Piyasalardan koridorlara: Küresel ekonomide güvenli liman bitti mi?
Dünya 2008 benzeri bir küresel krize mi giriyor? Bölgesel diye başlayan çatışma, tedarik zinciri sorunları ve emtia piyasalarındaki oynaklık küresel bir krize dönüşebilir mi? Küreselleşmenin darbe aldığı, tedarik zincirlerinin bölündüğü ve enerji güvenliğinin ön plana çıktığı bu yeni dönemde; düşük enflasyon ve ucuz likiditeye dayalı eski kriz reçeteleri işlevsiz kalabilir.
Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ
2008 küresel finans krizinde sorun, finansal sistemin kendi ürettiği türev ürünler ve aşırı değerlenme nedeniyle iç sorunun dışa fışkırmasıydı. Günümüzde karşı karşıya kaldığımız kriz ise jeopolitik riskler, enerji fay hatlarının kırılarak reel ekonomide yarattığı deprem ve buna bağlı olarak emtia/para piyasası oynaklığının / belirsizliğinin artmasıdır.
● Enerji şoku ve yapışkan enflasyon: Petrolün 100 doların üzerine çıkması sadece akaryakıt fiyatlarını etkilemez; taşımacılık, tarım, gübre ve sanayi girdilerini doğrudan pahalılaştırır. Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı'ndaki navlun/lojistik krizini (tedarik zinciri) katlar.
● Merkez bankalarının çıkmazı: Yavaşlayan bir büyümede (resesyon) merkez bankaları geleneksel olarak faiz indirip piyasaya likidite sunar (2008 ve 2020 reçetesi). Ancak petrol kaynaklı arz yönlü bir enflasyon varken faiz indirmek paranın satın alma gücünü tamamen yok eder. Bu durum merkez bankalarının elini kolunu bağlar.
● Tahvil faizleri (%5+) ve borç duvarı: ABD 10 yıllıklarının yüzde 5 ve üzerinde kalıcı olması, küresel olarak tüm borçlanma maliyetlerinin yeniden fiyatlanması demektir. Son 15 yıldaki "ucuz para" döneminde biriken devasa kamu ve şirket borçları, yüksek faizlerle çevrilmek zorunda kalır.
● Sosyal boyut (sokak): Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere, yüksek enerji ve gıda fiyatları hanehalkı alım gücünü eritir. Sosyal huzursuzluklar ve jeopolitik gerilimler birbirini besleyen bir döngüye dönüşür.
Gerçek risk nerede?
Piyasalar genellikle tekil krizleri fiyatlamakta başarılıdır (örneğin sadece petrol artışı ya da sadece faiz artışı). Ancak her ikisinin aynı anda ve kalıcı hale gelmesi modellemeleri bozmaktadır.
1. Kamu borç sürdürülebilirliği: ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin bütçe açıkları ve borç stoğu tarihi seviyelerdedir. Yüzde 5 faiz ortamında sadece borç faiz ödemeleri savunma veya sağlık bütçelerini aşar hale gelir. Kaldı ki bizim gibi ülkelerde yüksek faiz yükü bütçe dengesini bozmakta, reel sektörün üretim olanaklarını kısıtlamaktadır.
2. Kredi ve özel sektör sıkışması: Yüksek faiz ortamında yenilenemeyen özel sektör borçları, batık kredi oranlarını ve şirket iflaslarını artırabilir.
3. Jeopolitik enerji koridorlarının kilitlenmesi: Hürmüz Boğazı gibi küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği kritik geçiş noktalarında yaşanacak fiili bir tıkanma, fiyatları öngörülemez seviyelere tırmandırabilir.
4.Küresel bir enflasyon salgını: Gerek petrol fiyatlarında oluşan baskı , gerekse tedarik zincirinde meydana gelen kırılma kaynaklı arz sorunları, fiyatları yükseltebilir. Yeni petrol ulaşım rotasının belirlenmesi ve tedarik zinciri sorunları kısa vadede çözülemeyeceğinden, uzun vadeli enflasyonist bir baskı ile karşı karşıya kalabiliriz .
Sonuç olarak dünya düzeninin dış etkenler yüzünden kırılması, küreselleşmenin darbe aldığı, tedarik zincirlerinin bölündüğü ve enerji güvenliğinin ön plana çıktığı bu yeni dönemde; düşük enflasyon ve ucuz likiditeye dayalı eski kriz reçeteleri işlevsiz kalabilir.
Savaşta artması beklenen altının düşmeye, barışta düşmesi beklenen altının ise artmaya başladığı, emtia piyasalarının dengesizleştiği bu dönemde , bu öngörülemezliklerin küresel çapta bir kriz yaratması mümkündür. Böyle bir kriz ne sadece para piyasaları ve türevleri ne de sadece emtia/reel piyasalar kaynaklı olacak, her iki piyasayı da içine alan kompleks bir yapıya sahip olacaktır.
Dolayısıyla önümüzdeki dönem sadece piyasalara değil, jeopolitik haritalara ve enerji koridorlarına odaklanmak zorunda kalacağımızı gösteriyor.