Çıplak kral ve küresel körlük: Kazanırken kaybedenler

Dünya adım adım felakete giderken “Ne oluyoruz yahu” diyen bir ülke yok gibi. Kimse “Kral çıplak” diyemediği için küresel istikrar Trump’ın kişisel tavırlarının oyuncağı haline geldi. 28 Şubat’ta başlayan ve şiddetle devam eden savaş, sadece Orta Doğu'yu değil, tüm küresel güç dengelerini derinden sarsıyor.

Çıplak kral ve küresel körlük: Kazanırken kaybedenler

Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ

İki büyük savaş atlatan ve mil­yonlarca insanın ölümünden ders alan bir dünya beklenir­ken, 80 yıl sonra, aynı şovenist ve il­kel emperyalizm söylemlerini kul­lanan birinin ABD başkanı olacağı ve uzak, yakın fark etmeden ülkele­re saldıracağı beklenmiyordu.

Trump İran’dan sonra sıranın Küba’da olduğunu söylüyor.

Artık nükleer savaş olmaz inan­cı da yara almaya başladı. Dünya adım adım felakete giderken İs­panya dışında “ Ne oluyoruz yahu” diyen bir ülke de yok. Kimse “Kral çıplak” diyemediği için küresel is­tikrar Trump’ın kişisel tavırları­nın oyuncağı haline geldi.

28 Şubat 2026'da başlayan ve şiddetle devam eden savaş, sade­ce Orta Doğu'yu değil, tüm küresel güç dengelerini derinden sarsıyor.

Savaşın sonuçları sahadaki jeoe­konomik ve jeostratejik gerçekler­le büyük ölçüde örtüşüyor.

Petrol ve gaz fiyatları beklendiği gibi rekor üstüne rekor kırıyor.

Örtüşmeyen konular da var! Sa­vaşın belirsizlik yaratacağı ve bu belirsizliğin güvenli liman altını arşa çıkaracağı bekleniyordu, tam tersi oldu!

Petrol fiyatlarındaki artışın elektrikli otomobil talebini artıra­rak, bir sanayi ürünü olan gümüş talebini artıracağı ve fiyatının yük­seleceği bekleniyordu, o da olmadı.

Belirsizliğin kralı altın ve prensi gümüş dip yapmaya başladı!

Şimdi de savaşın sona erme ihti­mali bu iki metanın yükselmesini sağlıyor!

Neden ters köşe?

Piyasalarda bazen mantık, jeo­politik gerçekliğin önüne geçer an­cak bu "mantıksızlık" aslında ken­di içinde çok sert bir finansal me­kanizmaya dayanır.

1 ‘Nakit kraldır’ fenomeni

28 Şubat’ta başlayan o bü­yük kırılmada, fon yöne­ticileri ve büyük oyuncular diğer pozisyonlarındaki zararlarını ka­patabilmek için ellerindeki altın başta olmak üzere en likit ve kâr­da oldukları varlıkları satmış ola­bilirler.

2 Güçlü dolar tuzağı

Trump’ın şovenist ve "Ön­ce Amerika" odaklı agre­sif politikaları, genellikle ABD do­larının diğer tüm para birimleri karşısında aşırı değerlenmesine yol açar. Altın ve gümüş dolarla fi­yatlandığı için, doların küresel bir hegemon olarak "tek sığınak" ha­line gelmesi, bu metaller üzerinde matematiksel bir baskı oluşturur. Savaşın yarattığı belirsizliğin al­tına yaraması gerekirken, doların yarattığı "fiyat baskısı" altını aşa­ğı çeker.

3 Gümüşün ‘sanayi’ kimliği ve resesyon korkusu

Gümüşün bir ayağı değerli metal ise diğer ayağı sanayi üretimidir. Tedarik zinciri çökmüş bir dünya­da kimse yeni bir otomobil ürete­mez veya satın alamaz. Gümüş, bu noktada bir "değer saklama ara­cı" değil, "ihtiyaç duyulmayan bir hammadde" muamelesi görür.

