Ata tohumları iklim krizine karşı umut oldu

Sağlıklı üretim ve gıda güvenliği için yerel tohumlara ilgi artarken, uzmanlar ata tohumlarının sürdürülebilir tarım ve iklim krizine dayanıklı gıda sistemleri açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Ata tohumları iklim krizine karşı umut oldu

Türkiye’nin tarımsal zenginlikleri arasında yer alan yerel tohumlar, biyolojik çeşitliliğin korunması ve geleneksel üretim kültürünün yaşatılması açısından önemini koruyor. “Ata tohumu” olarak adlandırılan bu çeşitler, yetiştiği bölgenin iklimine ve çevresel koşullarına doğal uyum sağlayarak kuşaktan kuşağa aktarılmış genetik miras olarak öne çıkıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bahçe Bitkileri Araştırmaları Daire Başkanı Doç. Dr. Davut Keleş, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ata tohumlarının ekosistem dayanıklılığı ve toprak sağlığı açısından önemli işlev üstlendiğini belirtti.

Keleş, yerel genetik kaynakların korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla Bakanlığa bağlı araştırma enstitülerinin vatandaşların desteğiyle yerel tohum toplama çalışmaları yürüttüğünü ifade etti.

“2018 yılından bugüne kadar yaklaşık 300 yerel çeşit adayı incelendi, bunların 49'unun yerel çeşit olabileceği tespit edilerek tescil çalışmaları tamamlandı.” dedi.

Yerel gastronomiye katkı sağlıyor

Yerel üreticilerin ve vatandaşların ata tohumlarının korunmasına aktif katkı sunduğunu belirten Keleş, bu konuda toplumsal farkındalığın her geçen gün arttığını söyledi.

Son yıllarda yerel tohum kullanımında belirgin artış yaşandığını kaydeden Keleş, “Bu artış temel olarak, insanların sağlıklı beslenmeye, gıda güvenliğine ve doğala dönüşe olan duyarlılığının artmasına, endüstriyel gıdalara duyulan güvensizliğe ve iklim krizinin getirdiği çevresel farkındalığa bağlanıyor.” diye konuştu.

Yerel çeşitlerin lezzet ve genetik çeşitlilik bakımından önemli avantajlar sunduğunu dile getiren Keleş, ticari pazarlama ve taşımacılık açısından modern hibrit tohumlara göre daha sınırlı imkanlara sahip olabildiğini belirtti.

“Yerel çeşitler gerçek performanslarını uyum sağladığı bölgelerde göstereceği için menşeinde yetiştirilmesi önem taşıyor. Bu yüzden yetiştiriciliğin yerel çeşitler açısından ekolojik kısıtı var. Ancak bu ekolojik kısıt aynı zamanda yerel gastronomi açısından çok büyük avantajlar sağlıyor. Çünkü yerele ait gastronominin oluşmasında orada yüzyıllardır yetişen çeşitlerin tat ve aroması çok büyük katkı sağlıyor.” ifadelerini kullandı.

24 farklı yerel tohum için üretim sürüyor

Yerel çeşitlerin korunması amacıyla yüksek güvenlikli ulusal gen bankalarında saklanmasının önemine değinen Keleş, afet ve savaş gibi risklere karşı bu tohumların güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

Araştırma enstitülerine ulaştırılan yerel çeşit adaylarının aşamalı olarak tescil sürecinden geçtiğini anlatan Keleş, şu bilgileri verdi:

“Günümüzde TAGEM'in 6 araştırma enstitüsünde ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ortaklığında domates, biber, patlıcan, fasulye, kavun, şelengo, kabak, karpuz, lahana, dereotu, roka, tere olmak üzere 12 türde toplam 24 çeşitte yerel tohum üretim çalışmaları devam ediyor. 2026'da 992 bin 811 paket tohum Tarım Kredi Kooperatifleri vasıtasıyla üreticilerimizle buluşturulacak.”

Ata tohumlarıyla ilgili yanlış bilinenler

Keleş, ata tohumlarıyla ilgili kamuoyunda bazı yanlış inanışların bulunduğunu belirterek, bu tohumların hiçbir zaman hastalanmadığı, ilaç gerektirmediği veya her zaman daha verimli olduğu yönündeki düşüncelerin doğru olmadığını söyledi.

Şekli bozuk her meyve ve sebzenin ata tohumundan üretildiği yönündeki inanışın da gerçeği yansıtmadığını ifade eden Keleş, yerel tohum ticaretinin tamamen yasak olduğu yönündeki söylemlerin de yanlış bilgilendirme içerdiğini aktardı.

İklim krizine karşı dayanıklı sistemler için öneri

Yerel çeşitlerin iklim krizine dayanıklı tarım sistemleri açısından önemli potansiyel taşıdığını vurgulayan Keleş, modern kültür çeşitlerinin yüksek verim hedefiyle geliştirildiğini, yerel çeşitlerin ise zorlu koşullarda daha düşük kayıpla üretim yapabilme özelliğine sahip olduğunu belirtti.

“Modern kültür çeşitleri en iyi koşulda en yüksek kazanç üzerine optimize edilmişken, yerel çeşitler nesiller boyu süren doğal tozlaşmanın getirdiği genetik çeşitlilikle en kötü koşulda en az kayıp prensibiyle çalışıyor. Bu nedenle, sürdürülebilir ve iklim krizine dayanıklı gıda sistemlerinin tasarımında yerel çeşitlerin düşük verimli olarak yaftalanıp tamamen terk edilmesi değil, sahip oldukları kararlılık genlerinin modern ıslah programlarında kaynak olarak kullanılması teknik açıdan en doğru yaklaşımdır” dedi.