Akıllı ve sürdürülebilir mobilite geleceğin ulaşımında kilidi açacak
Nüfus artışı, yoğun trafik, çevresel etkiler ve artan ulaşım talebi, şehirlerde mobilitenin yeniden şekillenmesini zorunlu kılıyor. Hız ve verimliliğin yanı sıra erişilebilirlik, güvenlik ve sürdürülebilirliği de odağına alan yeni nesil mobilite çözümleri; toplu taşıma, mikromobilite ve dijital teknolojileri entegre ederek daha yaşanabilir şehirlerin kapısını aralıyor.
Hüseyin VATANSEVER
Ulaşımda insanların ve taşınılan yüklerin bir ağ içinde daha kolay, hızlı ve verimli taşınması ihtiyacı mobilite kavramını gündeme taşıdı. Otobüs, tren, otomobil ve demir yolları ve karayolları gibi fiziksel araçları içeren geleneksel ulaşım anlayışının yanı sıra mobilite; deneyimin kalitesini de kapsıyor. Seyahat sürelerini, trafik akışının düzgünlüğünü, trafik sıkışıklığı düzeylerini ve kullanıcı seçeneklerini ölçen mobilite yaklaşımıyla daha verimli bir ulaşım için farklı modları birbiriyle bağlantılı kullanılabiliyor. Ayrıca mobilite yaklaşımı teknolojik uygulamalarla kullanıcı deneyimini zenginleştirme avantajını da taşıyor.
Mobiliteyi aynı zamanda şehirlerin mekânsal yapısını şekillendiren, yeni fırsatlara kapı aralayan, kamu hizmetlerine ve barınmaya eşit erişimi etkileyen temel bir kentsel hizmet olarak da değerlendirmek mümkün. Kent merkezleri genişledikçe, ulaşım sistemleri çevresel etkileri azaltırken sosyal kapsayıcılığı ve ekonomik üretkenliği sağlamada kritik bir rol oynuyor. Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (Un-Habitat) tarafından paylaşılan değerlendirmelere göre 2050 yılına kadar, toplam yolcu seyahat talebinin 2000 yılına kıyasla üç ile dört kat artabileceği varsayılıyor ve yük taşımacılığına olan talebin üç katından fazla artabileceği öngörülüyor. Bu durum, sürdürülebilir kentleşmeyi desteklemek için entegre, iklime duyarlı ve kapsayıcı mobilite sistemlerine acil ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Küresel boyutta kentlerin büyük çoğunluğu 2023 itibarıyla, ciddi trafik sıkışıklığıyla mücadele ediyor. Hatta trafik kazaları her gün dünya genelinde 3 bin 260 kişinin hayatına mal olurken, ulaşım kaynaklı emisyonlar enerji kaynaklı tüm sera gazı emisyonlarının neredeyse dörtte birini oluşturuyor. Bu zorlukların üstesinden gelmek, trafik sıkışıklığını, önlenebilir kazaları ve hava kirliliğini azaltmak amacıyla yeni teknolojilerden yararlanan, daha güvenli, daha uygun fiyatlı, erişilebilir, entegre ve sürdürülebilir ulaşım sistemlerine acil ihtiyaç duyuluyor.
Ancak, sürekli artan otomobil talebini karşılamak için otomobil odaklı altyapıyı genişletmeye dayalı geleneksel çözümün sorunu sadece daha da kalıcı hale getirdiği görülüyor. Bu yaklaşım, kentsel yayılmayı körüklerken, otomobile bağımlılığı artırıyor ve altyapıya yönelik sürekli artan bir talep döngüsünü tetikliyor. Böylece trafik sıkışıklığı ve çevresel bozulma daha da şiddetleniyor. Bu döngüyü kırmak, daha yaşanabilir ve sürdürülebilir şehirler için aktif ulaşım, toplu taşıma ve iklim direncine öncelik veren, insan odaklı kentsel hareketlilik çözümlerine doğru dönüştürücü bir geçiş gerekiyor
Daha erişilebilir ve sürdürülebilir hareketlilik meydana getirilebiliyor
Kentsel hareketlilik sorununu çözmek için kentsel planlamada bir paradigma değişikliği şarttır. Erişilebilirliği artırmak ve seyahat ihtiyacını azaltmak amacıyla, karma arazi kullanımına sahip kompakt şehirler kurmaya odaklanılması önem taşıyor. Kentsel planlamada mobilite; seyahat mesafelerini en aza indirgemeyi, sürdürülebilir ulaşım türlerinin payını artırmayı ve emisyonları optimize etmeyi hedefleyen, insan odaklı bir yapıda tasarlanmalı.
