Türkiye'nin sanatsal panoramasıyız

Faruk Şüyün'ün bu haftaki konuğu; Ümit İyem

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A. Ş. tarafından düzenlenen "İstanbul Sanat Fuarı Artist 2011" bu sene biribirinden önemli sergiler ve yurtdışından çok sayıda sanatçı ile 21. kez sanatseverlere kapılarını açtı. 30. İstanbul Kitap Fuarı ile eşzamanlı olarak gerçekleştirilen "Artist 2011"i, fuarın organizatörü Ümit İyem'le konuştum… İlk sorum, bu senenin, diğer yıllardan farklılıkları üzerineydi…

"Her seneki fuarlarımızdan çok büyük bir değişikliğimiz yoktu… Ama geçtiğimiz senelerden farklı olan ne sorunuzun yanıtı, bu kez İtalya'dan ciddi bir katılım vardı, olabilir… Geçtiğimiz yıllarda sanatçılarının fuarlarımızda temsil edilmelerinden çok hoşnut kaldılar. Bu kez, onların Kültür Bakanlığı'nın, 8 bölgeden Gençlik Bakanlıklarının ve 7 enstitülerinin seçtiği 200'den fazla sanatçının çalışmaları bir ön seçimle elendikten sonra, 100'ünün işleri sergilendi. İtalya'nın tüm bölgelerinden katılan bu 100 sanatçı 'Image of Italy-Art As An Ambassador Of The Italian Culture Worldwide' başlıklı bir sergiyle fuara konuk oldular.

Öte yandan yine İtalya'dan Bergamo Sanat Fuarı da bizimle işbirliği yapmak istedi ve 350 metrekarelik bir alanda 10 sanatçılarının çalışmaları sanatseverlerle buluştu. Bu 10 önemli sanatçının eserleri de 'Young Italian Artist For Istanbul' isimli bir seçkiyle fuarda yer aldı.

Onlar da kendi fuarlarında TÜYAP'ta yer alan gerek genç, gerek usta bizim sanatçılarımızı konuk edecekler önümüzdeki yıllarda… Bu, hoş bir başlangıç oldu bizim için…

Yaklaşık bin sanatçının yanısıra birden fazla bağımsız grup ve inisiyatifin sergilerinde de yüzlerde genç sanatçı fuarda işlerini izleyiciye sundu. Bu sene üç farklı salona yayılan Artist 2011, yaklaşık 15 bin metrekarelik bir alana kuruldu.

Profesyonel olarak 30'un üzerinde galeri vardı, İtalya'nın dışında 5-6 ülke daha katıldı. Birkaç özel sergi de yer alıyordu.

Bu sene onur sanatçımız Yurdaer Altıntaş'tı… Prof. Dr. Yurdaer Altıntaş'tan 60 yıllık birikimini izleyicilerimizle paylaşmasını rica ettik, o da bunu seve seve kabul etti ve arşiv, belgeleme ve sunum çalışmalarından oluşan işlerinden örnekler sergilendi. Yine bu birikimin eserlerinin yer aldığı bir kitap hazırlandı…"

Peki, fuardaki satışlar nasıldı?

"Ben, satışlara ilgilenmiyorum; daha doğrusu şunu söylemek isterim: TÜYAP'ın sanat fuarı parayla pek ilgisi olmayan bir etkinlik. Bizim şu satıldı, bu satıldı, şöyle fiyata gitti gibi medyatik davranışlarımız yok. Ama izleyici gezerken görüyor, hangi resmin satıldığını, kaç lira ettiğini de isterse galericiyle konuşup öğrenebiliyor. Biz sanatın parayla direkt ilişkilendirilmesine, özellikle sanat fuarlarında medyatik bir şekilde öne çıkmasına pek hoş bakmıyoruz; eserleri izleyicilerin en iyi şekilde değerlendirdiklerine inanıyoruz."

