Akdeniz’in mücevheri: Monako

Sadece 2 kilometrekarelik bir alana sığan Monako, kraliyet hikâyeleri, Formula 1 tutkusu, görkemli yatları ve sanatla iç içe yaşam kültürüyle Akdeniz’in en göz alıcı adreslerinden biri. Yedi asırdır Grimaldi Hanedanı’nın yönettiği bu küçük prenslik, ihtişamı ve köklü geçmişiyle ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Akdeniz’in mücevheri: Monako

Sabah saatlerinde Port Her­cules'te yürürken bir yanda yüz milyonlarca euroluk yat­ları, birkaç sokak ötede ise yüzyıl­lardır değişmeyen saray duvarla­rını görmek mümkün. Geçmiş ile günümüzü, aristokrat geleneklerle modern lüksü aynı karede buluş­turan prenslik; küçücük yüzölçü­müne rağmen dünyanın en dikkat çekici yaşam merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Monako’nun tarihi, bir Hollywo­od filmini aratmayacak kadar ent­rika ve cesaret dolu. Bu küçük top­rak parçasının kaderi, 1297 yılında François Grimaldi’nin kıvrak ze­kasıyla sonsuza dek değişti. Bir ge­ce, kılık değiştirmiş bir Fransisken keşişi (Fransızca'da moine, Mona­ko isminin de kökenlerinden biri olduğu söylenir) kılığında kaleye sızan François ve adamları, kaleyi Cenevizlilerin elinden aldı. O gün­den bu yana, tam yedi asırdır Mo­nako, Grimaldi ailesi tarafından yönetilmektedir. Ülkenin ulusal armasında kılıç tutan iki keşiş fi­gürü, işte bu tarihi geceye bir saygı duruşudur.

19. yüzyıla gelindiğinde Monako, ekonomik zorluklarla boğuşan kü­çük bir prenslikti. Ancak Prens III. Charles’ın vizyoner hamlesi her şeyi değiştirdi. 1865 yılında efsane­vi Monte Carlo Casino’sunun kapı­ları açıldı ve Monako, Avrupa aris­tokrasisinin, sanatçıların ve mace­raperestlerin akınına uğradı. Bir demiryolu hattının da inşa edilme­siyle Monako, izole bir kale olmak­tan çıkıp dünyanın en elit eğlence ve tatil merkezine dönüştü. Bugün Prens II. Albert önderliğinde yöne­tilen ülke, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalırken aynı zamanda mo­dernitenin ve çevresel sürdürüle­bilirliğin de öncüsü konumunda.

Monako’nun yakın tarihinde­ki en dikkat çekici figürlerden biri ise kuşkusuz Prens III. Rainier. 20. yüzyılda Monako’nun modernleş­mesinde önemli rol oynayan Ra­inier, ülkeyi finans, turizm, kül­tür ve spor alanlarında da güçlü bir konuma taşımıştır. Amerikalı oyuncu Grace Kelly ile yaptığı ev­lilik ise Monako’yu dünya kamu­oyunun gözünde adeta masalsı bir prenslik hâline getirdi. Grace Kelly’nin zarafeti, Monako’nun kültürel imajının ayrılmaz bir parçasına dönüştü.

Akdeniz’in mücevheri: Monako - Resim : 1

Prensliğin simgeleri

Monako’nun yüzölçümü küçük olabilir ancak saraylarından mü­zelerine, efsanevi meydanlarından yat limanlarına kadar her köşesi ül­kenin ihtişamlı kimliğini yansıtan simge yapılarla dolu.

Prens Sarayı (Palais Princier de Monaco): Monako Kayalığı (Le Rocher) üzerinde yer alan saray, Grimaldi ailesinin resmi ikamet­gahıdır. Her gün saat 11:55’te ger­çekleşen ve geleneksel üniformalı muhafızların katıldığı "Nöbet De­ğişimi" töreni, turistlerin en çok il­gi gösterdiği ritüellerdendir. Sara­yın devlet odalarındaki altın varak­lı işlemeler ve Rönesans esintileri görülmeye değer.