4 Beklentiyi satın al, gerçekleşeni sat (Piyasa psikolojisi)

Piyasalar belirsizliği sevmez ama beklenen bir felaketi çoktan fiyatlamış olabilir. Savaşın çıkma ihtimali aylar öncesinden konuşu­luyorsa, altın zirvesini savaş başla­madan yapmış olabilir. Çatışmala­rın arka planındaki niyetler her za­man tartışmaya açık olsa da ortaya çıkan fiili tablonun kazananları ve kaybedenleri yavaş yavaş netleş­tirdiği bir gerçek.

Enerji şoku ve Rusya'nın kazanci

Trump bence bir Putin hayranı. Ve onun açtığı yolda daha da fütur­suzca ilerlemeye kararlı gibi. Ben­ce, Putin’in Kırım ve Ukrayna sal­dırısı yeni yol haritasında onun rehberi. İran savaşının enerji fi­yatlarını artıracağı ve bundan Rus­ya’nın karlı çıkacağını öngörme­miş olamaz.

Asıl tehlike rakip olmaktan çıkıp ortak menfaatler konusunda an­laşmaları.

Hürmüz Boğazı'nın kapanma­sı ve tarafların enerji tesislerini karşılıklı olarak hedef alması, pet­rol ve doğalgaz fiyatlarında ani bir sıçrama yarattı. Bu durum en çok enerji ihracatçılarına yarıyor.

Rusya, Batı'nın mevcut yaptı­rımlarına rağmen küresel arzda oluşan bu devasa boşluk ve artan fiyatlar sayesinde ciddi bir eko­nomik avantaj elde ediyor. Küre­sel sanayi enerji maliyetleriyle bo­ğuşurken, Rusya'nın bu krizden finansal olarak kazançlı çıkması rasyonel bir piyasa gerçeği.

Çin'in çift yönlü sınavı

Çin "Ekonomik zarar/siyasi ce­saret" denklemi doğrultusunda ha­reket ediyor.

Ekonomik boyut: Çin, dünya­nın en büyük enerji ithalatçısı ko­numunda. İran gibi büyük üretici­lerin tedarik zincirinden kopması ve deniz ticaret rotalarının (Kızıl­deniz ve Hürmüz) felç olması, doğ­rudan Çin'in üretim maliyetlerini artırıyor ve ihracata dayalı ekono­misini zorluyor.

Siyasi boyut: ABD ve mütte­fiklerinin askeri varlıklarının, sa­vunma bütçelerinin ve istihbarat kapasitelerinin Orta Doğu'ya kay­ması, Pasifik'te Batı'nın caydırıcı­lığını seyreltiyor. ABD'nin mühim­mat stoklarının hızla eridiğine dair artan raporlar, Çin'in Tayvan ko­nusunda daha agresif bir siyasi öz­güven geliştirmesi için uygun bir zemin hazırlıyor. Ekonomik zara­rını Tayvan siyasi hamlesiyle ber­taraf etmeye çalışacaktır. Yani İran sonrası yeni konumuz Tayvan ola­cak gibi görünüyor.

Savaşın sürdürülebilirliği ve Batı'nın maliyeti

Savaşın çok uzun sürmeyece­ği yönündeki tahmin, kaynakların sürdürülebilirliği sorunuyla doğ­rudan bağdaşıyor. ABD ve Avrupa­lı müttefikleri için aynı anda hem Doğu Avrupa'yı desteklemek, hem Orta Doğu'daki operasyonları fi­nanse etmek, hem de Asya-Pasi­fik'te tetikte beklemek devasa bir lojistik ve ekonomik yük.

Artan enerji fiyatlarının Batı ekonomilerinde tetikleyeceği yeni enflasyon dalgaları ve askeri stok­lardaki tükenme, savaşın uzama­sının maliyetini Batı ülkeleri iç si­yasetinde de katlanılamaz hale ge­tirebilir.

Kısacası, hedeflenen ilk siyasi veya askeri sonuçlar ne olursa ol­sun, çatışmanın uzaması, küresel üreticiler (Çin) ve tüketiciler (Ba­tı) için yıpratıcı bir maliyet krizi­ne dönüşürken, Rusya gibi enerji tedarikçilerine stratejik bir nefes aldırıyor.

Kriz sadece enerjiyi değil, küre­sel ticareti ve Batı'nın askeri kapa­ kapa­sitesini derinden sarsıyor.