Ama ressamların da eserlerini satmaları ve para kazanmaları gerekiyor… Öyleyse şöyle sorayım: Siz, aynı zamanda Evin Sanat Galerisi'nin sahibisiniz; bugün ressamlar para kazanabiliyorlar mı? Çark dönebiliyor mu?

"Bence bu çarkın biribirine güvenen 3 ayağı var: Bir tanesi izleyiciler resmi seven, satın alanlar; bir tanesi üretenler, sanatçılar; diğeri de resimleri sergileyenler, yani galericiler… Bu sacayağı biribirlerine güvenirse, etik bir davranış içinde çalışırsa bence bu çark, son derece düzgün döner… Bunun örneği, bugün Türkiye'de hiç olmadığı kadar çok galeri var."

Bunların hepsi çalışıyor, kazanıyor mu?

"Bu ayrı bir soru, bunu tartışmak istemiyorum. Ama benim burada gördüğüm, sağlıklı bir alışveriş var, herkes hayatından memnun, bence doğru bir yoldayız…"

Öyleyse piyasada fiyatların nasıl oluştuğunu sorabilirim…

"Şuradan başlamak isterim: Plastik sanatlara 30, 40 yılını, 50 senesini vermiş sanatçılarımız var; dolayısıyla onların fiyatları zaten bu süreç içinde, toplumla olan alışverişlerinde, birikimlerinde kendiliğinden oluşuyor… Bu fiyatlar yüksek gibi görünüyor, ama bana göre bizim fuardaki rakamlar, öyle uçuk, erişilemez değildi… Yani neredeyse yarım asırlık birikimini burada toplumla paylaşan sanatçıların resimleri için istedikleri, çok büyük, spekülatif rakamlar değildi, gerçekçiydiler… Bunlar, usta sanatçılarımız için…

Tabii bir de orta kuşak ve genç sanatçılar var. Bugün 30-40 yaşlarında olan orta kuşak da son derece mantıklı bir fiyat politikası izliyor bence… Etraftakilere, örneğin basının birazcık abartarak verdiği haberlere bakmadan, müzayede haberlerine rağbet etmeden kendi piyasasını oluşturabiliyor. Bunlar da normal fiyatlar oluyor…

Bir de genç kuşağımız var, akademiden yeni mezun arkadaşlar çoğunluğu ya da bir-iki senedir sanat camiasında kendilerini gösterme fırsatı bulanlar, özellikle TÜYAP fuarlarında… Tabii belirli bir fiyatta olması gerekiyor resimlerinin… Ben şunu söylemek istiyorum, resimlerin fiyatları, ressam ünlendikçe artmaya başlıyor, çünkü talep de çoğalıyor. Ama genç sanatçıların çok düşük rakamlarla sisteme dahil olduğunu görüyorum. Sanırım o rakam da şöyle çıkıyor:

O genç arkadaş senede kaç resim üretebilir? Bir sene boyunca kimseye muhtaç olmadan çalışabileceği küçük bir atölyesi -bir arkadaşıyla da paylaşabilir-; bir evi ve senede de bir-iki hafta -bence hakkıdır- tatil yapma imkânı var mı? Kimseye muhtaç olmadan özgür bir şekilde sanatçı olarak kendini ifade edebilmesi için  her ay belirli bir kazanca ihtiyacı var, aksi halde ya bir yere bağlı olacak ya da yalnızca para kazanmak için işler yapacak ki geçmişte bunun örneklerini Türkiye'de çok gördük.

Toplum bence yeni yeni sanatçıların farkına varıyor, özellikle genç sanatçısını sahipleniyor. Galeriler çoğaldıkça, sergiler arttıkça, kaliteli fuarlar oldukça herkes kendi bütçesine göre bir sanat eseri alıp evine götürüp duvarında sergilemek istiyor.