Monte Carlo Kumarhane­si ve Meydanı (Casino de Mon­te-Carlo): Paris Operası'nın da mimarı olan Charles Garnier tara­fından tasarlanan bu bina, Mona­ko’nun sembolü. Önündeki mey­dan (Place du Casino), dünyanın en lüks otomobillerinin sergilendiği bir açık hava müzesi gibi. Binanın dışı da içi kadar görkemlidir; fresk­ler, heykeller ve devasa kristal avi­zelerle süslü salonlar ziyaretçileri 19. yüzyılın "Belle Époque" (Güzel Dönem) yıllarına götürür.

Oşinografi Müzesi (Musée Océanographique): Uçurumun kenarına adeta asılı duran bu mu­azzam müze, 1910 yılında I. Albert tarafından kuruldu. Yıllarca efsa­nevi deniz bilimci Kaptan Jacqu­es-Yves Cousteau tarafından yöne­tilen müze, devasa akvaryumları, köpekbalığı lagünleri ve deniz bi­limlerine adanmış eşsiz koleksi­yonlarıyla hem çocukları hem de yetişkinleri büyülüyor.

Egzotik Bahçe (Jardin Exo­tique): Monako'nun yüksek tepe­lerinden birinde yer alan bu bahçe, dünyanın dört bir yanından geti­rilmiş binlerce çeşit kaktüs ve su­kulent bitkisine ev sahipliği yapar. Bahçeden Monako Körfezi'nin kuşbakışı görünümü nefes kesici.

Port Hercules ve Fontvieille: Milyar dolarlık yatların demirle­diği Port Hercules, deniz tutkunla­rı için büyüleyici bir seyir noktası. Fontvieille ise ülkenin deniz dol­durularak kazanılan nispeten yeni bölgesidir ve daha sakin, estetik bir yürüyüş rotası sunuyor.

Lüksün sanatla buluştuğu yer

Monako’nun ihtişamı yalnızca saraylarında, yat limanlarında de­ğil; opera, bale ve çağdaş sanat et­kinlikleriyle şekillenen güçlü kül­tür hayatında da kendini gösteri­yor. Kültürel zenginliğiyle de öne çıkan Monaco’da dar bir alana bu kadar çok sanat etkinliğinin sığ­ması şaşırtıcı görünebilir ama Mo­nako yönetimi, sanatı her zaman devlet onurunun bir parçası olarak görmüştür.

Monte-Carlo Operası (Opéra de Monte-Carlo): Casino bina­sının içinde yer alan ve Salle Gar­nier olarak bilinen bu opera bina­sı, akustik mükemmelliği ve ola­ğanüstü süslemeleriyle bilinir. Yüzyılı aşkın süredir dünyanın en büyük opera sanatçılarını ve balet­lerini ağırlamıştır.

Les Ballets de Monte-Car­lo: 1980'lerde Prenses Grace'in (Grace Kelly) dileği üzerine yeni­den canlandırılan Monako Balesi, bugün Jean-Christophe Maillot yönetiminde dünyanın en prestijli dans topluluklarından biridir.

Ayrıca Monako'da yıl boyunca Grimaldi Forum’da uluslararası çağdaş sanat sergileri, Monte-Car­lo İlkbahar Sanat Festivali (Prin­temps des Arts) ve dünya çapında sanat ustalarının eserlerinin sergi­lendiği sayısız özel galeri sanatse­verleri ağırlar.

Akdeniz’in mücevheri: Monako - Resim : 2

Prenslere yakışır konaklama

Monako’da oteller yalnızca ko­naklama mekânları değil; ülke­nin zarafet anlayışını, köklü mi­safirperverlik geleneğini ve lüks yaşam kültürünü yansıtan baş­lı başına birer simge niteliğinde. Monako’da otelcilik sektörü, bir "kraliyet deneyimi" sunmak üze­rine kuruludur.

Hôtel de Paris Monte-Carlo: Casino Meydanı'nın hemen sağın­da yer alan bu efsanevi otel, 1864'te açıldığından beri dünyanın en ta­nınmış simalarını ağırlamıştır. Winston Churchill’den Frank Si­natra’ya, Elizabeth Taylor’dan gü­nümüzün asilzadelerine kadar uzanan ziyaretçi listesiyle Hô­tel de Paris, Monako ihtişamının adeta merkez üssüdür. İçerisinde­ki Alain Ducasse’a ait üç Michelin yıldızlı "Le Louis XV" restoranı, dünya gastronomisinin zirvesidir.

