8 °C

Hem çok kültürlü hem çok "lezzetli"

Bu hafta sonu Hatay’dayız. Hoşgörünün ve ilklerin kentinde tarihten ve mitolojiden binbir öykü çıkacak yolumuza. Ürünlerini tadacağımız müthiş mutfağı da cabası.

Hem çok kültürlü hem çok lezzetli

NERMİN SAYIN

“Hafta Sonu Molası”nı Hatay’da vereceğimi duyan ve daha önce bu güzel kentimize yolu düşen dostlarımın hepsi bir başka tüyo verdiler: Kimi Arkeoloji Müzesi’nin yeni halinde mozaiklerin görkeminin ne kadar ortaya çıktığından bahsetti, kimi Uzun Çarşı’nın hâlâ Anadolu’nun en keyifl i alışveriş merkezlerinden biri olduğundan... Bazıları “St. Pierre Kilisesi’ne kadar çıkmışken, mutlaka patikadan 10 dakika devam et; görkemli Kharon kabartmasını görmeden gelme” dedi, bazıları da “Bol fıstıklı künefe yemeden dönme.” Önerilerin hepsini tuttum. Üstelik yakın çevremin Hatay’a bu ilgisi, ne kadar şölensel bir rota çizdiğimi daha şehre inmeden kanıtlamış oldu bana...

Hem çok kültürlü, hem çok “lezzetli” bu kadim kentimizde Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde dur durak bilmeden dolaştım. Hoşgörünün, ilklerin ve gerçekten derya gibi bir mutfak kültürünün ortasında buldum kendimi. İsterseniz şimdi size Hatay’da bıraktığım ayak izlerine basa basa, keyifl i molamı anlatayım...

Hadi gezmeye başlayalım!

İlklerin ve hoşgörünün kenti denir ya, Saint Pierre Kilisesi Anıt Müzesi'ni ve Habib-i Neccar Camii'ni ardı ardına gezince ben de katıldım bu yaygın kanıya. İlki Haç Dağı'na oyulmuş, Hristiyanlığın ilk mabetlerinden, “Hristiyan” sıfatının ilk anıldığı kutsal alan. İçinde dağın tepesine uzanan bir tünel de var, zamanında baskıya uğrayan ilk Hristiyanlar kaçmak için kullanırlarmış. Girişi bile o kadar dar ki tüyleriniz ürperiyor. Kentin ortasında kalan Habib-i Neccar Camii ise bir başka ilk: Anadolu’nun en eski camisi. MS 40’larda Hz. İsa’nın havarileri Yuhanna ve Pavlus’u putperestlerin hışmından korumaya çalışırken öldürülen Habib-i Neccar’ın da, iki havarinin de türbeleri bu kadim ibadet mekânın içinde... Ama durun, kente inmeden, Saint Pierre’e 10 dakika mesafedeki Kharon’u ziyaret edecektik! O, çok daha uzun zamandır, MÖ 175’lerden beri burada. O dönemde dehşetengiz bir veba salgını yaşanmış. Halk da, kahinlerin önerisiyle mitolojide “Cehennem Kayıkçısı” olarak anılan Kharon’un dev bir kaya kabartmasını yaparlarsa salgının duracağına inanmış. Durunca da yarım bırakmış kabartmayı! Patikayı çıkmak biraz zahmetli, haberiniz olsun.

Hatay demek mozaik demek! Hem de ne mozaik... ONE Derneği’nin “Mozaik Yolu” projesine de dahil olan kentte, tabiri caizse toprağı eşeleseniz eser çıkıyor. Kısa bir süre önce bulunan iskeletli mozaiğin arkeloji dünyasında uyandırdığı ilgi ortada. Yeni çıkanı değil ama, yıllar içerisinde çıkarılanları modern binasına taşınan Hatay Arkeoloji Müzesi’nde görmek mümkün. Mağara tasvirleri, Hitit krallarından Şuppiluliuma’nın dev heykeli, civardaki onlarca arkeolojik alanda bulunanlar görebilecekleriniz arasında.

Müzeden çıkıp kadim şehrin sokaklarında detayları keşfede keşfede, fotoğraf çeke çeke Uzun Çarşı’ya ulaşalım mı artık? Sokak sokak, aralık aralık keşfetmesi bir gün sürer. Ama özellikle baharatçılar bölümüne uğramakta fayda var, hem alışveriş, hem de bu rengarenk ve bin kokulu şifa kaynaklarını daha iyi tanımak için. Sonra da yine çarşının içindeki Ulu Çınar’ın altında bir közde künefe ya da Hatay’ın yerel tatlısı haytalıdan yedik mi, bizden mutlusu yok!

