Şenlik dağıldı: Geriye ne kaldığını faturayı ödeyen kuşak hatırlayacak

Zararın görünen kısmı fonlardaki bakiye; görünmeyen kısmı daha pahalı. 1982'den sonra bir kuşak sermaye piyasasına küsmüş, borsanın tabana yayılması yıllar almıştı. Bugün de aynı risk var. 1982'de şenlik dağıldığında geriye bir kanun ve bir kurul kalmıştı. Bu kez geriye ne kalacağını, faturayı ödeyip salonu terk eden kuşak hatırlayacak.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Şenlik dağıldı: Geriye ne kaldığını faturayı ödeyen kuşak hatırlayacak

Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ

28 Haziran 1982'de Türki­ye'nin gazetelerinden, tele­vizyonundan ve radyosun­dan bir reklam türü bir gecede kay­boldu: Banker ilanları yasaklandı. Birkaç ay öncesine kadar aynı say­falarda birbiriyle yarışan faiz oran­ları vardı, kapılarında kuyruğa gi­rilen bürolar vardı. 28 Haziran’da şenlik dağılmıştı.

Sekiz gün önce halktan en çok parayı toplayan Abidin Cevher Öz­den, yani Banker Kastelli, yurt dı­şına kaçmıştı. Eylül sonunda Tu­nus'ta yakalanıp getirildi. Geriye kuyrukta bekleyenler kaldı; tasfi­ye masasına 150 bin kişi başvurdu. Enkazdan bir şey daha doğdu: Ser­maye Piyasası Kanunu, Sermaye Piyasası Kurulu ve İstanbul'da bir borsa. Bugünkü denetim mimari­sinin temeli, bir güven çöküşünün tutanağıdır.

44 yıl sonra, o krizden doğan Ku­rul 17 Eylül'de yedi portföy yöne­tim şirketine ait 131 yatırım fonu­nu işleme kapattı ve tasfiye kara­rı aldı. Büyüklük 800 milyar lirayı aşıyor, arkasında 455 binden fazla yatırımcı var. Soruşturmada eylül sonu itibarıyla şüpheli sayısı 76'ya, tutuklu sayısı 51'e ulaştı. İddiana­me henüz yok; kimin ne yaptığını yargı belirleyecek. Ama hukuki so­nucu beklemeden sorabileceğimiz bir soru var: Bu mekanizma neden hep aynı biçimde tekrar ediyor?

Bir hissenin fiyatı, binlerce kişi­nin o şirketin geleceğine dair kana­atinin toplamıdır. Bu yüzden fiyat bir bilgidir. Bilgi bozulduğunda ta­sarruf yanlış yere akar.

Soruşturmadaki şüphe tam da bu noktada. Bazı fonların, aynı iş çevresindeki şirketlerin borsada fiilen dolaşan sınırlı sayıdaki his­sesini büyük miktarda topladı­ğı; bir portföy yönetim şirketinin fonlarının tek bir şirketin fiili do­laşımdaki paylarının yüzde 39'unu biriktirdiği tespit edildi. Dolaşım­daki pay azaldıkça fiyatı yukarı ta­şımak kolaylaşır. Yükselen fiyat fonun getirisine yansır, getiri ye­ni yatırımcı çeker, gelen para yine aynı hisseye gider. Kapalı bir devre kurulmuş olur ve fiyat artık şirke­tin değerini değil, fona giren para­yı gösterir.

Devrenin zayıf noktası çıkış­tır. Yatırımcı parasını istediğinde hisse satılmak zorunda. Ama fiya­tı ayakta tutan şey alım baskısının kendisi. Satış başlayınca fiyat dü­şer, getiri erir, çıkış hızlanır. 16 Ey­lül'de devre kesicinin devreye gir­mesi, zincirin görünür hâle geldi­ği andı.

Bunun Türkiye'de neden bu ka­dar kolay olduğunu anlamak için tek bir orana bakmak yeterli: Borsa İstanbul'da payların fiili dolaşım oranı yüzde 28 dolayında. Piyasa ne kadar sığsa, fiyatı istenen yöne itmek için gereken para o kadar az. Derin piyasada pahalıya mal olan müdahale, sığ piyasada ucuzdur.

Üstelik bu sığ havuza pandemi­den sonra büyük bir kalabalık girdi. Pay senedi yatırımcısı 2019 sonun­da 1,2 milyon civarındaydı; 2023 sonbaharında 7,9 milyona çık­tı, bugün 6,8 milyon. Kripto tara­fında tablo daha çarpıcı: Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun bu yıl ilk kez yayımladığı verilere göre kripto platformlarında işlem yapmış yatı­rımcı sayısı 5,6 milyona yaklaşıyor. Dünyada da benzer bir dalga vardı; Türkiye'de itici güç enflasyondu.

