Assos’ta doğan probiyotik yaşam felsefesi
Ayfer Ceylan Rençberoğlu, sekiz yıl önce İstanbul’daki iş hayatını bırakıp Çanakkale’de Assos’a taşındı. Eşi Kazım Rençberoğlu ile birlikte kurdukları çiftlikte ilk başta kendi ihtiyaçları için ürettikleri probiyotikli peynirler zamanla etraftan da talep görmeye başlayınca Almanya’dan simentel cinsi inek getirip probiyotikli tereyağı başta olmak üzere sürdürülebilir süt ürünleri üretmeye başladılar. Rençberoğlu ile probiyotik yolculuğunu konuştuk.
İstanbul’daki kurumsal hayatı bırakıp Assos’a yerleşme ve probiyotik süt ürünleri üretimine başlama kararını nasıl aldınız?
Kazım R.: İstanbul’da ben matbaacılık yapıyordum, eşim Ayfer ise diş hekimliği kliniğinde çalışıyordu. Ayfer’de kabızlık, bende de sürekli bir gastrit rahatsızlığı vardı. Bir arkadaşımızı kanserden kaybedince İstanbul’u terk etmeye ve daha sağlıklı bir hayat sürmeye kararı verdik. Eşim Assos’u çok seviyordu. Kendi sağlığımızı korumak için buraya taşındık, halkımıza sağlıklı ürünler sunmak amacıyla da probiyotikli süt ürünleri üretmeye başladık.
Üretim tesisinizi nasıl kurdunuz ve hangi inek cinsiyle çalışıyorsunuz?
Kazım R.: Mayaları ve üretim fikirlerini öğrendikten sonra uygun inek cinsini araştırdık ve Almanya’dan sütündeki yağ ile protein oranı tereyağı ve peynire çok uygun olan Simentel cinsi inekleri getirttik. İlk başta 10 inekle başladık, altı ay kadar iki gıda mühendisiyle çalıştık. Şu an Behramkale’de kiraladığımız arazilerde tamamen organik solucan gübreleriyle, sıfır kimyasalla kendi yemimizi yetiştiriyoruz. Şu an 17’si sağmal anaç olmak üzere toplam 40 ineğimiz var.

Süt üretimi ilk aşamada nasıl büyüdü ve profesyonelleşti?
Ayfer Ceylan R.: İlk başta kendimiz için yapıyorduk. Doğum yapan tek bir hayvanımız vardı ve günde 5-6 kilo süt çıkıyordu. Sonra diğer hayvanlar da doğurup ürettiğimiz süt çoğalınca işi büyütmeye karar verdik. Eşimin yakın arkadaşı olan ve Türkiye’ye probiyotik ile kefiri ilk getiren kişilerden biri olan Haydar Yılmaz ile çalışmaya başladık. Bakterileri öldürmeden en sağlıklı üretimi nasıl yapacağımızı uzmanlarla 8 aylık bir süreçte öğrenip kendi sistemimize oturttuk.
“Bu tereyağı dünyada bir ilk”
Ürettiğiniz tereyağının en önemli özelliği nedir?
Ayfer Ceylan R.: Ürettiğimiz yayık tereyağını yoğurttan yapıyoruz ve iki tip bakteri kullanıyoruz. Birinci grup mide ve ince bağırsağı düzenleyen probiyotik bakteriler, ikinci grup ise kalın bağırsağı düzenleyen kombiyotik bakteriler. Bu tereyağı hem yoğurttan yapılması hem de bu iki tip bakterinin kullanılması açısından dünyada bir ilktir.
Tereyağı dışında ürün yelpazenizde neler yer alıyor?
Ayfer Ceylan R.: Orijinal şirden maya ve probiyotik maya kullandığımız salamura peynirimiz, Erzincan tulum peynirimiz ve probiyotik ile kombiyotik bakterilerden yapılan kalsiyum deposu çökeleğimiz var.
Probiyotiklerin insan sağlığı üzerindeki temel işlevi nedir?
Ayfer Ceylan R.: Probiyotik bakteriler vücudumuzun genelkurmay başkanıdır. Bağırsak florası probiyotik bir bariyerdir. Bunlar hafızalı bakterilerdir; ağızdan giren her şeyi kodlayıp mideye ve bağırsağa bildirirler. Zararlı bir mikrop girdiğinde üzerine çullanıp kalın bağırsaktan dışarı atarlar ve vücuda temas ettirmezler. Ayrıca aşıları vücuda tanıtan da bu bakterilerdir.