Bu dönüşümün kritik unsurunu gelişmeyi toplu taşıma merkezleri etrafında yoğunlaştıran Toplu Taşıma Odaklı Gelişim modeli oluşturuyor. Diğer mobilite çözümlerini bu ana omurga ile ilişkilendirmek daha üretken yapıları kurabiliyor. Otomobilsiz yaşamı teşvik eden araç paylaşımı ya da kısa mesafeli kullanım çözümlerine dayalı uygulamalar trafiğin yükünü azaltırken daha az miktarda vasıtadan daha fazla oranda yararlanılmasını da sağlıyor.
Çoğu yolculuğun birden fazla ulaşım türünü içerdiği göz önüne alındığında, şehirlerde çok modlu sistemlere yatırım yapması ve bu sistemlerin sorunsuz bir şekilde entegre olmasını sağlayan mobilite çözümlerinin hayata geçmesi pek çok kazanımı beraberinde getiriyor. Verimliliği en üst düzeye çıkarmak için raylı sistemler ya da metrobüs gibi yüksek kapasiteli yolcu taşımaya uygun lastik tekerlekli ulaşım türleri, besleyici hizmetlerle bağlantılı olmalı ve aktif hareketlilik türleriyle iyi bir şekilde entegre edilmeli.
Bu noktada “Son mil erişimi” olarak da adlandırılan mikromobilite çözümlerinin iyileştirilmesi, kent sakinlerinin toplu taşımaya kolayca ulaşabilmelerini sağlamanın anahtarı halini alıyor. Kentsel hareketliliği dönüştürmek için şehirler, arazi kullanımı, aktif hareketlilik, toplu taşıma ve güvenlik önlemlerini bir araya getiren bütüncül ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsemeli. Bu yaklaşım doğrultusunda geliştirilecek mobilite sistemleri daha dayanıklı, erişilebilir ve yaşanabilir kentsel ortamları insanlara kazandıracak.
Yürüyüş, bisiklet, otobüs ve metro ya da toplu taşıma kullanımına dayalı şehir içi mobilitenin yanı sıra dijitalleşmenin öncülüğünde ve elektrikli araçlar dönüşümünü de kapsayan uygulamaların hayata geçişini sağladığı akıllı mobilite kavramını da ele almak gerekiyor. Seyahati daha güvenli ve daha çevre dostu hale getirmek için kullanılan dijital uygulamalar, sahadan toplanarak gerçek hayat deneyimine dayanan veriler ve akıllı teknolojilerden yararlanmak ulaşımın bugününü ve geleceğini şekillendiriyor.
Mobilite ve bununla ilişkili hizmetler farklı kamu kurumları ya da özel şirketler tarafından sunulan ulaşım seçenekleri üzerinden planlanabilir. Bu durumda hizmetler, planlama ve ödeme için kullanımı kolay akıllı telefon uygulamasıyla bir araya getirilebilir. Ürün, uygulama ya da hizmetler anlamında mobilite başlı başına bir evren olarak kurgulanıyor ve sürdürülebilirlik çerçevesinde güvenliği artıracak, çevre kirliliğini azaltacak, enerji tasarrufu sağlayacak ve çevreyi koruyacak şekilde insan ve yük taşımayı kolaylaştıracak pratikler hayata geçiyor.
Tüketiciler mobiliteyi nasıl şekillendirecek?
Tüketici beklentileri, mobilitenin her alanında değişimi beraberinde getiriyor. Ekonomik baskılar satın alma kararlarını etkilerken, yeni teknolojiler araç tercihlerini değiştiriyor, dijital kanallar insanların araç satın alma şeklini dönüştürüyor ve bazıları yaygınlaşmanın eşiğinde olan devrim niteliğindeki ulaşım seçenekleri daha fazla seçenek sunuyor. Bu değişimler pazarlara ve müşteri segmentlerine göre farklılık gösterse de hepsi bir araya geldiğinde mobilitenin geleceğini yeniden şekillendiriyor.
Ayrıca uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasıyla birlikte pratik çözümler araç sahipliğinin güçleştiği günümüz koşullarında daha esnek çözümleri geçerli kılıyor. Tüketiciler, gelecekte daha geniş ulaşım seçenekleri kullanmayı beklerken; mikro mobilite ve paylaşımlı otonom araçlar, en umut verici büyüme fırsatları olarak öne çıkıyor. Bu durum ayrıca geleneksel paylaşımlı mobilite çözümleri sunan şirketler üzerinde baskı oluşturuyor.
