30 °C

görebilmek / duyabilmek…

Bu ay tanıtacağım 2 kitabın da ana karakteri engelli, her ikisi de edebi açıdan üstün düzeyde anlatılar. Kreşendo'yu Susanna Mattiangeli yazmış, Felicita Sala resimlemiş ve Kemal Atakay İtalyancadan dilimize kazandırmış. Ben Bir Hayaletim'i ise Güzin Öztürk kaleme almış…

görebilmek / duyabilmek…

AYFER GÜRDAL ÜNAL

İlk olarak resimli kitap Kreşendo'dan başlamak isterim. Elma Çocuk tarafından yayımlanan bu eseri Susanna Mattiangeli yazmış, Felicita Sala resimlemiş ve Kemal Atakay İtalyancadan dilimize kazandırmış. Kreşendo, büyümek fiilinden gelen bir sözcük, bir müzik parçasında, seslerin gittikçe en yüksek bir noktaya doğru güçleneceğini belirtiyor.

Kitabımızın kahramanı Milo, işitemeyen bir çocuk. Zaten işitebilse de duyabileceği müzik yok. Milo'nun yaşadığı kasabada müzik, susuz bitkiler gibi solmuş, yitip gitmiş. Ara sıra tek bir ses işitilmekle beraber o ses de hiç yankılanmadan kaybolup gidiyor.

Milo ise müziksiz yerde yaşamayı pek önemsemiyor. Ona müziğin ne olduğunu anlatmaya çalışmışlar, müziği tıpkı çiçekler gibi her gün koruyup kollamak gerektiğini söylemişler.

Bir zamanlar kasabayı kaplayan müziğe insanlar öyle alışmışlar, müzikli yaşamı öyle kanıksamışlar ki, ona gereken özeni göstermez olmuşlar. Bunun üzerine müzik içine kapanmış,canlılığını yitirmeye başlamış, sonra tümden kaybolmuş.

Milo'ya sorsanız "Benim gibi doğan biri için bundan iyi bir yer olamaz "diye düşünüyor. Çünkü o, hiçbir zaman müziği duyamayacak. Milo'yu kendine çeken, değişik nesneleri alıp incelemek ve bunların resimlerini çizmek. Deniz kabuğu, kuş tüyü, düğme, kelebek kanadı, çakıl taşı Milo'nun toplayıp resmini çizdiği nesnelerden bazıları.

Bir keresinde bir hurdalıktan küçük, renkli, sanki canlı gibi bir şey bulmuş, onu alıp odasına koymuştu. Günlerce keşfettiği şeyle uğraştı. Sessiz odasında onu beslemenin, yetiştirmenin yolunu buldu. Bir akşam eve döndüğünde sokağı, hiç görmediği kadar kalabalıktı. İnsanlar, Milo'nun daha önce hiç görmediği biçimde hareket ediyordu. Sonra evin tüm pencerelerinden çıkan canlı varlığı gördü. Kendi elleri ile büyüttüğü canlı varlığı başkalarından farklı biçimde de olsa duyabiliyordu. Verdiği mutluluğu ve yaşam sevincini sezebiliyordu. Kasabada çok az şey değişmişti, gene de kasaba bambaşka bir yer olmuştu.

Kreşendo sade, basit çizimlere eşlik eden basit bir öykü ancak seçilen renkler ve resimlerdeki sükûnet hareket dengesi, anlatıyı görsel olarak da çok zenginleştiriyor. Hatta metin yardımı olmaksızın da görsel dili izleyerek bir öykü kurmak mümkün oluyor. Anlatı, bizde yaşam sevinci uyandıran ne varsa bizim de ona emek vermemiz gerektiğini, özensiz bir ilişkinin tek taraflı sürmeyeceğini ve işitmenin illaki kulakla olması gerekmediğini sakince sezdiriyor. Ruhumuzun müziğini dinlemeye, beslemeye vakit ayırmak gerekiyor. Bizim ruhumuzdan çıkan güzelliğin başka insanlara da mutluluk getireceğini fark ettiriyor Kreşendo.

ben bir hayaletim

İkinci kitabımız, genç bir yazarın ikinci kitabı. Güzin Öztürk'ün Ben Bir Hayaletim isimli 8-12 yaş grubu için yazdığı roman. Roman, Tudem tarafından yayımlanmış. Yazarın ödül alan ilk kitabı da Tudem'den çıkmıştı. İlk kitabı Kuş Olsam Evime Uçsam hakkındaki yazımı (http://www.ayfergurdalunal.com/tr/cgy/184.html) bu adresten hatırlayabilirsiniz.