1. Küresel tedarik zinciri: "Çifte deniz ablukası" ve enerji dışı krizler

Kızıldeniz'deki mevcut istikrar­sızlığa, 28 Şubat itibarıyla Hürmüz Boğazı'nın da fiilen kapanması ek­lenince uluslararası dev denizcilik şirketleri (Maersk, Hapag-Lloyd, MSC vb.) Körfez operasyonları­nı askıya alıp rotalarını tamamen Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı. Bu durum tedarik zincirle­rinde eşi benzeri görülmemiş bir "çifte deniz ablukası" yarattı.

*Sıkışan filolar: Şu an itibarıyla yaklaşık 170 konteyner gemisinin Hürmüz Boğazı içinde mahsur kal­dığı ve Körfez limanlarında ope­rasyonların ciddi şekilde aksadığı raporlanıyor.

● Gıda ve gübre şoku: Krizin faturası sadece petrole kesilmi­yor. Küresel üre (gübre) ticareti­nin yaklaşık üçte biri Hürmüz'den geçiyor ve savaşın başından bu ya­na üre fiyatlarında yüzde 35'lik bir sıçrama yaşandı. Körfez ülkeleri­nin gıda ithalatının tehlikeye gir­mesi, gıda enflasyonunu tetikliyor.

● Alüminyum ve sanayi üre­timi: Körfez bölgesi küresel birin­cil alüminyum üretiminin yaklaşık yüzde 9'unu karşılıyor. Katar'daki Qatalum ve Bahreyn'deki Alba gi­bi dev tesisler, artan riskler ve ham madde sorunları nedeniyle "müc­bir sebep" (force majeure) ilan ede­rek operasyonlarını durdurma ka­rarı aldı. Bu durum, başını Çin'in çektiği küresel sanayi için ciddi bir üretim maliyeti anlamına geliyor.

2. Batı'nın mühimmat darbo­ğazı ve üretim krizi

Savaşın çok uzun süremeyeceği yönündeki tahminim, Batı'nın as­keri stok raporlarıyla birebir örtü­şüyor. ABD ve Avrupalı müttefikle­ri, Ukrayna savaşında zaten büyük ölçüde eriyen mühimmat stokla­rıyla bu yeni Orta Doğu krizine ya­kalandı.

● İlk 36 saatin ağır bilanço­su: Gelen son analizlere göre, ABD ve İsrail'in operasyonlarının sa­dece ilk 36 saatinde 3 binden fazla hassas güdümlü mühimmat ve ha­va savunma önleyicisi kullanıldı.

● Tüketim üretimi aşı­yor: Pentagon kaynaklı raporlar, ABD Donanması'nın ve müttefik­lerin mühimmat tüketim hızının, mevcut savunma sanayisi üretim kapasitesinin çok üzerinde olduğu konusunda uyarıyor. Patriot önle­yicileri veya top mermilerinin ye­rini doldurmak aylar alıyor.

● Ham madde ironisi: İşin en çarpıcı yanı, Batı'nın mühimmat üretimini hızlandırmak için ihtiyaç duyduğu kritik minerallerde ve sa­nayi tedarik zincirinde ağırlıklı ola­rak Çin'e bağımlı olması. Yani Çin'i dengelemeye çalışırken ona muhtaç oldukları bir paradoks yaşanıyor.

● ABD iç siyasetinde "stok" çatlağı: Mühimmat krizi ABD iç siyasetinde de ana gündem mad­desi oldu. Donald Trump yönetimi, ABD'nin mühimmat stoklarının Ukrayna'ya verilen destek yüzün­den "tükendiğini" ve mevcut yöne­timin cephanelikleri boşalttığını belirterek yüksek sesle eleştiriler­de bulunuyor.

Bu savaşın uzaması, tedarik hat­ları felç olan Çin sanayisi ile mü­himmat depoları boşalan Batı'nın askeri-ekonomik kompleksi için katlanılması çok zor bir maliyet fa­turası oluşturuyor.

Çin yaşadığı lojistik darboğaza rağmen Tayvan konusundaki stra­tejik özgüvenini sahada somutlaş­tırabilir.

Son olarak sık sık gündeme gelen kara savaşının, sınırlı bir operas­yon haricinde mümkün olmadığı­na inanıyorum. Bunun için aylar süren ağır kara bombardımanı, en az 100 bin asker ve tüm batı ülkele­rinin ikna olması gerekir.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL