Uzun yolculuklar 'tromboz' riskini artırıyor

Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Demir, uzun yolculukların hem bacak derin damarlarında hem de akciğer damarlarında ortaya çıkabilen toplardamar tıkanıklığı (venöz tromboz, VTE) sakatlığa ve ölüme yol açabileceğini açıkladı

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

ANKARA - Hem bacak derin damarlarında hem de akciğer damarlarında ortaya çıkabilen toplardamar tıkanıklığının (VTE)  sakatlığa ve ölüme yol açabildiği, uzun süreli yolculuklarda VTE oluşma riskini 2 kat arttırdığı belirtildi. 

Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Muzaffer Demir,  AA muhabirine yaptığı açıklamada, trombozun atar ve toplardamar içinde kan pıhtısının oluşması ve kan akışını engellemesi durumu olduğunu belirterek, damar tıkanmasına bağlı olarak organ yetersizlikleri, sakatlıklar ve ölümlerin meydana gelebildiğini söyledi. 

Kan pıhtılaşmasının atardamar veya toplardamarlarda ortaya çıktığını anlatan Demir, dünyada ölüm nedenlerinin ilk sırasında tromboza yol açan kalp-damar hastalıklarının geldiğini söyledi. 

Sakatlığa veya ölüme yol açabilen kalp krizi ve inmelerin (felç) halk tarafından bilindiğini ancak üçüncü damar tıkanıklığı hastalığı olan ''toplardamar tıkanıklığı''nın (venöz tromboembolizm, VTE) yeterince bilinmediğini ifade eden Demir, '' VTE de sakatlığa ve ölüme yol açabilir. VTE hem bacak derin damarlarında (derin ven trombozu-DVT) hem de akciğer damarlarında (pulmoner emboli-PE) ortaya çıkabilmektedir'' şeklinde konuştu. 

Risk faktörleri 

VTE oluşumunu kolaylaştırıcı risk faktörlerine değinen Demir, ''gebelik, lohusalık dönemi, doğum kontrol haplarının kullanımı, şişmanlık, hastaneye yatış, uzun süre hareketsiz yatmak, uzun süreli seyahatler, ortopedik ve genel cerrahinin büyük ameliyatları ve sigara kullanımı''nın geçici risk faktörleri arasında yer aldığı  kaydetti. 

Bunun yanı sıra kanser, kalp yetersizliği, hastaneye yatış gerektiren dahili hastalıklar, felç ve böbrek- karaciğer gibi organ yetersizliğinin de VTE için risk faktörleri arasında yer aldığına işaret eden Demir, kalıcı risk faktörünün ise aile bireylerinde var olan bir genetik bozukluğun kişiye geçmesi ile oluşan yatkınlık olduğunu söyledi. Demir, ailesel trombozların daha çok gençlerde ortaya çıktığını da ifade etti. 

Bacak ve akciğerlerde kan pıhtısı oluşumu önlenebilir 

Bacak ve akciğerlerde kan pıhtısı oluşumunun önlenebileceğine dikkati çeken Demir, öncelikle bireylerin kendi taşıdıkları risk faktörlerini (aile öyküsü, geçici risk faktörlerini) bilmeleri gerektiğini söyledi. 

Uzun süreli yolculukların venöz tromboz oluşma riskini 2 kat arttırdığına işaret eden Demir, şöyle devam etti: 

''6-8 saatten uzun süreli hava yolculukları başta olmak üzere tüm yolculuklar için her 1-2 saatte bir ayağa kalkılması ve yürünmesi, seyahat esnasında sigara kullanmaktan kaçınılması, baskı oluşturmayan rahat giysilerin tercih edilmesi, bacakların sık olarak kasılıp gevşetilmesi, oturma pozisyonunun sık değiştirilmesi, sıvı kaybının önlenmesi ve bu amaçla tercihen alkol içermeyen sıvıların içilmesi, varis çoraplarının kullanımı ve uzun süreli hareketsizliğe yol açabilecek yatıştırıcılar ile alkol kullanımından kaçınılması önerilir.'' 

Olguların çoğu taburcu sonrası çıkıyor 

Olguların çoğunluğu hastaneden taburcu edildikten 90 gün içinde ortaya çıktığını belirten Demir, ''Aslında kan pıhtıları, önlenebilir hastane yatışı sonrası ortaya çıkan önde gelen ölüm nedenidir. Hastaneye yattıktan sonra bireyler, kan pıhtısı gelişme risklerine yönelik değerlendirilmeli ve koruyucu tedavi uygulanmalıdır'' ifadelerine yer verdi. 

Hastanede iken, hastaların hareketli olması ve riski azaltmak için mümkün olduğunca sık yürümesi gerektiğini ifade eden Demir, bazı hastaların, taburcu olduktan sonra profilaksinin devam etme ihtiyacı değerlendirilerek antiembolik çorap kullanımının devam etmesi gerektiğini kaydetti. 

Bacakta pıhtı nedeniyle oluşan derin ven trombozunun bacak ağrısı, hassasiyet ve şişlik yaparken, akciğerde anormal kan pıhtısı oluşumunun nefes darlığı, göğüs ağrısı, nefes almada güçlük ve öksürük ve bazen kanlı balgam yapabileceğini belirten Demir, böyle bir şüphe durumunda  tanıyı doğrulamak için acilen bazı testler istendiğini ve hastalar kanama riski açısından hızlıca değerlendirildiğini ifade etti. 

 Kanama riski yüksek değil ise sonuçlar çıkıncaya kadar kan sulandırıcı iğne veya haplarla tedaviye başlanacağını anlatan Demir, teşhis doğrulandıktan sonra en az 3 ay, genellikle 3-6 ay boyunca ilaçlar kullanıldığını anlattı. 

Kan pıhtılarının oluşumunun çevresel veya yaşam şekline bağlı ortaya çıkabildiğine işaret eden Demir, uzun yıllar boyunca sadece erişkinleri ilgilendiren bir hastalık grubu olarak bilinen trombotik olayların son yıllarda pediatrik hematoloji ve genel pediatri pratiğinde sık tartışılan hastalık grupları içinde yerini aldığını söyledi. 

Demir, tromboz hakkındaki bilinci artırmak, nedenleri, risk faktörleri, belirtileri ile bulguları hakkında farkındalık oluşturmanın tromboembolik hastalık nedeniyle ölümleri ve sakatlıkları azaltmanın önüne geçeceğini vurguladı. 

Bu konularda ilginizi çekebilir