Mobilite yeni girişim alanları oluşturuyor
Günlük yaşamda mobilite kavramı doğrultusunda gün geçtikçe yeni uygulamalar gündeme geliyor. Yeni girişimlerin doğmasını da sağlayan bu süreçte dikkate değer yatırım alan yeni çerçeveler de oluşuyor. Bunlardan bazıları şöyle sıralanıyor:
n Mikro Mobilite: Elektrikli scooter, bisiklet paylaşım sistemleri ve son mil (last-mile) teslimat araçlarından oluşuyor. Kent içi ulaşımın ana taşıyıcı unsurları olan metro ya da metrobüs gibi araçlara erişimi kolaylaştıran bu mikro mobilite uygulamaları yolcunun seyahatini tamamlayacağı noktaya ulaşımını da kolaylaştırıyor.
n E-Mobilite ve Enerji: Elektrikli araç (EV) temelinde yükselen ve emisyon miktarını azaltan bu uygulamalarla batarya teknolojileri, şarj ağı altyapıları ve dönüşüm sistemleri de önem kazanıyor. Şarj süresini kısaltan yüksek voltajlı istasyonların yanı sıra şarj randevusu almak ve ödemeyi kolaylaştırmak için geliştirilen yazılımlar da böylece ekosistemin bir parçası halini alıyor.
n Bağlantılı ve Otonom Araçlar: Yapay zekâ destekli sürüş asistanları, otonom taşıma sistemleri ve araç içi teknolojilerle araç sahipliğinin azalması ve kazaların önlenmesi hedefleniyor.
OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu ithalatı azaltacak
Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda, Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) öncülüğünde, Türkiye Kalkınma Fonu (TKF) desteğiyle kurulan OİBVentures Mobilite İnovasyon Fonu tanıtıldı. Bu yeni fonun kuracağı sanayi startup işbirliği köprüsü ile mevcut otomotiv üretim ve yatırım gücü; yeni, parlak ve başarılı fikirlere sahip startupların gelişmesini destekleyecek. OİB'nin üretim ve sanayi gücü, TKF'nin de akıllı finansman uzmanlığını birleştirmek suretiyle bir girişim ekosistemi meydana getirmeyi hedefleyen fon, ülke ekonomisi ve ihracatında önemli payı bulunan otomotiv sektörünü dönüşümün içinde güçlü tutmak, bu alanda dışa bağımlılığı azaltmak ve sektörün gelişmelere ayak uydurmasını sağlayacak. Diğer taraftan bu girişim sermayesi yatırım fonunda akıllı araç, sürüş alanı, otomotiv, mobilite araç yazılımları, otonom sürüş dikeyindeki yeni nesil akıllı ulaşım çözümleri gibi elektrikli araç ekosistemini, yeşil dönüşüm ve sıfır emisyon hedeflerini yakalamak ve dijitalleşme, akıllı cihaz ekosistemini desteklemek gibi hedefler de mevcut.
Otonom araçlarla yeni bir dönem başlatacak
Gelecekte ulaşım ihtiyaçlarının alacağı biçim ile ilgili hedefler halihazırda mevcut. Önemli ve hızlı bir değişim sürecinden geçmekte olan otomotiv endüstrisinde otonom araçlar, elektrikli araçlar, bağlantılı araçlar ve araç paylaşımı veya yolcu paylaşımı alanlarında büyük gelişmeler yaşanmakta. Bahse konu alanlarda çalışan uzmanlar; artık ulaşım ihtiyaçlarını sadece bir araca sahip olmak olarak değil, "Mobilite Hizmeti" olarak daha kapsamlı bir bakış açısıyla değerlendiriyor. Özellikle otonom araçlar, toplumu ve yaşam tarzlarını kökten değiştirecek potansiyele sahip. Kazaların önlenebilmesiyle milyonlarca hayatın kurtarılması ilk sırada yer alıyor. Bununla birlikte araç giderleri ve sigorta primlerindeki azalma sayesinde ulaşım maliyetlerinde önemli bir düşüş yaşanması bekleniyor. Diğer taraftan otonom sürüş sayesinde seyahat boyunca harcanan zamanın başka faaliyetlere ayrılması mümkün olacak.