Öztürk, ikinci kitabında otizmli bir çocuğun gözünden anlatıyı kurgulamış. Anlatı şu tümce ile başlıyor:

"Benim gibileri görmek zordur. ‘Ruhunla göreceksin!'. Öyle demişti annem. Bunu başarabilen çok az doğrusu. (...) Bazen saydam olduğumu düşünürüm. Bana bakarlar, bakışları içimi delip geçer. Meselâ, arkamda ağaç varsa o görünür, duvar varsa o görünür. Ben görünmem ama. Çünkü ben onlara göre yokum, yokmuşum yani. Su gibiyim. Hayır, hayır aslında ben bir hayaletim. Yani öyle olmalıyım. Yoksa niye ben yokmuşum gibi davransınlar ki?" (Sayfa 1)

Mila, beş yaşında konuşma güçlüğü olan, özel eğitime giden, annesi babası ayrılmış, annesi ile yaşayan otizmli bir çocuk.

Anlatı boyunca okur Mila ile birlikte özel derste neler yapılıyor, Tanrı ile neler konuşup ondan neler istiyor öğreniyoruz. Böylece iç dünyasına da izin verdiği kadar tanık olabiliyoruz. Örneğin, Tanrı ile sohbetinden şekilleri çizebilmeyi çok istediğini ve parkta konuşamadığı için onunla alay çocuklar olduğunu öğreniyoruz. Tanrı'dan istediği ona aptal diyen çocukların bıyıklarının çıkması ve kulaklarının içlerinin sinekle dolması.

Annesi ile ilişkisine, Mila'yı tek başına yetiştiren annenin sonsuz sevgisine ve kimi zaman da sabrının taşmasına tanık oluyoruz. Özel derslerde konuşma ilerlerken becerilere çorap değiştirmek, pipetle su içmeyi öğrenmek, makasla kâğıt şeritleri ikiye kesmek de ekleniyor. Bir de boncukları ipe dizmek.

Annesinin tek amacı var "ileride her şeyini tek başına yapabilmesi". Mila, ölünceye kadar özel eğitime gideceğini zannederken bir gün okulun servisine bindi. Ama servise bindiği gün uykuya daldı ve serviste unutuldu. Gözlerini açıp olanı anladığında "aslında bir hayalet olduğuma o gün kesin olarak inandım" diyen Mila müthiş bir korku ve ağlama nöbeti geçirdi. Sonunda fark edildi, ama olan olmuştur.

Anne Mila'yı okuldan alır. İkinci kez taşınırlar, özel eğitim sürer. Yeni taşındıkları yerde bebek adımları ile bazı değişiklikler olmaya başlar. Kimseyle dokunarak temas kurmayı istemeyen annesi ile dahi göz göze bakışmayan Mila bir yavru kediyi okşar.

Derken kediyi okşadığını gören site çocuklarından Cihan, onunla konuşur. "Kedileri çok severim ama babam almama izin vermiyor" der. Mila ise gıkını çıkarmaz ama içinden" belkide hayalet değilimdir" diye geçirir.

Anlatı böylece sürerken okur, hem otizmli bir çocuğun anlaşılması güç tepkilerini anlama yolunda ilerliyor, özel eğitimdeki çabasına ve ilerlemesine tanık oluyor hem de annesinin onu kendine yeterli bir birey olarak yetiştirebilmek için verdiği mücadeleyi, umutlarını, yorgunluklarını izliyor, anne kızı daha iyi anlıyor.

Arkadaşları da Mila'yı zamanla daha iyi anlıyor. Tam kriz geçirme aşamasına yaklaşırken kese kağıdı verip ona derin derin üflemesini söylüyorlar. Bu hareket Mila'yı sakinleştirip krizi önlüyor. Bir taraftan farklıyı anlama kapasitemiz yükselirken diğer taraftan sorularımız artıyor. "Kızınız çok yaramaz, hiç laftan anlamıyor, saygısız. Ben kızınca da sürekli bağırıyor ya da sallanıyor" diyen öğretmen otizm konusunda hiç eğitim aldı mı? Devletin otizmli çocukları anlamak ve yaşamlarını kolaylaştırmak için öğretmenden beklediği işbirliğine verdiği destek nedir? Yeterli meslek içi eğitim programı ve danışma desteği var mıdır?

Anlatı çok mutlu bir sona kavuşuyor. Bu son içinizi ısıtıp sevginin gücünü anımsatacak. Mila'nın 25 yaşına geldiğinde nerede çalıştığını okuduğunuzda suratınıza gün boyu silinmeyecek bir gülücük yerleşecek. Güzin Öztürk, kararmamış yüreğe sahip dili akıcı kullanan, anlatısında gereksiz hiçbir detay ve sözcüğe yer vermeyen, yaşatmak istediği duyguyu hangi olaylarla pekiştireceğini hesaplamış bir genç yazar. Otizm konusundaki ön hazırlığını çok iyi yapmış. Otizmli çocuk hakkında zerre acıma uyandırmaya çalışmadan meselesini aktarıp empati sağlayabilen ve eğitimle otizmli bireylerin varabilecekleri yerleri işaret eden umutlu bir anlatı ortaya koymuş, dilerim çok okunur.

Bir yazının daha sonuna geldik. Farklıyı farkettiğiniz, farklıiledostolduğunuzbirgüzel ay olsun Mart ayı, sağlıkla, sevgiyle kalın.

ahru@tnn.net

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.