve bunların tamamına yakını orijinal gösteriydi. Şehir Tiyatroları'nın bütün olanaklarını arkadaşlarımıza açtık. Oradan repertuara aldığımız bir, 'Genç Günler' repertuarına aldığımız iki oyun çıktı, yani yaptığımız yatırımın karşılığını aldık. 'Genç Günler' önümüzdeki yıl da aynı hızla sürecek."

Şehir Tiyatroları, geçtiğimiz mayıs ayında seyircinin beklentilerini ve eğilimlerini saptamak amacıyla bir anket çalışması yaptırıyor: "Tiyatro Seyircileri Profil ve Beklenti Araştırması." "Bunun önemi şu" diyor Alkaya:

"İstanbul çok dağınık ve bölgelere göre farklı karakterler gösteren bir şehir. Bizim bu bölgelerde sahnelerimiz var, giderek de artıyor sayıları. Bu anket sonucunda, elde ettiğimiz verilerle bölgelerin beklentilerini saptadık. Bu dönem hazırlayacağımız projeleri ve oyun repertuarını, yapılan araştırmanın, akademik verilerinden yararlanarak gerçekleştiriyoruz."

Şehir Tiyatroları, 2014 yılında 100 yaşında olacak. Kütüphane ile çağdaş arşivciliğin ilk adımları atıldı. Şimdi Genel Sanat Yönetmeni'ni dinleyelim:

"Kütüphanemizi yeniledik, arşivimizi toparlamaya çalışıyoruz. Bir büyük çalışma başlattık. 2014'te belirttiğiniz gibi 100. yılımızı kutlayacağız. Dünyanın en eski tiyatrolarından biriyiz, ama maalesef belge, bilgi, arşiv, yayın, kitap anlamında son derece yetersiziz. Bunu gidermek için, 1914'ten başlaşarak 'Şehir Tiyatroları Tarihi' yazımına başladık. 1914-1928 arası Darülbedayi tarihi yazımını Dr. Âlim Kahraman'dan rica ettik. Bu arada, Şehir Tiyatroları'nın tarihi ile ilgili elinde bilgi, doküman olan herkesten de yardım bekliyoruz. Öte yandan, 1914'ten 2014 yılına kadar olan süreci, 2014'te bir Şehir Tiyatroları Ansiklopedisi ile tamamlamak istiyoruz. Bunun için de nitelikli desteğe çok fazla ihtiyacımız var.

Bu arada, 'Türk Tiyatrosu' dergisini ekim ayında yeniden çıkaracağız. Yıl içerisinde de bir arşiv sayı yapmak istiyoruz, Darülbedayi birinci sayıdan bugüne kadarki dergilerden bir koleksiyon sayı.  Önümüzdeki yıl içinde de en az üç dergi çıkarmayı hedefliyoruz."

Şehir Tiyatroları, yüzüncü yılına doğru ortak yapımlarla dünyaya açılıyor. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ile yapım, yönetmen, tasarımcı, oyuncu ve teknik eleman ortaklığı ile Vahe Katcha'nın "Canavar Sofrası" adlı oyunu sahneye koyuluyor. Oyun, 26 Eylül'deki Kıbrıs Festivali kapanışında sergilenecek. Alkaya, iki ortak yapımdan daha söz ediyor:

"Danimarka, Sırbistan ve bizim dahil olduğumuz bir çocuk tiyatrosu projesi var 'Miracle - Mucize.'

Üsküp Türk Tiyatrosu ile keza bir ortak yapımımız olacak, yanı sıra 2010 için hedeflerimiz var, bunlar üzerine görüşmelerimiz sürüyor. Kesinleştikçe açıklayacağız."

Şehir Tiyatroları'nın sahne sayısı, yeni sezonda 10'a ulaşacak. Orhan Alkaya, yeni sahneleri şöyle anlatıyor:

"Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin çok tartışmalı dönüşümü, bize çok önemli bir olanak, zihinsel imkân sağladı. İstanbul'un, sanat yapıları ve hassaten tiyatro binaları konusunda son derece yetersiz bir şehir olduğunu görme ve kavrama sürecini yaşattı bize. Bu süreç, olumlu bir evrilme gösteriyor şu anda. Muhsin Ertuğrul Sahnemizi 2009 Ekiminde yenilenmiş hâliyle açacağız. Ocak ayında da biletlerini satışa çıkaracağız. Harbiye'de eski Yapı Endüstri Merkezi'ni aldık. Orada esnek, dönüşen bir sahne gerçekleştireceğiz. Çok şık bir tiyatroya kavuşacak İstanbul.

