Yeni tahıl koridoru aciliyet kazandı
DEİK/Türkiye-Ukrayna İş Konseyi Başkanı İsmail Ziya Uzel, Karadeniz’de gemi trafiğinin neredeyse tamamen durduğunu belirterek, tahıl ticaretindeki riske işaret etti. İMEAK Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Başaran Bayrak da, alternatif taşıma yöntemlerinin denizyolunun kapasitesini karşılamasının mümkün olmadığını belirtti.
Aysel YÜCEL
Karadeniz’de gemilere yönelik saldırılar nedeniyle can kayıpları artarken savaşın bölge ekonomilerine faturası da ağırlaşıyor. Gemi trafiğinin durma noktasına gelmesi, tahıl ticaretini sekteye uğratırken iş insanları, küresel gıda krizinin önlenmesi için yeni bir güvenli tahıl koridorunun aciliyet kazandığını vurguluyor.
Sektör temsilcileri, 2022’de oluşturulan tahıl koridorunun yeniden kurulmasının artık yalnızca bölgesel ticaret açısından değil, küresel gıda arz güvenliği açısından da acil bir ihtiyaç haline geldiğini belirtiyor. DÜNYA’ya konuşan DEİK/ Türkiye-Ukrayna İş Konseyi Başkanı İsmail Ziya Uzel, Karadeniz’deki güvenlik krizinin dünya tahıl piyasasında büyük bir arz şoku yaratabileceği uyarısında bulundu.
Rusya ve Ukrayna’nın dünya tahıl üretiminde yüzde 32’lik paya sahip olduğunu belirten Uzel, bu hacmin denizyolu taşımacılığı dışında başka bir modla dünya pazarlarına ulaştırılmasının mümkün olmadığını söyledi. Ukrayna’nın yüzde 14, Rusya’nın ise yüzde 18 seviyesinde küresel tahıl üretim payına sahip olduğunu belirten Uzel, bu ülkelerden buğdayın yanı sıra mısır, arpa, ayçiçeği ve soya gibi stratejik ürünlerin de dünya pazarlarına taşındığını ifade etti.
Hürmüz’deki şok tahılda yaşanabilir
Karadeniz’deki krizin uzaması halinde enerji piyasasında yaşanan fiyat şokunun benzerinin tahılda da görülebileceğini belirten Uzel, arzın pazara ulaşamamasının doğrudan fiyatlara yansıyacağını söyledi. Uzel, “Olmayan şeyin değeri artar.
Bu bir arz-talep meselesidir. Ürün pazara inemedikçe küresel gıda fiyatları fırlayacaktır” ifadelerini kullandı. Çözüm için tarafların ticari gemilerin güvenli geçişini garanti edecek yeni bir mekanizma oluşturması gerektiğini belirten Uzel, 2022’de Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in girişimleriyle oluşturulan koridor modelinin yeni koşullara uyarlanabileceğini söyledi.
Askeri unsurlar yerine tarafların kabul edeceği denizcilik uzmanlarının denetim yapabileceği bir sistem kurulmasını öneren Uzel, gemilerin denetimden geçirilerek güvenli şekilde geçişinin sağlanabileceğini belirtti. Uzel, uluslararası kuruluşların ve Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin önemine dikkat çekti.
Un ve makarna ihracatı tehdit altında
Karadeniz’de gemi trafiğinin aksamasının Türkiye açısından en kritik sonuçlarından biri işlenmiş gıda ihracatında ortaya çıkabilir. Türkiye’nin un ve makarna ihracatında dünyada ilk sıralarda yer aldığını hatırlatan Uzel, ihracatçıların rekabetçi fiyatlarla üretim yapabilmesinde Rusya ve Ukrayna’dan tedarik edilen tahılın önemli rol oynadığını söyledi.
Türkiye’nin yüksek proteinli buğday üretiminde güçlü olduğunu ancak Afrika ve Uzak Doğu pazarlarında rekabetçi fiyat oluşturabilmek için Rusya ve Ukrayna’nın daha düşük maliyetli buğdayının da kullanıldığını anlatan Uzel, farklı kalitedeki buğdayların harmanlanmasıyla hem istenen ürün kalitesinin hem de rekabetçi maliyetin yakalandığını belirtti.
Uzel, “Eğer bu hammadde akışı durursa, dünya lideri olduğumuz un ve makarna ihracatımız çok ağır darbe alacaktır” dedi. Bölgede çalışan gemilerin güvenlik riski nedeniyle atıl kalması armatörlerin gelir kaybını artırırken, mürettebat bulmak da zorlaşıyor. Uzel, can güvenliği riskinin boyutuna dikkat çekerek, yüksek ücret tekliflerinin dahi denizcileri Karadeniz seferlerine ikna etmeye yetmediğini söyledi.
“Karayolu kalıcı çözüm olamaz”
Karadeniz’de gemi trafiğinin neredeyse sıfırlandığını, ihracatçının bu nedenle kısmen karayoluna yöneldiğini belirten Uzel, “Dünyanın üçte bir ihtiyacını gören bu iki ülkenin yükünü karayoluyla veya başka enstrümanlarla dışarı çıkarmanın imkânı yok.
Uzak Doğu’ya dahi buradan 30 ile 60 bin tonluk partilerle gemiler gidiyor. Bunların TIR’lara aktarılması hem ayrı bir maliyet hem de fiilen mümkün değil” dedi. İMEAK Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Başaran Bayrak da Türk ihracatçısının geçici olarak Romanya üzerinden karayolu ve demiryolu güzergâhlarına yöneldiğini belirtti.