Eğer yolunuzu benim gibi Harbiye’ye uzatırsanız, epey azalsa da ipekçileri gezebilir, çağlayanlar bölgesinde yerel ürün satan tezgâhlardan alışveriş yapabilirsiniz. Apollon’un Gözyaşları da denen şelale, özellikle bahar ve yaz aylarında coşkun akarmış, şimdi dinlenmede. Ama çevre yine de çevresi güzel bir yürüyüş rotası... Bir başka doğa molasını da Musa Ağacı’nda verin. Pişman olmazsınız!

MİDENİZ ŞENLİĞE HAZIR MI?

Sadece yemekleri için bile buraya gelinebilir. Humus, oruk ve abagannuş başta olmak üzere mezeler o kadar lezzetli ki kebaba yer kalmayabilir. Künefesiyse gerçekten başka yerlerde yediklerimize benzemiyor. En altta da biberli ekmeklerini görüyorsunuz, onun tadının sırrıysa tandırda. Zahter başta olmak üzere envai çeşit baharat, nar ekşisi ve zeytin valizinizde sığacak lezzetler arasında.

HATAY’DA BU ÜÇ YERİ GÖRMEDEN DÖNMEYİN!

İlk duraklarınızdan biri Arkeloji Müzesi olmalı. Müzenin en ünlü mozaiklerinden biriyse “Okeanos ve Tethys.” Okyanuslara adını veren mitolojinin deniz tanrısı ve tanrıçası, yapılışından yüzyıllar sonra bile etkileyici. Müzeden çıkıp da şehir turunuza başladınız mı, yolunuz Habib-i Neccar Camii'nden geçmeli. Çok zarif bir minareye sahip olan cami, Hz. İsa'nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canından olan Habib-i Neccar'ın adını taşıyor ve Anadolu sınırlarında yapılmış ilk cami olarak kabul ediliyor. O kadar kadim bir topraktayız ki yandaki resimdeki de Musa Ağacı. Rivayete göre, Musa'nın asasından, Ab-ı Hayat'ın filizlendirmesiyle yeşermiş bir fidan... Bugün keyifl i bir mesire yerinin tam ortasında.

Narenciye ağaçlarının sakladığı tarih

Merkezdeki gezinizi çevredeki bir sürü kadim toprağa doğru genişletebilirsiniz, alternatifiniz bol. Benim tavsiyemse ilk olarak Titus Tüneli ve etkileyici Kaya Mezarları’nı (üstte) görmek için pusulayı Samandağ’a çevirmeniz. Upuzun Samandağ sahilinin hemen yakınındaki arkeolojik alan, narenciye ve zeytin ağaçları içinde birdenbire beliren nefis bir tarih durağı vadediyor seyyahlara. Samandağ’dan Antakya’ya dönerken St. Simon Manastırı’na da kırabilirsiniz direksiyonu.

Antikçağ’da ışıklar içinde bir cadde

Dünyanın ilk aydınlatılan caddesi, Herod’muş. Antikçağ’da zeytinyağı çıralarıyla gecenin gündüze çevrildiği, 24 saat yaşayan Herod, bugünkü Kurtuluş Caddesi’nin tam altında. Caddede hangi yöne dönerseniz tarih karşılayacak sizi. Sarımiye Camii’yle Protestan Kilisesi’nin sırt sırta duruşundaki bilgelikten etkilenerek süzeceksiniz çevreyi. Eski Antakya evleri dinlemesini bilene neler neler fısıldayacak. Tam Habib-i Neccar Camii’nin karşısındaki Hatay Valiliği El Sanatları Teşhir ve Satış Merkezi’ni de gezin, hediyeliklerinizi seçersiniz.

Fotoğraf çeke çeke Uzun Çarşı’yı bulun

Kurtuluş Caddesi’nden devam ederek de Antakya evlerinin hikâyelerini dinleyebilirsiniz, Protestan Kilisesi’nin olduğu sokaktan Hürriyet Caddesi’ne doğru ilerleyerek de. Fotoğraf meraklısıysanız, özellikle kapılara, hele hele yüzüğünü takınmış zarif birer hanım eli olan kapı tokmaklarına çevirin objektifinizi. Ya Hürriyet Caddesi sizi nereye götürecek? Ulu Cami’ye ve hemen yanındaki Uzun Çarşı’ya. O Uzun Çarşı ki mis gibi baharat kokularıyla yerini belli etmekte.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.