Üsküdar Musahipzâde Celâl Sahnesi'ni, biliyorsunuz yeniden inşa ettik.

Vatan Caddesi'nde bir tiyatro inşaatımız sürüyor. Tahmin ediyorum 2009-2010 sezonu Ekim ayında açmak şansımız olacak. Burada da İstanbul'un, belki de Türkiye'nin ilk spiral lift sahnesini yapacağız.

Ayrıca Güngören ve Bahçelievler'de iki tiyatro binası inşaatımız da devam ediyor.

Kadıköy Haldun Taner Sahnemizi, Fatih Reşat Nuri Sahnemizi yeniledik, ki Fatih'i bir deneme sahnesine dönüştürmeyi hedefliyoruz bir yıl sonra. Reşat Nuri ismini de Vatan Caddesi'ne taşıyacağız.

Önümüzdeki yıl mayıs ayında Kadıköy'ü ve Fatih'i restorasyona ve renovasyona alacağız. Kadıköy bütün hacimleri kapsayacak biçimde tiyatroya dönüşecek, çünkü konservatuara da yetmiyor, bize de.

Bizim sembol binamız, 1870'lerde yapılan 'Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu', sonraları 'Dram Tiyatrosu' diye bilinen. Suna-İnan Kıraç Vakfı, ünlü mimar Frank Gehry'nin bir projesini gerçekleştirecek orada. Belediye Başkanı Topbaş, Dram Tiyatrosu'nun yapılması şartıyla onay verdi. Bir retrospektif olacak, ama belleksiz bir toplumda bazı şeyler çok önemlidir. Dram Tiyatrosu'nun yapılması son derece önemlidir. Bu, belleksizliğe de bir tedavi anlamına gelebilir."

Şehir Tiyatroları, kent içinde 10 sahneye yayılmayı hedeflediği 2008-2009 sezonunda, hangi oyunları sahneleyecek? Orhan Alkaya, oyun dökümlerinin olduğu altı-yedi sayfalık bilgileri önüne alıyor ve önce Şehir Tiyatroları'nın yüz yıllık geleneğini değerlendiriyor:

"Şehir Tiyatrosu'nun bir geleneği vardır, bir halk tiyatrosudur. Belli bir türün değil, geniş spektrumun tiyatrosudur. Yüzünü batıya dönmüştür, ama kökünü Anadolu'dan, İstanbul'dan alır. Dolayısıyla, seyircimizle kuracağımız ilişkide birçok türün çok nitelikli örneklerini göstermek gibi bir ana hedefimiz var. Belli bir türün tiyatrosu değiliz biz. Dünyada aslında bizim gibi bir tiyatro yok, bir merkezden yürütülen 10 tane sahnesi olan bir tiyatro yok...

Repertuarımızdaki her oyunun belli bir seçilme nedeni var. Melodramlar, klasikler, Türk klasikleri, çağdaş tiyatronun uç örnekleri ya da moderniteyi kuran dönemin oyunları bunlar, ama dizildikleri zaman belli bir mantıkları bulunuyor."

Yani geniş spektrumlu bir repertuar hazırlıyorlar. Bu repertuarın içinde çok özel projeler de yer alıyor:

"Bizim için çok önemli olan bir projemiz, yazarla yönetmenin bir araya gelerek ürettiği bir metin. Dede Korkut anlatılarındaki Deli Dumrul efsanesi üzerine Ragıp Yavuz ve Erol Keskin birlikte bir çalışma yaptılar. Yavuz yazdı, Keskin yönetecek. Oyunun ismi 'Mecbur Adam.'

Bizim çok önem verdiğimiz ve sürdürmek istediğimiz bir proje, yazarı üretimin içine çekmek. Çünkü bütün parlak dönemlerde, örneğin Darülbedayi'nin ilk döneminde hangi oyuncuya hangi rol yazılacağı bile düşünülmüştür oyunlar kaleme alınırken. Biz, burada bir açılım sağlayacağımızı umuyoruz, en azından denenmesi gerekli."