Ancak tahıl taşımacılığında bu yöntemlerin denizyolunun kapasitesini karşılamasının mümkün olmadığını vurgulayan Bayrak, tahılın temel taşıma aracının dökme yük gemileri olduğunu söyledi. Bayrak, “Karayolu geçici bir çözümdür, sürdürülebilir değildir. Hiçbir taşıma modu denizin sunduğu devasa kapasitenin alternatifi olamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Eylülden sonrası daha büyük risk
Sektörün bir diğer endişesi ise hasat döneminin başlamasıyla ortaya çıkacak ilave yük. Eylül ayından itibaren bölgedeki tahıl arzının yeniden artması beklenirken, güvenli gemi trafiğinin sağlanamaması halinde ürünlerin limanlarda ve alternatif güzergâhlarda birikmesinden endişe ediliyor.
Özellikle Kuzey Afrika ülkelerinin Karadeniz tahılına yüksek oranda bağımlı olduğunu belirten sektör temsilcileri, alternatif tedarik kaynaklarının daha yüksek maliyet yaratacağına dikkat çekiyor. Kanada veya Avustralya gibi uzak tedarik noktalarından yapılacak sevkiyatların navlun maliyetlerinin düşük gelirli ülkelerin bütçelerini zorlayabileceği belirtiliyor. Sektör, yeni bir gıda krizinin önüne geçilmesi için tahıl koridorunun yeniden açılması gerektiğini vurguluyor.
Krizin uzaması halinde tahıl sevkiyatlarının Uzak Doğu gibi daha uzak pazarlara yönelmesi de gündeme gelebilir. Ancak daha uzun rotalar yakıt, sigorta ve navlun maliyetlerini artıracak. Sektör, bunun küresel gıda enflasyonu üzerindeki baskıyı daha da artırmasından endişe ediyor.
Küresel örgütler de koridor çağrısı yapmıştı
Karadeniz’deki saldırıların tahıl ticaretine etkisi uluslararası kuruluşların da gündeminde. Odesa ve çevresindeki limanlara yönelik saldırıların Ukrayna’nın tarım ihracatını ve küresel emtia akışını tehdit ettiği vurgulanıyor.
Alternatif kara, demiryolu ve Tuna güzergâhlarının denizyolunun taşıdığı hacmi karşılayamayacağı belirtilirken, Ukraynalı yetkililer yaklaşık 30 milyon ton tahıl ve yağlı tohumun uluslararası pazarlara ulaşamama riski bulunduğunu aktarıyor.
Eylül ayında başlayacak yeni hasat dönemi yaklaşırken sektör temsilcileri, Türkiye’nin öncülüğünde uluslararası kuruluşların ve taraf ülkelerin yeniden masaya oturması ve güvenli bir tahıl koridoru protokolünün bir an önce hayata geçirilmesi çağrısında bulunuyor. Koster Armatörleri ve İşletmecileri Derneği (KOSDER), kamu otoritelerine güvenli deniz koridorlarının oluşturulması çağrısında bulunmuştu.
Koster filosu Akdeniz’e yığıldı
Karadeniz’deki güvenlik krizinin faturası yalnızca tahıl ticaretine çıkmıyor. Bölgenin deniz ticaretinde önemli rol oynayan Türk koster armatörleri de faaliyetlerini sürdüremedikleri için büyük kayıplarla karşı karşıya.
Birçok şirket Karadeniz hattına yönelik seferlerini durdururken, bazıları gemilerini sefer dışına alarak tersanelere çekiyor, bazıları ise rotalarını Akdeniz’e çeviriyor. Ancak Karadeniz’den çıkan gemilerin Akdeniz’e yönelmesi bölgede tonaj fazlası oluşturdu. Arzın artmasıyla rekabetin sertleştiğini ve navlunların gerilediğini belirten DTO Meclis Başkanı Başaran Bayrak, “Karadeniz kapatılınca gemiler Akdeniz destinasyonuna yığıldı.
Bu durum aşırı rekabete ve navlunların dip yapmasına neden oldu. Armatörümüz çok zor durumda, sektördeki tüm dengeler altüst oldu” dedi.
Savaş riski primi navlunu aştı!
Karadeniz’de artan saldırılarla birlikte savaş riski ve sigorta maliyetleri navlun üzerinde belirleyici hale geldi. Navis Danışmanlık Koordinatörü Engin Koçak, bölgede çalışan yaklaşık 10 yaşında, 6 bin 500 DWT’lik bir kosterin değerinin 3,5- 4 milyon dolar seviyesinde olduğunu, buna karşılık sigorta primlerinin yaklaşık 200 bin dolara kadar çıktığını belirtti.
Koçak, “Yaklaşık 357 bin dolar navlun geliri elde edilen bir seferde bunun 200 bin dolarının yalnızca sigorta maliyetine ayrılması, güvenlik krizinin taşıma ekonomisini ne ölçüde bozduğunu ortaya koyuyor. Karadeniz’de navlunlar artsa da savaş primleri de artınca gelirler çok ufak artışlar kaydetti. Savaş primi ödemeden riski alan armatörler ise bu navlunları kazanç olarak kaydetmeye devam ediyor” dedi.
Gümrük Müşaviri Cem Sinan Güzel’in verdiği bilgiye göre, konteyner hatlarında ise Novorossiysk ve Karadeniz geçişli yüklerde TEU başına 500- 1.000 dolar arasında savaş riski primi uygulanmaya başlandı. Güzel, “Normal navlun bedellerinin 250-400 dolar seviyesinde olduğu bazı hatlarda savaş riski ek ücretinin navlunun kendisini iki-üç kat aşması, Karadeniz ticaretinin sürdürülebilirliğini daha da zorlaştırıyor” bilgilerini aktardı.