Hôtel Hermitage Monte-Car­lo: "Belle Époque" mimarisinin şa­heserlerinden olan Hermitage ote­li, Gustav Eiffel (Eiffel Kulesi'nin mimarı) tarafından tasarlanmış efsanevi cam kubbesi (Kış Bahçe­si) ile ünlü. Paris'teki otellere kı­yasla daha samimi ama bir o kadar da gösterişli bir zarafete sahip.

Monte-Carlo Bay Hotel & Re­sort: Daha modern ve tatil köyü havası arayanlar için tasarlanan bu otel, kumsallı devasa lagün ha­vuzu, tropik bahçeleri ve modern tasarımıyla Monako'nun dinamik ve yenilikçi yüzünü temsil ediyor.

Monako’da yaşam tarzı, yüksek güvenlik, sonsuz sükunet ve sınır­sız lüksün kusursuz bir harma­nı. Sokaklarda yürürken bir yan­da dünyanın en pahalı spor ara­balarını, diğer yanda köpeklerini gezdiren, günlük şıklığıyla göz ka­maştıran bölge sakinlerini (Mone­gasque) görebilirsiniz.

Vitrinlerdeki ihtişam

Monako’da alışveriş, ih­tiyaçtan çok bir yaşam bi­çimi. Dünyanın en seçkin moda­evleri, mücevher markaları ve sa­at üreticileri, prensliğin zarafet anlayışını yansıtan göz alıcı bu­tiklerde ziyaretçilerini karşılıyor. Monte Carlo çevresinde dünya­ca ünlü moda markalarının butik­lerine rastlamak mümkün. Saat, mücevher, haute couture, parfüm ve tasarım ürünleri Monako’da yalnızca alışveriş nesnesi değil, aynı zamanda estetik bir yaşam anlayışının göstergesi. Buradaki vitrinler, ülkenin genel atmosfe­riyle uyumlu biçimde zarif ve gös­terişli.

Güvenlik ve vergi cenneti

Monako, dünyada polis yoğun­luğunun en fazla olduğu, suç ora­nının ise sıfıra yakın olduğu bir ülkedir. Bu olağanüstü güvenlik, yüksek gelir vergilerinden mu­af olan milyarderlerin ve ünlü sporcuların burayı ev olarak seçmesinin baş nedenle­rinden biridir. Sokaklarda gece geç saatlerde bile huzurla yürü­nebilir.

Üst düzey alışveriş ve gastronomi

Ünlü Carré d'Or (Altın Meydan) bölgesi, dünyanın dört bir yanın­daki elit markaların en görkem­li butiklerine ev sahipliği yapar. Akşam olduğunda ise yaşam, Mi­chelin yıldızlı restoranlardan ge­ce kulüplerine (Jimmy'z de efsa­nevi bir örnektir) kayar. Akdeniz diyetinin İtalyan ve Fransız mut­fağıyla buluştuğu gastronomi kül­türü, bölgeye özgü "Barbagiuan" (ıspanaklı, peynirli yerel börek) gibi lezzetlerle de taçlanır.

Akdeniz’in mücevheri: Monako - Resim : 3

Şehrin kalbinde Formula 1

Monako’da Formula 1 yalnızca bir spor organizasyonu değil, prensliğin kimliğinin ayrılmaz bir parçası. Yılın birkaç günü boyunca sokaklar yarış pistine dönüşürken, tüm ülke dünyanın gözlerini üzerine çeken dev bir açık hava tribününe dönüşüyor. Her yıl Mayıs ayında şekil değiştiren ülkede daracık cadde ve sokaklar, dünyanın en zorlu ve en prestijli Formula 1 pistine (Monaco Grand Prix) dönüşüyor. İnsanların yarışları otel balkonlarından, yatlarından veya özel teraslarından izlediğine şahit olabilirsiniz.