Bu gençlere fırsat tanımak da galerilere düşüyor. Bizim Tüyap olarak üzerimize düşen görevi yaptığımızı sanıyorum beş senedir sürdürdüğümüz bu uygulamayla… Bu yıl, iki salonda 350'ye yakın genç ressam vardı. Bunların 600-700 resmi bulunuyordu hepsi satılık… Aralarında okulu daha yeni bitirmiş veya henüz okuyanlar da yer alıyordu. Ve fiyatları da çok cazipti.

Nasıl koyulmuştu bu fiyatlar? Demin de söylediğim gibi bir sene boyunca hiç kimseye muhtaç olmadan, özgürce yaşayabilecekleri rakamı, resimlerine yansıtmışlardı…"

Bir senelik emeklerinin kaç tanesini satabilecekler ki?! O da ayrı bir macera… Belki de hiçbirini satamayacaklar… Neyse… Bir fuar daha geride kaldı… Önümüzdeki sene için yeni projeler var mı?

"Söylediğim gibi, bu sene 15 bin metrekarelik bir alana yayıldık. Ama birtakım projeler için sakladığım bir yeni salonum daha var. Becerebilirsem, bilmiyorum, önümüzdeki sene sanat fuarını biraz daha sanat şenliğine dönüştürmek istiyorum… Müthiş bir genç dinamik var, Türkiye'nin yetiştirdiği çok usta sinemacılar da çıkmaya başladı, her taraftan ödüller yağıyor.

Bu fuarın bir bölümünü de sinemacı ve akademisyen arkadaşlarımızla görüşerek kısa metrajlı filmlere ayırmak istiyorum. Sanırım çok hoş bir şey olacak, onların da kendilerini tanıtmaya ihtiyaçları var. Gerçi birkaç festival yapılıyor, biliyorum, ama bunu fuara taşıyıp sanatseverlerin de ilgisini çekecek bir noktaya getirmek istiyorum. Dediğim gibi becerebilirsem çok sevineceğim."

Yani fuar, tam bir kültür-sanat şenliğine dönüşecek…

"Galeriler, güzel sanatlar fakülteleri katılıyorlar fuara… Yani Türkiye'nin her yöresinde üretilen düşünceler, grafik sanatlar olsun, arkeolojik eserler, resimler, heykeller olsun yer alıyorlar fuarımızda… Bunların hepsini, yani Türkiye'nin kültür zenginliklerini önümüzdeki yıldan itibaren kısa filmleri de katarak bir şenlik halinde her yıl biraz daha genişleyerek sunmaya çalışıyoruz…"

Her geçen yıl, sergilenen eserlerin kalitesinin arttığını da izliyoruz… Örneğin bu sene, geçtiğimiz yıla göre çok daha güzel çalışmalar yer alıyordu.

"Birkaç senedir Danışma Kurulu'muz çok ciddi elemeler yapıyor."

Kimlerden oluşuyor bu kurul?

"Kendilerini açıklamak istemiyorlar, çünkü yıpranmak istemiyorlar. Yaptıkları iş, birazcık zor. Düşünün bir galeri başvuruyor, danışma kurulu da tavsiyelerde bulunuyor, şu şu sanatçılarla katılırsanız daha iyi olur diye, bu nedenle de ortaya çıkmak istemiyorlar. Ben, o konuda hak veriyorum kendilerine…

Son iki senede bir kalite artışı var gerçekten. Ama bunun yanında hep insanların kafalarında resim büyük olmalı, pahalı olmalı, sanatçı medyatik olmalı gibi şeyler var… Halbuki öyle değil. Ben hâlâ inatla sürdürüyorum bu tavrımı…

Buraya gelen hiç resim görmemiş insanlar var, ilk kez evine resim götürenler var… Bir suluboya tablo alsa bile önemli, illa pahalı bir resim, ünlü bir ressamın eseri olması gerekmiyor. Ama amatörün dışında biraz mektepli olursa ki tercihimiz, resim eğitimi almış olması… Bizim fuarımızda, çok farklı bütçelere hitap eden resimler vardı. Bazılarına yanlış gelebilir, ama bu inatla sürdürdüğümüz bir politika."

