Yabancı sermayenin yüzde 80’i dil bilen şirketlere gidiyor
Türkiye’de dil bilen firmaların yüzde 40 daha hızlı büyüdüğünü söyleyen uzmanlar, yabancı sermayenin yüzde 80’inin de dil bilen şirketlere gittiğini belirtti. Yabancı dilin en büyük psikolojik barikat olarak ortaya çıktığını ifade eden uzmanlar, "Tercümanla yapılan pazarlıklar, fiyatı düşürür ve kârı azaltır" dedi.
Hamide HANGÜL
Türkiye’de binlerce kişi, "İngilizce konuşurken hata yaparım" endişesiyle iletişimde dil bariyerine takılırken, yurt dışında dil eğitimine de milyonlarca dolar harcıyor.
Yabancı dilin en büyük psikolojik barikat olarak ortaya çıktığını söyleyen Seda Yekeler Eğitim Vakfı (SEYEV) Kurucusu ve Dil Bilimci Seda Yekeler, Türkiye’de "Anlıyorum ama konuşamıyorum" cümlesinin çok duyulduğunu, insanların bu bahaneye yetersizlikten değil, hata yapmanın getireceği hayali toplumsal utançtan kaçınma refleksi olarak sığındığını söyledi.
İngilizce sendromuna işaret eden Yekeler, çözümün daha fazla gramer çalışmak değil, beyni dili üretmeye teşvik eden; dinleme, anlamlandırma ve konuşmayı birlikte geliştiren nöro-dilbilim temelli bir edinim modeli olduğunu vurguladı.
Yekeler, "Konuşma ancak beyin dili otomatik işlemeye başladığında doğal olarak ortaya çıkar" dedi. Vakıf olarak dil konusunda bir araştırma yaptıklarını açıklayan Yekeler, çıkan sonuçları şöyle paylaştı:
"Yaptığımız çalışmada yabancı dili anlama konusu çok iyi, ancak konuşurken, 'İyi miyim?', 'İletişimim iyi mi?' diye tedirginlik yaşıyoruz. O nedenle hata yapma ve rezil olma riski, analiz yaptığımız her kurumda, sektör fark etmeksizin ortaya çıkıyor."
"Tercümanla yapılan pazarlıklar fiyatı düşürür"
Küresel ticaretin yüzde 60’ının tamamen İngilizce yürütüldüğüne işaret eden Yekeler, şöyle devam etti:
"Türkiye’de yabancı dili aktif kullanan firmalar, kullanmayanlara oranla yüzde 30-40 daha hızlı büyüyebiliyor. Yine doğrudan yabancı yatırımların yüzde 80’i, üst yönetimi yabancı dil bilen şirketlere gidiyor. Yani bir yatırım toplantısında kulaklıkla pazarlık yapan ile birebir İngilizce pazarlık yapan arasında çok ciddi bir fark var. Tercümanla yapılan pazarlıklar, fiyatı düşürür ve kâr marjını azaltır."
SEYEV analizinin sonucuna göre Türkiye’de dil eğitiminin pratik ve özgüven yerine kurallara odaklandığına işaret eden Yekeler, şunları söyledi:
"Bu da bireylerde 'Mükemmel konuşamayacaksam hiç konuşmayayım' felcine yol açıyor. Dil, hayatın akışında doğal bir köprü olmak yerine sürekli üzerinde puan kırılan bir sınav muamelesi görüyor. Türkiye’de gençler küresel bir geleceğin hayalini kuruyor ancak yerel mahalle baskısı ve eleştirilme korkusu nedeniyle o geleceğin anahtarını almaya cesaret edemiyor. Dil konuşmaya başladığında hata yapmaktan ya da eleştirilmekten korkuyor. Bu yüzyılda bağımsızlık, kendi fikrini dünyaya tercümansız anlatabilmektir."
Bilim ve teknolojide çok güzel işler yapılmasına karşın, başkasının diliyle teknolojideki gelişmelerin takip edildiğine işaret eden Yekeler, şöyle konuştu:
"Dolayısıyla başkasının diliyle takip ettiğiniz anda yönlendiriliyorsunuz. Kendiniz anlamadığınız sürece üretemiyorsunuz. Sürekli yapay zekâdan çeviri yaptırarak baktığınızda bu sizin ürettiğiniz değil, tükettiğiniz bir şey oluyor."
İngiltere tek dillilikle ihracatının yüzde 3,5’ini kaybetti
Yabancı dil bilmenin ve tek dilliliğin ekonomiye etkilerine de değinen Yekeler, yaptıkları çalışmanın ülke ekonomilerine yönelik sonuçlarını şöyle anlattı:
"İngiltere de tek dilli bir ülke. Yani küresel dil İngilizce konuşuyor. Ancak tek dilli olmanın rehavetine kapıldığı için şirketlerin yabancı dil yetersizliği nedeniyle gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 3,5’ini, yani 48 milyar sterlinini ihracat kaybı olarak ödediği kanıtlanmıştır.
Başka bir örnek olarak Singapur, 1959 yılına kadar tek dilli bir ülkeydi. Daha sonra İngilizceyi zorunlu tutan çift dilli bir eğitim anlayışı benimsedi ve 60 yılda kişi başına düşen milli gelirini 400 dolardan 80 bin doların üzerine çıkardı.
Güney Kore de tek dil izolasyonunu kırmak için okul müfredatına İngilizceyi ciddi şekilde dahil etti ve son 20 yılda Samsung, Hyundai gibi markaların yapay zekâ ve küresel teknoloji pazarındaki payını sadece dil reformuyla yüzde 20’nin üzerine çıkardı.
İsviçre’de ise çok dilli çalışanlar, tek dilli çalışanlara göre yüzde 20 daha fazla kazanıyor. O nedenle biz de dünyanın diliyle iletişim kuran, tercümansız iletişim kurabilen bir ülke olmak zorundayız. İş insanları için yabancı dil neden gerekli diyoruz; çünkü şu an küresel ticaretin yüzde 60’ı tamamen İngilizce yürütülüyor."
"Her yıl 2 milyar doları yurt dışına ödüyoruz"
Türkiye’den her yıl dil eğitimi için yaklaşık 250 bin kişinin yurt dışına gittiğini söyleyen Yekeler, şöyle konuştu:
"Türkiye, yabancı dil edinimindeki eksiklik nedeniyle her yıl sadece yurt dışı dil eğitimine 2 milyar dolar harcıyor. Bu parayla her yıl 5 milyon çocuğu çok nitelikli şekilde eğitebilir ya da ihracatta orta-yüksek teknoloji payını artırarak 20-30 milyar dolarlık ek katma değer oluşturabiliriz."