Sizin bu alandaki geçmişiniz nereye dayanıyor?
Ayfer Ceylan R.: Benim de eşimin de ailesi zaten bu işi yapıyordu. Çocukluğumdan beri evimize dışarıdan peynir ve tereyağı girmezdi, memleketimiz Erzincan’dan kendi hayvanlarımızın sütünden gelirdi. Küçükken babaannemin tereyağı yapımını izler, yayıkta tereyağının çıkışını büyük bir heyecanla takip ederdim.

Ev yapımı turşu ve sirke
Sağlıklı beslenme için siz nelere dikkat ediyorsunuz?
Kazım R.: Bütün hastalıkların anası mide ve bağırsaktır. Bağırsaklarımız aslında birinci beynimizdir. Yoğun antibiyotik kullanımı, kimyasal gıdalar ve alkol, bağırsaktaki probiyotik bariyerini öldürür. Probiyotikleri yaşam biçimi haline getirmeliyiz. Ev yapımı sirke, turşu ve fermente ürünler tükettiğimizde enerjimiz ve hastalıklara direncimiz artar. Evde yoğurt yapmak için probiyotik maya temin edilerek günlük sütle fermente edilebilir; sütün sulu veya yağlı olması önemli değil. Tüketicilerimize hep söylüyoruz; bizden almak zorunda değilsiniz ama gıdanızı doğru kişiden alın.
Probiyotikli süt ürünleri almak isteyenler ürünlerinize nasıl ulaşabilir?
Kazım R.: Ürünlerimize Instagram üzerindeki @Assosciftlik hesabımızdan ulaşılabilir.
Hap niyetine tereyağı
Zeytinyağı ve tereyağının yüksek ısı karşısındaki farkı nedir?
Ayfer Ceylan R.: Zeytinyağı yanan bir gıda değildir, yanmaz; fakat birkaç kullanımdan sonra o da kendinde var olan sağlıklı bölümü bitirmiş olur. Tereyağında ise en doğru tüketim şekillerinden biri de sabahları buzdolabından bir çay kaşığı alıp, hiç kahvaltı yapılmayacak günlerde dahi "hap niyetine" tüketmektir. Maksat o sağlıklı bakteriyi vücuda yerleştirmektir.
Tüketiciler kaliteli ve doğru tereyağını nasıl ayırt edebilir?
Ayfer Ceylan Rençberoğlu: Market ürünlerinin çoğunda doğru tereyağı üretimi bulunmuyor. Aldığınız ürünün içeriğinin dikkatle okunması gerekiyor. Etikette yüze 80 süt ibaresi varsa tercih edilebilir. Ancak yüzde 40 gıda katkı maddesi veya yüzde 40 süt kültürü gibi ibarelerin olduğu ürünlerin yanından dahi geçilmemelidir.
“Tereyağı yemeğe sonradan eklenmeli”
Mutfaklarımızda tereyağını yemek pişirme esnasında ne zaman eklemeliyiz? Doğru bildiğimiz yanlışlar neler?
Ayfer Ceylan R.: Gastronomi dünyasında tereyağı sadece bir lezzet arttırıcı değil, doğru kullanıldığında bünyeye canlılık katan fermente bir gıdadır. Ancak çoğumuz mutfağa girdiğimizde tereyağını yanlış aşamada kullanarak içeriğindeki şifayı kaybettiriyoruz. Yemek yaparken tereyağını ilk etapta kullanmamalıyız. Soğan kavururken örneğin zeytinyağı kullanmalı, yemek pişmeye devam ederken son dakikalarda—yani yemeğin altını kapatmaya üç ila beş dakika kala—tereyağını eklemeliyiz. Çünkü tereyağının yüksek ısıya maruz kalmaması gerekiyor. Pilav da olsa, kuru fasulye de olsa yüksek ısıya maruz bırakıldığında tereyağında başka bakteriler oluşur ve fermente ile toplanan probiyotikleri doğru şekilde vücudumuza alamayız. Süreyi kısa tutarak son dakikalarda yemeğe eklemek en sağlıklı kullanım şeklidir.