Yani Türkiye'de ne üretiliyorsa bu fuarda var…

"İllâ Nişantaşı fuarı olmak zorunda değiliz! Bizim fuarımızda Türkiye'de üretilen iyi-kötü her şey var. Zaten fuar ticari değilse, ki değil bizimki, TÜYAP'ın kültür fuarlarından birisi, o zaman böyle endişeler duyulmuyor. Arkada bir bankanın desteği yok, sponsorumuz yok, o yok, bu yok… TÜYAP kendi imkânlarıyla, Türkiye'de üretilen ne varsa, hepsini iyi-kötü diye sınıflandırma yapmadan, gencinden ustasına kadar - gördünüz çok usta bir ressamın yanında, okuldan yeni mezun olmuş bir sanatçının resmi vardı - sergiliyor… Bunların güzel şeyler, illâ belirli bir fiyatta, belirli bir ebatta resim yapan markalaşmış isimlere ait olması gerekmiyor. O, başka fuarlar için geçerli olabilir, ama bizim kriterimiz öyle değil."

Onur Sanatçısı Altıntaş'ın arşivi müzesini bekliyor

Fuardaki özel sergilerinizin ikisini, Prof. Dr. Münir Ekonomi Koleksiyonu'ndan Bir Kesit: Arkeolojide Sanat; Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Fotoğrafları Koleksiyonu Cennetin Kıyıları Geçmiş Zaman Fotoğraflarında Boğaziçi'ni de keyifle gezdim… Onur Sanatçısı Yurdaer Altıntaş'ın sergilenen afişlerine dakikalarca baktım. Hepsi orijinal işlerdi… Suluboyalarla, ince fırçalarla, kalemlerle, göznuru ile elemeğinin harika bireşimleriydi… Şimdiki gibi bilgisayar falan ne gezer! 60 yıl önce!..

"Onların hepsi müzelik parçalar… Meselâ ilk tiyatro afişleri var, örneğin Dormen Tiyatrosu'nun ilk oyununun… Ve hepsi tekler… Şimdi ben istiyorum ki meselâ bu afişler bir kuruma gitsin, orada saklansın, zaman zaman sergilerde sanatseverlerle paylaşılsın… Ama bu gelenek, maalesef Türkiye'de yok. Ben, sizin vasıtanızla duyurmak istiyorum ki Yurdaer Altıntaş'ın çok güzel bir arşivi var, bozulmadan, dağılmadan yıllarca muhafaza etmiş…

Bu saaten sonra Yurdaer Abi bu arşivi evde saklamak istemiyor, paylaşmak istiyor, onun için bir kurum alıp kendi yapısına taşırsa çok faydalı bir iş yapmış olacağını düşünüyorum…"

Heykeltraşlar da zahmetli olmasına rağmen işlerini fuara taşımaya istekliler

Bu sene fuarda sergilenen heykellerin sayısı da artmıştı…

"Gerçekten son 2 senedir heykeller çoğalmaya başladı. Geçmiş yıllardaki onur sanatçımız Mehmet Aksoy'un müthiş heykel sergisi ile birlikte ivme kazandı bu… Heykel çok meşakkatli bir iş, hammaliyesi çok zor, galeriler de kaçıyordu bundan. Çünkü, büyük bir heykelin taşınması, nakledilmesi, insanların satın alıp evlerine veya işyerlerine götürmesi, bunların hepsi resim nakli kadar basit şeyler değil. Dolayısıyla heykelin fiyatı da otomatikman artmaya başlıyor… Ama son iki senedir görüyorum ki, heykeltraşlar da işlerini fuara taşımaya son derece istekliler…"

 

Bu konularda ilginizi çekebilir