Kaçırılan firsat

Bu ilginin bir bölümü kısa yol­dan zengin olma hevesinden doğdu ve finansal okuryazarlıkla destek­lenmiyordu. Yine de ortada tarihî bir imkân vardı: Milyonlarca insan ilk kez sermaye piyasasının kapı­sından giriyordu. Bu talep, nitelik­li şirketlerin dolaşım oranı yüksek halka arzlarıyla karşılansa piyasa derinleşebilirdi.

Olan bunun tersi oldu. 2026'nın ilk yarısındaki 17 halka arzın top­lam hasılatı 30 milyar liranın altın­da kaldı; bu arzlara katılan yatırım­cı sayısı 14 milyonu aştı. Çok sayı­da küçük arz, çok büyük bir talebi karşılamaya çalıştı. Böyle bir tab­loda yatırımcı bilançoyu değil kaç lot alabileceğini konuşur. Talep ar­za değil kıtlığa yönelir; kıtlık da ma­nipülasyonun en sevdiği zemindir.

Dürüst olan neden kaybeder

George Akerlof'un klasikleşen tespiti şuydu: Alıcı ikinci el bir ara­banın sağlamını bozuğundan ayırt edemiyorsa, kaliteli satıcı hak etti­ği fiyatı alamaz ve piyasadan çeki­lir. Yatırım fonu piyasası bu prob­lemin ders kitabı örneği. Yatırımcı, bir fonun getirisinin gerçek per­formanstan mı kapalı devre alım satımdan mı doğduğunu göremez; göremeyince tek karşılaştırılabilir veriye, getiri rakamına bakar. Bu durumda dürüst portföy yönetici­si kaybeder çünkü fiyatın kendisi­ni üreten bir rakibin getirisini ye­nemez. Yani manipülasyon sadece yatırımcıyı değil, dürüst rakibi de zarara uğratır. 131 fonun kapanma­sı bu sürecin sebebi değil, geç kal­mış sonucudur.

Cevabın büyük kısmı makro tab­loda. Uzun yıllar yüksek enflasyon­la yaşayan bir toplumda tasarruf sahibi mevduata razı olmaz, enf­lasyonu yenecek getiri arar. Getiri açlığı arttıkça soru sorma eşiği dü­şer; alışılmadık yüksek getiri, şüp­he işareti olmaktan çıkıp aranan bir özelliğe dönüşür. Bu anlamda yüksek enflasyon, finansal dolan­dırıcılığın örtülü sübvansiyonu­dur. Müşteri bulma maliyetini sı­fırlar; karşıda zaten ikna olmuş bir talep vardır.

Aynı film, yeni enstrüman

1982'de bankerler vardı. 2001'de grup bankacılığı vardı; banka, ay­nı holdinge bağlı şirketlere kaynak aktarıyordu. 2021'de kripto borsa­ları vardı. 2026'da yatırım fonla­rı var. Enstrüman değişiyor, me­kanizma değişmiyor: Yüksek enf­lasyon, kapalı devre grup içi işlem, denetimin yeni ürünü geriden ta­kip etmesi ve yatırımcının sonuca bakıp süreci sorgulamaması. Tür­kiye'de finansal krizler tekrar et­miyor, kılık değiştiriyor.

Faturayı kim öder

Zararın görünen kısmı fonlarda­ki bakiye; görünmeyen kısmı da­ha pahalı. 1982'den sonra bir ku­şak sermaye piyasasına küsmüş, borsanın tabana yayılması yıllar almıştı. Bugün de aynı risk var. So­ruşturma öncesindeki aylarda en çok yatırımcıya sahip on fondan 300 milyar liranın üzerinde çıkış yaşandı. Güvenin bedelini yalnızca zarar eden yatırımcı ödemez. Bor­sadan çekilen tasarruf altına, dö­vize ve konuta gider; bunlar üreti­mi finanse etmeyen varlıklardır. Piyasa sığlaştıkça şirketlerin öz kaynakla büyüme imkânı daralır, finansman maliyeti yükselir. Yani faturayı, o fonların adını hiç duy­mamış bir imalatçı da kredi faizin­de öder.

Denetim neden hep sonra gelir

Mesele yetki eksikliği değil, er­ken uyarı kapasitesi. İhlalin sonra­dan tespit edilmesi zaten beklenen bir şey. Sorulması gereken, dola­şımdaki payın tek elde toplanması gibi sinyallerin henüz 455 bin kişi içerideyken alarm üretip üretme­diği. Bu sinyaller kişilerin niyetin­de değil, kamuya açık işlem veri­sinde görünür.

Bu dosyanın hukuki sonucu­nu mahkeme verecek. Siyasi alanı da oldukça hareketlendirdiği açık. Ama iktisadi ders belli: Bir piyasa­da kaliteyi ayırt etmek zorlaştığın­da kazanan en iyi olan değil, en yük­sek sesle vaat eden olur. 1982'de şenlik dağıldığında geriye bir ka­nun ve bir kurul kalmıştı. Bu kez geriye ne kalacağını, faturayı öde­yip salonu terk eden kuşak hatır­layacak.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL