Podyumdan perdeye

Bir zamanlar moda evlerinin sinemayla ilişkisi, oyuncuları giydirmekten ibaretti. Bugün tablo tamamen değişti. Saint Laurent film yapım şirketi kuruyor, Miu Miu kadın yönetmenlere kısa filmler çektiriyor, Prada yıllardır bağımsız sinemaya yatırım yapıyor. Lüks markalar artık sadece kıyafet üretmiyor; kültür üretmeye de talip oluyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Podyumdan perdeye

Geçmişte bir moda evi için Oscar töreninde bir oyuncunun üzerin­de kendi tasarımını görmek bü­yük başarı sayılırdı. Kırmızı halı, markaların en prestijli vitriniydi. Şimdi ise aynı markalar kırmızı halının birkaç adım ötesine geçi­yor. Oyuncuları giydirmekle ye­tinmiyor, senaryoların yazıldığı masada, filmlerin finansmanında ve yapım sürecinde de yer alıyor. Çünkü günümüzün en güçlü lüks markaları, yalnızca gardıropları­mızda değil, kültürel hafızamızda da kalıcı bir yer edinmek istiyor.

Moda ile sinema arasındaki ilişki yeni değil. Hubert de Given­chy'nin Audrey Hepburn için ta­sarladığı elbiseler, Yves Saint La­urent'in Catherine Deneuve ile kurduğu yaratıcı ortaklık ya da Giorgio Armani'nin American Gigolo filmiyle erkek giyimine ge­tirdiği yeni siluet, sinema tarihi­nin unutulmaz işbirlikleri arasın­da yer alıyor. Moda evleri yıllarca beyazperdede görünür olmanın peşindeydi. Karakterlerin nasıl giyineceğine karar veriyor, film­lerin estetik dünyasına katkıda bulunuyorlardı. Ancak son birkaç yıldır sessiz sedasız başka bir dö­nem başladı. Artık lüks moda ev­leri kostüm tasarımcısı olmanın ötesine geçiyor. Filmlerin yapım­cısı oluyor, yönetmenlerle uzun soluklu ortaklıklar kuruyor, ba­ğımsız sinemaya yatırım yapıyor. Kısacası, hikâyeyi giydirmek ye­rine hikâyenin kurulmasına kat­kı veriyor. Bu değişim ilk bakışta iletişim stratejisi gibi görünebilir. Oysa arkasında çok daha derin bir dönüşüm var.

Podyumdan perdeye - Resim : 1

Reklamdan daha kalıcı bir şey var

Lüks markalar uzun yıllar bo­yunca görünür olmak için kla­sik reklam yöntemlerine yatı­rım yaptı. Dünyaca ünlü fotoğ­rafçılarla kampanyalar çekildi, Hollywood yıldızları marka el­çisi oldu, dergi kapakları ve bil­lboard'lar iletişimin en önemli araçlarıydı. Bugün bunların hiç­biri önemini tamamen kaybet­medi. Ancak etkileri eskisi kadar uzun ömürlü de değil. Çünkü di­jital çağda bir kampanyanın öm­rü bazen yalnızca birkaç gün sü­rüyor. İyi bir film ise yıllar son­ra yeniden izlenebiliyor. Film festivallerinde dolaşıyor, akade­mik çalışmalara konu oluyor. Ye­ni kuşaklar tarafından keşfedili­yor. Bir reklam kampanyası satış yaratabiliyor ama iyi bir film kül­türel hafızanın parçası haline ge­liyor. Lüks markaların sinemaya yönelmesinin en önemli nedenle­rinden biri de bu.

Saint Laurent yeni bir sayfa açtı

Bu dönüşümün en dikkat çeki­ci örneklerinden biri Saint Lau­rent. Markanın kreatif direktörü Anthony Vaccarello'nun öncülü­ğünde kurulan Saint Laurent Pro­ductions, bir moda evinin doğru­dan film yapımcılığına soyundu­ğu ilk büyük girişimlerden biri oldu. Üstelik tercih edilen isim­ler de tesadüf değil. Pedro Almo­dóvar, David Cronenberg, Paolo Sorrentino, Jim Jarmusch, Cla­ire Denis...Bu isimlerin ortak bir özelliği var. Hiçbiri gişe rekorla­rı kıran Hollywood yönetmenleri değil. Ama hepsi sinema dünya­sında büyük saygı gören, kendi di­li ve izleyicisi olan yönetmenler. Saint Laurent'in tercihi de aslın­da markanın nasıl anılmak istedi­ğini gösteriyor. Amaç sadece bir filme finansör olmak değil, sine­ma dünyasının içinde, sözü dinle­nen bir marka olmak.

Podyumdan perdeye - Resim : 2

Miu Miu yıllardır hikâye anlatıyor

Aslında bu yaklaşımın öncüle­rinden biri Miu Miu. 2011 yılında başlatılan Women's Tales proje­si, moda dünyasının en uzun so­luklu kısa film girişimlerinden biri haline geldi. Marka bugüne kadar onlarca kadın yönetmene kısa film çekme özgürlüğü tanıdı. İşin ilginç yanı şu: Bu filmleri izlediğinizde çoğu zaman kıyafetleri fark etmi­yorsunuz bile. Aklınızda kalan, ka­rakterlerin duyguları oluyor. Belki de bu projelerin en ilginç tarafı şu: Film bittiğinde aklınızda bir çan­ta ya da bir kaban kalmıyor. Hikâ­ye kalıyor, karakterler kalıyor. Miu Miu da bunun peşinde zaten. Kıya­fetlerini filmin merkezine koymak yerine, iyi anlatılmış bir hikâyenin içinde görünmeyi tercih ediyor.

Prada'nın yolu çok daha eski

Kültürle en güçlü ilişkiyi kuran moda evlerinden biri ise hiç kuş­kusuz Prada. Miuccia Prada'nın yıllar önce kurduğu Fondazione Prada, bugün yalnızca bir sanat vakfı değil, çağdaş sanat, mimar­lık, sinema ve düşünce dünyası­nın önemli buluşma noktaların­dan biri. Milano'daki merkezin­de düzenlenen sergiler kadar film gösterimleri, konferanslar ve kül­türel etkinlikler de uluslarara­sı ölçekte ilgi görüyor. Bu yüzden Prada'nın bağımsız sinemaya ver­diği destek şaşırtıcı değil. Çünkü marka uzun zamandır modayı, sa­natın yalnızca bir komşusu olarak değil, aynı evin farklı odalarından biri olarak görüyor.

Asıl yatırım kültürel itibara

Peki bütün bu yatırımlar ger­çekten para kazandırıyor mu? Muhtemelen hayır. En azından doğrudan değil. Bir filmin gişe ba­şarısı, milyarlarca euroluk ciroya sahip moda evleri için belirleyici bir gelir kalemi değil. Kazandık­ları şey çok daha soyut. Bir film festivalinde görünmek, genç bir yönetmenin kariyerine katkı sun­mak, sanat çevrelerinin konuş­tuğu projelerin içinde yer almak markaya, klasik reklam kampan­yalarının satın alamayacağı bir saygınlık kazandırıyor.