Sırada bir diğer özel proje var:

"'Yalnızlığın Oyuncakları', Mehmet Baydur. Bu da özel bir proje. Yönetmeni emekli çok değerli ustamız Çetin İpekkaya, oyuncuları emekli sanatçılarımız, dekoratörü ve kostümcüsü emekli sanatçılarımız, yani tamamen emekli sanatçılarımızdan oluşan bir oyun."

Peki, Orhan Alkaya yöneticilik şapkasını çıkarıp kendisi sahneye oyun koymayacak mı?

"İki projem var: Birisi, 'Timsahın Karnındaki Adam.' Dostoyevski'nin hikâyesinden Haldun Taner bir radyo oyunu yazmış. Bu çok uzun yıllar sonra Selçuk Erez'in çabalarıyla bir radyo bandından temizletilerek deşifre edildi. Selçuk Bey metinde bir genişletme çalışması yaptı. 'Haldun Taner'in Timsahı' adıyla oynayacağız. 1960 ihtilalindeki 147'ler meselesine duyduğu tepkiyle yazdığı bir oyun Taner'in. Ben yapacağım için, bir tarih veremiyorum.

Gene benim, Edip Cansever'in 'Bezik Oynayan Kadınlar' uzun şiirinden kurguladığım, 1994'te çok az sahnelediğimiz bir oyun var, onu sahnelemek istiyorum yeniden, zaman bulduğum takdirde.

Çok zor, biliyorum, ama bir tuluat tiyatrosu kurmak istiyorum. Ama üslûbu bilen o kadar az insan var ki. Şöyle bir on tane daha Zihni Göktay olsa... Türlerin ölümü gibi bir şey yaşanıyor. Örneğin Savaş Dinçel, Arnavut ağzını çok çok iyi bilirdi, şimdi kim biliyor, hâlâ bilen var mı, bilemiyoruz ki..."

Yine projelerle devam edelim:

"Önemli projelerimiz arasında, henüz çevirisi tamamlanmadığı için repertuardan geçmedi, ama Gencay Gürün'ün Georges Feydeau'dan çevirdiği 'Maxim'in Kadını' var. Bu oyun, 1939'da Vasfi Rıza Zobu ve Bedia Muvahhit tarafından adapte edilmiş, ama elimizde çevirisi yok. Gencay Gürün'den rica ettik, çeviriyi tamamlamak üzere. Adaptasyon adıyla oynamayı düşünüyoruz 'Onlar Ermiş Muradına.' Yönetmeni Haldun Dormen olacak.

Vaclav Havel'in yazdığı, henüz dünya prömiyeri yapılmayan 'Ayrılış' adlı piyes var üzerinde çalıştığımız. Havel'in devlet başkanı olduktan sonra yazdığı bu ilk oyun, henüz çevrilme aşamasında. Dünya prömiyerini yapamayacağız, ama ikinci ya da üçüncü oynayan olabiliriz. Böyle yakın takiplerimiz de var."

Orhan Alkaya, bir özel metinden daha söz ediyor: Margalit'in, 'Trio - Üçlü' isimli oyunu:

"Margalit, önemli bir virtüoz piyanisttir. Robert Schumann, Clara Schumann, Johannes Brahms hikayesi üzerine kurulu çok özel bir metin yazmış.

Ne zaman başlayabileceğimizi çok iyi bilmediğim, ama mutlaka bu yıl içinde sahneye koymayı hedeflediğimiz bir oyunumuz da Eugene Ionesco'nun 'Gergedanlar'ı. Bu oyunu Başar Sabuncu sahneye koyacak."

Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni'nden yeni sezon oyunları ile ilgili bilgiler almaya devam ediyoruz. Tabii ki Shakespeare, bu repertuarın olmazsa olmazlarından. "Coriolanus"u sahneleyeceğiz. Şükrü Türen rejisini yapacak" diyor ve bir üçlemeden söz ediyor:

Turgut ve Ümit Denizer'in 'Değişim Üçlemesi'. Üçlemenin üç ayağı var: Çocuk oyunu, gençlik oyunu ve büyük oyunu.

Kafka'nın 'Dava' romanından yeni bir oyunlaştırmayı da Macit Koper çalışıyor. Bunun gibi masabaşı çalışmalarımız sürüyor."

