Truva’dan Marmara’ya…

Christopher Nolan bizi büyülü­yor. On yıllardır şaşırtıyor, ko­nuşturuyor ve hep mükemmeli su­nuyor. Kozmosun derinliklerine, çoklu rüya katmanlarına, zaman­da ileri ve geri yolculuklara ve Go­tham'ın karanlık kalbine, Oppen­heimer’in vicdanına götürüyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Truva’dan Marmara’ya…

Görkemli Odyssey’yi geçen hafta Kanyon’da izledim. Çok uzun bir aradan sonra sinemada geçecek üç saat gözümü korkut­sa da büyük bir masalın içine düş­tüm ve büyülendim.

Odysseus rolü için uzattığı sa­kalı ve gerçek Draken gemileriyle Ege’nin açık denizlerine yelken açan ‘Ozempic’li Matt Damon da çok iyiydi, hiçbir filminde olma­dığı kadar iyiydi.

Filmi çok sevdim. Çünkü bu hikâye bize hiç de uzak değil.

Bizler için sadece beyazperdede bir kurgu değil

Yanı başımızda; Çanakkale Bo­ğazı’nın girişinde, adaların koy­larında, Homeros’un o meşhur tasviriyle "şarap rengine dönen" denizlerde, Ege ve Akdeniz coğraf­yasında yaşayan bizler için bu des­tan, sadece beyazperdede izlenen bir kurgu değil; toprağını, denizini ve o denizden çıkan tatları ruhu­muzda taşıdığımız canlı bir miras. Nolan’ın IMAX kameralarıyla bu coğrafyanın vahşi ve kadim güzel­liğini o rahat sinema koltuklarımı­za getirmesi, tam anlamıyla görsel bir ziyafet. Ziyafet kelimesinin de altını çizmek gerekiyor. Filmin o sarsıcı oburluk sahnesini izlerken, Nolan'ın insan doğasındaki hırsı ve iştahı nasıl bir görsel şölene dö­nüştürdüğüne hayran kalıyorsu­nuz. Çok ince bir çizgi iştahla, aç gözlülüğü ayıran.

Bu yaz sinema severler için Ody­ssey yazı oldu. İlyada ve Odyssey tüm dünyada yeniden basılıyor, il­gi her geçen gün artıyor. Gezgin­ler de sıraya girdi diye düşünüyo­rum. Truva’dan başlayarak İtha­ka, Sicilya'nın kuzeybatısındaki Favignana Adası, Zakintos, Athina ve Delphi'yi keşfetmek için start verildi, rota belirlendi. Çanakkale yakınlarındaki antik Truva kenti Odysseus'un hikâyesinin başlan­gıç noktası olarak kabul ediliyor. Ama önce bizler bu antik dokuz yerleşim katmanlı kenti ve şahane Troya Müzesi’ni görmeliyiz. Mü­ze Kültür ve Turizm Bakanlığı ta­rafından açılan ulusal mimari ya­rışması sonucunda kazanan Ömer Selçuk Baz ve Yalın Mimarlık ta­rafından tasarlandı ve tasarımıyla birçok ödül kazandı. 2018 yılında açılan müze yüzyılı aşkın bir süre­dir, yapılan büyük emek isteyen ar­keolojik çalışmaları görünür kıldı.

Ziyaretçiler müzeyi gezerken yedi başlığı takip ediyorlar: Troas Arkeoloji Bölgesi, Troya'nın Tunç Çağı, İlyada Destanı ve Troya Sa­vaşı, Antik Dönemde Troas ve İli­on, Doğu Roma ve Osmanlı Döne­mi, Arkeoloji Tarihçesi, Troya'nın İzleri. İnteraktif sunumlar, büyük boy fotoğraflar, sahne canlandır­maları ve arkeometrik tarihleme yöntemleriyle sadece bir sergi ala­nı değil; yaşayan bir oryantasyon ortamı sunan müzeyi görmek için artık çok iyi bir sebebiniz var.

Marmara Adası’ndan Çanak­kale, Tekirdağ ve Adalara bakar­ken gelecek hafta düzenlenecek 5. Marmara Adası Edebiyat Fes­tivali’den de bahsetmek isterim. Gönüllülerin, sivil toplum kuru­luşlarının ve yerel paydaşların or­tak çabalarıyla başlayıp büyüyen bir festivalimiz var. Beşinci yı­lında Marmara Adası’nın kültür ve sanat yaşamına değer katmayı sürdürüyor. Adanın edebiyat ve sanat geçmişinden beslenen or­ganizasyon, farklı kuşaklardan yazarları ve okurları aynı zemin­de buluştururken, kültürel mira­sın gelecek nesillere aktarılması­na katkı sunuyor.

Bu yıl ‘Umut Kelimelerden Do­ğar’ temasıyla düzenlenen festival kapsamında Anastasia Laukka­nen, Aslı Atasoy, Ayşe Kulin, Ay­şe Övür, Ayşegül Devecioğlu, Ch­ristina Schray, Eylem Ata, Güzin Değişmez, Hakan Günday, Hikmet Hükümenoğlu, Murat Meriç, Mu­rathan Mungan, Nazlı Ökten, Oya Baydar, Özgür Mumcu, Rafet Ke­mancı, Sevengül Sönmez ve Taner Sayacıoğlu okurlarla bir araya ge­liyor. Programda film gösterimle­ri, ‘Sabahattin Ali Akşamı’, imza günleri, söyleşiler, dans gösterile­ri ve müzik dinletileri yer alıyor. Ben eksiksiz okuduğum Murathan Mungan ve Hakan Günday ile kar­şılaşma ümidiyle Ada’dan çıkamı­yorum.