Orhan Alkaya bir edebiyatçı, şair. Belki de bu nedenle Türk edebiyatı, diyor ve devam ediyor:

"Özellikle yakın dönem Türk edebiyatında çok iyi yazarlar çıktı. Ben bu yazarların romanlarının adapte edilmesini ya da doğrudan doğruya oyun yazmalarını çok istiyorum. Bu konuda da girişimlerimiz var. Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş, Murat Gülsoy, Ayfer Tunç, Yekta Kopan, Elif Şafak... Tiyatronun onlardan, edebiyattan da beslenmesi gerekiyor."

"Edebiyatımızın başyapıtlarını oyunlaştırmalıyız"

Sırada bir başka hedef var. Alkaya anlatıyor:

"Türk edebiyatının baş yapıtlarının oyunlaştırmalıyız. Ancak, burada oyunlaştırılmanın çok iyi olması, diyalog örgüsüne değil, romanın ruhuna sadık kalması gerekiyor. Tanpınar, Halit Ziya, Oğuz Atay, Yaşar Kemal gibi yazarlarımızın mutlaka tiyatroyla ilişkilendirilmesi lâzım."

Orhan Alkaya, önümüzdeki yıllara ilişkin projelerini anlatmaya şöyle devam ediyor:

"Bir başka projemiz de Türk antiği, Anadolu antiği daha doğrusu. Mezopotamya'da büyük bir efsane kaynağı bulunuyor. Sahiden şaheser diyebileceğimiz bir Murathan Mungan üçlemesi var 'Mahmud ile Yezida', 'Geyikler ve Lanetler', 'Taziye.' Ben  bu üçlemenin özel olarak antiğe çalışmış bir ekiple, belki üç ayrı yönetmenle yapılmasını çok istiyorum."

Bütün bu projeler, yeni sahneler, ekip yeterli mi?

"Yakında müjdeli bir haber vereceğiz, oyuncu kapasitemizi artıracağız. Çünkü bu kadar çok sahneye, bu oyuncu sayısı yetişemiyor."

Sohbetimize, çocuk tiyatrosu ile başladık, çocuk oyunları repertuarı ile bitirelim:

"Geniş bir çocuk oyunu repertuarımız var. Burada da hedefimiz çocuk tiyatrosu kültürünü, aşınmış olan o kültürü yenilemek. İnsan eksenli çocuk tiyatrosunun ağırlıkta olduğu, pedagojik sapmalara yer vermeyen, çocuğu küçümsemeyen, çocukla sağlıklı ilişki kuran, çocuğun büyükten daha akıllı olduğu durumların farkına varacak kadar akıllı bir tiyatro üretmeye çalışıyoruz."

Orhan Alkaya'ya, Ertuğrul Muhsin Bey'in yağlıboya tablosunu karşısına asarak çıktığı bu yolculukta başarılar diliyoruz. O da diyor ki:

"Büyük bir yola çıktık, çok köklü dönüşümler amaçlıyoruz. Bugüne kadar başladığım işleri bitirmek gibi meselem oldu. Bu sürecin bir etabını tamamlayıp yerleştirebiliriz, çocuk tiyatroları bilinci İstanbul'a yayılır, sanat binaları konusunda bu gelişme artarak sürer, yarışmalı sanat binaları üretmede bu Beyoğlu modeli devam eder. Benim isteğim, aynı anda çok koldan başladığımız bu tiyatro dönüşüm hamlesinin başarılı olması."

"Çok nitelikli bir repertuara doğru"

"Marquez'in 'Kırmızı Pazartesi'sini Macit Koper oyunlaştırdı ve İstanbul Tiyatro Festivali'nde üç temsil verdik. O oyunu hazırlamanın, bizim için çok özel, duygusal nedenleri vardı. Türkiye'de, herkesin işleneceğini çok önceden bildiği cinayetlerin sessiz tanığı olan bir toplum yaşıyor.

Ekim'in hemen ilk haftasında dört yeni oyunumuz perde açacak 'Kırmızı Pazartesi' ile beraber. Georg Büchner'in 'Leonce ile Lena', modernitenin kurucu metinleri arasında sayılabilir, Yiğit Sertdemir bu oyunu 'Genç Günler' için yaptı, o kadar nitelikli bir iş çıktı ki biz ana repertuarımıza dahil ettik.

Arkasından Hatice Gülsün Kınal'ın 'Dinmeyen Alkışlar'ı, Aslı Seçkin'in oynadığı Cahide Sonku'nun, biraz da Darülbedayi'nin hikâyesi üzerine kurulu bir melodram.

Musahipzâde Celâl'in 'İstanbul Efendisi'ne gelince, Musahipzâde bizim için çok önemlidir, çünkü bütün piyeslerinin kapağında 'Yalnızca Darülbedayi tarafından oynanabilir,' ibaresi vardır, yani bizim yazarımızdır, bütün piyeslerini yalnızca bizim için yazmıştır. Üsküdar'da onun adını taşıyan sahnede Engin Alkan yorumuyla, çağdaş bir Musahipzâde oyunu olarak sahneleyeceğiz bu yapıtını.

Sınırlı teknik kapasiteye rağmen, şartlarımızı zorlayarak, olağanüstü bir tempoyla çalışarak, çok nitelikli bir repertuara ulaşacağız.

'Kendi Gök Kubbemiz', Sönmez Atasoy'un Yahya Kemal'in şiirlerinden hazırladığı bir oyun. Engin Uludağ yönetti, Toron Karacaoğlu oynuyor. Bu oyunu bir röpriz olarak Yahya Kemal'in ölümünün 50. yılı hatırasına sahneleyeceğiz.

Sait Faik'in hayatından ve hikâyelerinden Savaş Dinçel'in yazdığı 'Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye' arkasından sahnelenecek. Naşit Özcan oynuyor, Ergün Işıldar yönetiyor.

Peşinden Anton Çehov'un 'Vişne Bahçesi' geliyor. Ali Taygun sahneye koyacak.

'Maskeliler', Ilan Hatsor genç bir İsrailli yazar. İsrail- Filistin sorununa bugüne kadar gördüğüm en çarpıcı, en doğru bakış açılarından bir tanesiyle yaklaşıyor. Sarsıcı bir oyun çıkacağını umuyorum. Taner Barlas yönetiyor.

'Deri Ceket', Stanislav Stratiev'in oyunu. Sosyalizm sonrası yalpalayan toplumun hikâyesi. Bu da günümüzde çok şey söylemeye aday bir oyun. Arif Akkaya reji yapacak.

Ünlü 'Kabare' yeni Harbiye Tiyatrosu'nda

"'Balıkesir Muhasebecisi', Reşat Nuri Güntekin'in Çehov çizgisinde bir oyunu. O dönüşümün yarattığı gerilim işleniyor. En son 1969-70 sezonunda Yapı Endüstri Merkezi'nin bulunduğu binada oynanmıştı. O günden beri sahnelenmedi. Biliyorsunuz oradan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na geçmişti Şehir Tiyatroları. Bugün orası da kalacak Harbiye Tiyatrosu adıyla. Muhsin Ertuğrul'un yerinde yeni salon bir sahne daha olacak. Bu nedenle oyunun sembolik bir anlamı var.

Ünlü müzikal 'Kabare'yi ilk kez oynayacağız 'Hayat Bir Kabare'dir adıyla, Yücel Erten'in rejisi ve orijinal formatıyla. Bu oyunumuzu kabare oturma düzeninde yeni Harbiye tiyatromuzda sahneleyeceğiz, orayı bu oyunla açacağız. Çünkü, mekânla gösterim arasında kurulan ilişki son derece organik bir ilişkidir. Bu kurulmadığı zaman yapılan işle seyirci arasında mutlaka bir mesafe kalır. Bir fedakârlıkta bulunduk çok gişe yapacağı belli bu oyunda, ama Kabare'yi kabare gibi seyrettirmek istediğimiz için, daha az seyirciye daha uzun süre oynayacağız.

'Genç Günler'deki iki oyunu yine 'Genç Günler' kapsamında sürdüreceğiz. Bunlar, Nâzım Hikmet'in 'İnek' isimli yapıtı Mehmet Arda'nın rejisi ile ve bir öykü tiyatro, İstanbul öykülerinden oluşan. Kadın eksenli 'Yedi Tepeli Aşk.' Bu yapıtı Ersin Umulu uyarladı.

Güner Sümer'in 'Bozuk Düzen'ini de sahneleyeceğiz. Güner abi bu oyunu, benim Şehir Tiyatrosu'na girdiğim sene, 1976-77 sezonunda sahneye koymuştu. Oyunun prömiyerinden bir ay sonra da aramızdan ayrıldı.

Bu arada Dinçer Sezgin'in 'Telefon Defteri' de projelerimiz arasında. Geçen sezonlardan 25 oyun da devam edecek."

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap